Pazartesi, Mayıs 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kalp unutmasa da insan iyileşebilir mi?

İnsan bazen yaşadığı olayı değil, olayın içinde hissettiklerini uzun süre taşır. Söylenen bir söz belki unutulur, ancak o an hissedilen değersizlik, kırgınlık ya da hayal kırıklığı kolay kolay silinmez. Bu nedenle affetmek denildiğinde çoğu insanın aklına ilk gelen şey “unutmak” olsa da, psikolojik açıdan bakıldığında affetme çok daha karmaşık bir süreçtir.

Çünkü affetmek, yaşananları yok saymak değildir. Tam tersine, yaşanan şeyi kabul edip onun insanın iç dünyasında bıraktığı yükü hafifletmeye çalışmaktır. Yapılan çalışmalar, affetmenin yalnızca kişilerarası ilişkilerle ilgili olmadığını, bireyin ruhsal iyi oluşuyla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir (Worthington, 2006). Toplum içinde affetme çoğu zaman yanlış yorumlanabiliyor. Özellikle “affedersen güçsüz görünürsün” düşüncesi, insanların duygularını bastırmasına neden olabiliyor. Oysa bastırılan öfke çoğu zaman ortadan kaybolmaz; yalnızca biçim değiştirir. Bazen uzaklaşmaya, bazen güvensizliğe, bazen de duygusal tükenmişliğe dönüşebilir. Bu nedenle psikoloji alanında affetme, unutmak ya da görmezden gelmekten çok, kişinin kendi içsel yükünü düzenleme biçimi olarak ele alınmaktadır (Enright & Fitzgibbons, 2015).

Bazen bazı kırgınlıkların acıların hiç geçmeyeceğini, hep böyle çaresiz, kırgın, yorgun ve tükenmiş olarak kalacağını düşünürsün. Kimsenin seni anlamadığını, anlaşılamadığını ve kimsenin sana iyi gelemeyeceğini hissedersin. Bazı kırgınlıkların neden yıllarca etkisini sürdürdüğünü anlamak aslında çok zor değildir. İnsan yalnızca o ana tepki vermez; geçmişten taşıdığı duygular da bugünkü olaylara karışır. Özellikle çocukluk döneminde yoğun eleştiriyle büyüyen ya da duygusal olarak yeterince görülmediğini hisseden bireylerde, incinme duygusunun daha yoğun yaşanabildiği bilinmektedir. Çünkü kişi bazen bugünkü kırgınlığı değil, geçmişte dokunulamamış yaralarını hisseder. Bugün yaşadığın o olay da seni aynı anılara, belki aynı tat, aynı koku, aynı kırgınlık ve aynı duygulara götürür. Ta ki artık bir şeyler yapman gerektiğini anlayıp karar verene kadar. İşte o karar affetmek.

Bu noktada affetmenin herkes için aynı şekilde ilerlemediğini belirtmek gerekir. Kimileri daha hızlı toparlanabilirken, bazı insanlar için affetme oldukça uzun ve yorucu bir sürece dönüşebilir. Bunun nedeni yalnızca yaşanan olayın büyüklüğü değil, bireyin psikolojik dayanıklılığı ve ilişki deneyimleridir.

Bunun için bazı araştırma literatüründe birkaç yöntem bulunmaktadır. Psikoloji literatüründe affetme sürecini açıklayan modellerden biri de REACH modelidir. Bu modele göre affetme, bir anda gerçekleşen bir durumdan çok aşamalı bir süreçtir. Öncelikle kişi yaşadığı olayı dürüst biçimde hatırlar; ardından karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışır ve affetmeyi bilinçli bir seçim olarak değerlendirmeye başlar (Worthington, 2006). Burada önemli olan nokta, kişinin kendisini affetmeye zorlaması değil, duygusal olarak buna hazır hâle gelmesidir.

Aslında affetmenin en zor taraflarından biri de budur. İnsan bazen karşısındaki kişiyi değil, kendisini affetmekte zorlanır. Neden sustuğunu, neden sınır koyamadığını ya da neden o kadar geç fark ettiğini düşünür durur. İç konuşmalar uzadıkça öfke yalnızca dışarıya değil, kişinin kendisine de yönelmeye başlar. Belki de bu yüzden affetmek yalnızca kişilerarası bir mesele değildir. Aynı zamanda insanın kendiyle kurduğu ilişkinin de önemli bir parçasıdır.

Modern yaşamda insanlar güçlü görünmeye çalıştıkça kırılgan yanlarını saklamayı öğreniyor. Ancak sürekli güçlü kalmaya çalışmak, kişinin duygularını gerçekten işleyebildiği anlamına gelmiyor. Aksine, bastırılmış duygular zamanla zihinsel yük hâline dönüşebiliyor. Affetme ise bu yükü tamamen silmese bile hafifletebilen bir süreç olarak değerlendirilmektedir.

Yine de burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Affetmek ile yeniden aynı ilişkiyi sürdürmek aynı şey değildir. Bir insanı affetmek, onun hayatımızdaki yerinin değişmeyeceği anlamına gelmez. Bazen affetmek, sadece kişinin kendi iç huzuru için verdiği sessiz bir karardır. Yani affetme, “olan şeyi onaylamak” değil; artık o olayın kişinin ruhsal dünyasını yönetmesine izin vermemektir. Psikolojik açıdan bakıldığında affetme; öfkenin tamamen kaybolması değil, onun insanın hayatındaki etkisinin azalmasıdır. Çünkü bazı yaşanmışlıklar unutulmaz. Ancak zamanla daha az can yakabilir.

Belki de affetmenin en gerçek hâli tam olarak budur: Yaşananları inkâr etmeden, küçümsemeden, unutmaya çalışmadan yoluna devam edebilmek. Çünkü bazen iyileşmek, geçmişi silmekle değil; geçmişin artık bugünü yönetmesine izin vermemekle başlar.

Feyza nur kemik
Feyza nur kemik
Feyza Nur Kemik . Konya Necmettin Erbakan üniversitesi psikoloji bolumu lisans eğitimine devam etmektedır. B2 seviye ıngılızce bilgisi vardır .Lısans dönemi boyunca okulun Psikolojik Danışmanlık merkezi dahil çeşitli kurumlarda zorunlu ve gönüllü stajlarını tamamlamıstır. Özellikle gelişim ve nöropsıkolojı ve sosyal psikoloji alanlarına ilgi duymaktadır. Lısans sürecinde devam eden sosyal psikoloji/Trafik psikolojisi alanından tez çalışması vardır.Psychology Times gibi dijital platformlarda yazılar yayınlayarak psikoloji bilimini herkesin tanımasını anlamasını sağlamak amacıyla bilimsel temeller içerinde aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar