Bir fotoğraf paylaşıyoruz. Ardından telefon elimizden pek düşmüyor. Kimler beğendi? Kaç kişi hikâyeyi izledi? Acaba yorum gelecek mi? Beklediğimiz ilgiyi göremediğimizde hafif bir hayal kırıklığı, beklediğimizden fazla ilgi gördüğümüzde ise belirgin bir keyif hissediyoruz. Sosyal medya hayatımızın doğal bir parçası haline gelmiş durumda. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir nokta var: Sosyal medyada yaşadığımız duygular yalnızca teknolojiyle ilgili değildir. Paylaşım yaparken, beğeni beklerken veya takipçi sayımızı kontrol ederken aslında çok daha eski, çok daha derin psikolojik ihtiyaçlarımız harekete geçiyor olabilir.
Şema terapi perspektifinden bakıldığında sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda çocuklukta şekillenen ihtiyaçlarımızın, yaralarımızın ve ilişki kurma biçimlerimizin görünür hale geldiği bir sahnedir.
Görülmek İnsan Olmanın Temel Bir İhtiyacıdır
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Beğenilmek istemek anormal değildir. Hepimiz görülmek, duyulmak ve önemsenmek isteriz. Şema terapiye göre her insanın doğuştan getirdiği temel duygusal ihtiyaçlar vardır. Güvenli bağlanma, kabul edilme, aidiyet hissetme, değerli görülme, özerklik geliştirme ve duygularının anlaşılması bu ihtiyaçlardan bazılarıdır.
Sağlıklı gelişim gösteren bir çocuk, ebeveynlerinin gözlerinde kendisine yer bulur. Üzüldüğünde teselli edilir, sevindiğinde paylaşılır, korktuğunda sakinleştirilir. Böylece zamanla şu içsel mesajı geliştirir: “Ben önemliyim.” “Ben görülmeye değer biriyim.” “Varlığım anlamlı.” Ancak her çocuk bu deneyimi yaşayamaz. Bazıları eleştirel, mesafeli, ihmalkâr ya da koşullu sevgi sunan aile ortamlarında büyüyebilir. Bu durumda kişi yetişkinlikte de hâlâ görülmeye, onaylanmaya ve değerli olduğunun hissedilmesine ihtiyaç duymaya devam eder. Sosyal medya ise bu ihtiyacı karşılayabilecek hızlı ve erişilebilir bir alan sunar.
Beğeni Sayıları Neden Bu Kadar Önemli Hissedilir?
Bir paylaşımın aldığı beğeni sayısı teknik olarak yalnızca bir rakamdır. Ancak psikolojik olarak çoğu zaman bundan çok daha fazlasını temsil eder. Bazı insanlar için beğeniler şu anlama gelebilir: “İnsanlar beni fark ediyor.” “Demek ki yeterince iyiyim.” “Demek ki seviliyorum.” “Demek ki görünmez değilim.” İşte tam bu noktada sosyal medya davranışları ile çocuklukta gelişen şemalar arasında bir ilişki kurmak mümkündür.
Özellikle kusurluluk, duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon ve onay arayıcılık şemaları sosyal medya kullanımında kendilerini belirgin şekilde gösterebilir.
Kusurluluk Şeması ve Sürekli Onay Arayışı
Kusurluluk şeması, kişinin derinlerde bir yerde eksik, yetersiz, değersiz veya sevilmeye layık olmadığına inanmasıyla karakterizedir. Bu kişiler dışarıdan bakıldığında başarılı, çekici veya üretken görünebilirler. Ancak iç dünyalarında sürekli olarak “yeterli miyim?” sorusu dolaşır. Sosyal medya bu noktada kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Paylaşılan fotoğraf yüzlerce beğeni aldığında kişi kendisini daha iyi hisseder. Ancak bu rahatlama genellikle kalıcı olmaz. Bir sonraki paylaşımda aynı kaygı yeniden ortaya çıkar. Çünkü sorun beğeni eksikliği değil, kişinin kendi değeriyle kurduğu ilişkinin kırılgan olmasıdır.
Bu nedenle bazı insanlar bir paylaşımın performansını saatlerce takip eder, gelen yorumları tekrar tekrar okur veya beklediği ilgiyi görmediğinde yoğun hayal kırıklığı yaşayabilir. Aslında görünürdeki problem sosyal medya değil, sosyal medyanın temas ettiği eski değersizlik yaralarıdır.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Görünmezlik Korkusu
Şema terapide sık karşılaşılan bir diğer yapı duygusal yoksunluk şemasıdır. Bu şemaya sahip bireyler çocukluklarında yeterince anlaşılmadıklarını, önemsenmediklerini veya duygusal ihtiyaçlarının görülmediğini deneyimlemiş olabilirler. Böyle kişiler için sosyal medya bazen bir iletişim platformundan çok bir görünür olma alanına dönüşür. Paylaşımlarının altında çoğu zaman bilinçli olmayan şu mesaj bulunabilir: “Beni fark edin.” “Buradayım.” “Beni görün.” Özellikle hikâyelerin kimler tarafından izlendiğini sık sık kontrol etmek, gönderilere gelen tepkileri yoğun biçimde takip etmek veya paylaşım yapmadığında unutulacağını düşünmek bu ihtiyacın bazı yansımaları olabilir.
Elbette bunların varlığı tek başına bir psikolojik soruna işaret etmez. Ancak kişinin özsaygısı büyük ölçüde bu geri bildirimlere bağlı hale geldiğinde kırılganlık artmaya başlar.
Fenomen Olma Arzusu ve Aşırı Telafi Mekanizması
Şema terapiye göre insanlar çocuklukta gelişen şemalarıyla üç temel şekilde baş ederler: teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi. Fenomen olma arzusu bazen aşırı telafi mekanizmasının bir örneği olarak karşımıza çıkabilir. Çocuklukta görünmez hisseden bir kişi yetişkinlikte çok görünür olmaya çalışabilir. Önemsiz hisseden biri herkes tarafından tanınmak isteyebilir. Yetersizlik hisseden biri sürekli başarı ve hayranlık toplamaya çalışabilir. Burada amaç yalnızca takipçi sayısını artırmak değildir. Daha derindeki amaç çoğu zaman kişinin kendisiyle ilgili taşıdığı olumsuz inançları telafi etmektir.
Ancak aşırı telafi stratejilerinin önemli bir riski vardır. Kişi zamanla gerçek benliği ile sunduğu dijital kimlik arasında bir mesafe yaşamaya başlayabilir. Takdir edilen şeyin kendisi mi, yoksa oluşturduğu imaj mı olduğu sorusu giderek daha önemli hale gelir.
Onay Arayıcılık Şeması Dijital Dünyada Nasıl Görünür?
Onay arayıcılık şeması olan kişiler için başkalarının değerlendirmeleri son derece önemlidir. Bu bireyler çoğu zaman kendi ihtiyaçlarından çok çevrenin beklentilerine odaklanırlar. Sosyal medya ise bunun için oldukça uygun bir zemin oluşturur. Paylaşım yapılırken şu düşünceler ön plana çıkabilir: “İnsanlar bunu beğenir mi?” “Acaba yeterince etkileyici görünüyor muyum?” “Takipçiler ne düşünür?” “Bu paylaşım bana puan kazandırır mı?” Bir süre sonra kişi kendi tercihleri yerine kitlenin beklentilerine göre hareket etmeye başlayabilir. Böylece sosyal medya öz ifade alanı olmaktan çıkıp performans alanına dönüşebilir.
Sağlıklı Yetişkin Modu Ne Söylerdi?
Şema terapinin amacı insanları sosyal medyadan uzaklaştırmak değildir. Amaç kişinin sosyal medyayla daha özgür ve sağlıklı bir ilişki kurabilmesidir. Sağlıklı yetişkin modu beğeni almaktan hoşlanabilir. Takipçi sayısının artması onu mutlu edebilir. Ürettiği içeriğin ilgi görmesini isteyebilir. Fakat bunları kendi değerinin ölçüsü olarak kullanmaz. Çünkü sağlıklı yetişkin tarafımız şunu bilir: “Beğenilmek güzeldir ama değerli olmanın koşulu değildir.” “Takipçi sayım benim insan olarak değerimi belirlemez.” “Görülmek istiyorum ama önce kendimi görebilmeliyim.”
Belki de sosyal medya çağında sorulması gereken en önemli soru şudur: Bir paylaşım yaparken gerçekten neyin peşindeyiz? İnsanlarla bağlantı kurmanın mı, kendimizi ifade etmenin mi, yoksa yıllardır karşılanmayı bekleyen bir ihtiyacımızın mı? Bu soruya vereceğimiz dürüst cevap yalnızca sosyal medya kullanımımızı değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de dönüştürebilir. Çünkü bazen peşinden koştuğumuz şey bir beğeni değil; çocukluktan beri duymayı beklediğimiz bir “Seni görüyorum” mesajıdır.


