Cumartesi, Mayıs 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Çocuğun Üçüncü Ebeveyni: Çift İlişkisi

Çocuk gelişimine dair geleneksel yaklaşımlar, uzun yıllar boyunca ebeveynlik becerileri ile ebeveyn-çocuk arasındaki doğrudan ilişkinin niteliğine odaklanmıştır. Anne ya da babanın çocukla kurduğu bağın güvenli, tutarlı ve duyarlı olması, elbette gelişim açısından temel belirleyicilerden biridir. Ancak çağdaş aile sistemleri kuramı ve ekolojik gelişim yaklaşımı, çocuğun gelişimini yalnızca bireysel ebeveyn davranışları üzerinden değil, ilişkisel bağlam içinde ele alır.

Bu temelde ele alındığında, aile çalışmalarında giderek daha fazla karşılık bulan önemli bir yaklaşım ortaya çıkar: “Bir çocuğun üç ebeveyni vardır; anne, baba ve anne-babanın kendi arasındaki ilişki.” Bu yaklaşım, çocuğun yalnızca ebeveyn davranışlarının doğrudan alıcısı olmadığını; aynı zamanda ebeveynler arasında kurulan ilişkinin duygusal atmosferi içinde geliştiğini ifade eder. Çocuk için ev, yalnızca fiziksel bir yaşam alanı değil; duyguların düzenlenmesini, çatışma çözümünü, yakınlığı, güveni ve ilişki biçimlerini öğrendiği ilk sosyal sistemdir.

İlişkisel Model ve Örtük Öğrenme Süreçleri

Çocuklar gelişimsel süreçte yalnızca söylenenleri değil, ilişkide hissedilenleri de öğrenir. Ebeveynlerin birbirine nasıl baktığı, nasıl seslendiği, anlaşmazlıkları nasıl yönettiği ve duygusal kopmaları nasıl onardığı, çocuk tarafından sürekli olarak gözlemlenir ve içselleştirilir.

Bu öğrenme çoğu zaman açık öğrenme yoluyla değil, örtük öğrenme mekanizmaları bağlamında gerçekleşir. Ses tonundaki değişim, yüz ifadeleri, beden dili, sessizlik biçimi ve duygusal mesafe gibi mikro ilişkisel sinyaller, çocuk açısından son derece belirleyicidir.

John Gottman’ın çift ilişkileri üzerine yaptığı çalışmalar, özellikle ilişkisel onarım süreçlerinin çocuk üzerindeki etkisini anlamada önemli bir çerçeve sunmaktadır. Gottman’a göre, ilişkide sevginin görünür olması, fikir ayrılıklarının yıkıcı değil yapıcı biçimde ele alınması ve çatışma sonrasında onarımın gerçekleşebilmesi, çocukta güvenli ilişki şemalarının oluşmasını destekler.

Buna karşılık, kronik çatışma, küçümseme, pasif-agresif iletişim ya da duygusal kopukluk gibi örüntüler, çocukta sürekli bir duygusal tehdit algısı oluşturabilir. Çocuk bu gerilimi yalnızca bilişsel düzeyde gözlemlemez; aynı zamanda bedensel olarak da deneyimler.

Nörobiyolojik Temeller ve Eş-Düzenleme

Bağlanma kuramı ve gelişimsel nörobiyoloji alanındaki çalışmalar, erken çocukluk döneminde çocuğun duygu düzenleme kapasitesinin büyük ölçüde bakım verenlerle kurduğu ilişki üzerinden geliştiğini göstermektedir. Çocuk, ilk yıllarda kendi sinir sistemini tek başına düzenleyemez; ebeveynlerin düzenlenmiş sinir sistemine ihtiyaç duyar.

Bu süreç literatürde “eş-düzenleme” olarak tanımlanır. Ebeveynler arasındaki ilişkinin öngörülebilir, güvenli ve duygusal olarak erişilebilir olması, çocuğun sinir sisteminin dengelenmesine katkı sağlar.

Ancak ev ortamında kronik stresin, yüksek gerilimin ve yoğun öfke patlamalarının hakim olması durumunda, çocuk sürekli bir alarm halinde yaşayabilir. Bu durum, bazı çocuklarda dışa vurulan davranış problemleriyle ortaya çıkarken; bazı çocuklarda aşırı uyum gösterme, mükemmeliyetçilik, yüksek kontrol ihtiyacı, kaygı ya da erken olgunlaşma biçiminde görülebilir.

Özellikle “iyi çocuk” olarak tanımlanan bazı çocukların, aslında aile sistemindeki duygusal yükü regüle etmeye çalışan bir pozisyona geçtiği unutulmamalıdır.

“Mükemmel” Değil, Onarılabilen İlişki

Çocuk gelişimi açısından belirleyici olan unsur, aile içinde hiç çatışma yaşanmaması değildir. Gerçekçi ve sağlıklı ilişkilerde zaman zaman çatışma yaşanması kaçınılmazdır. Kritik olan nokta, çatışmanın ardından ilişkinin yeniden güvenli hale getirilebilmesidir.

Bir tartışmanın ardından:

  • duyguların konuşulabilmesi,
  • sorumluluk alınabilmesi,
  • özür dilenebilmesi,
  • duygusal bağın yeniden kurulabilmesi,

çocuk açısından son derece öğretici bir deneyim oluşturur.

Çünkü çocuk bu süreçte şu temel ilişki inancını geliştirir: “İlişkiler zorlanabilir; ancak güvenli biçimde onarılabilir.” Bu deneyim, ilerleyen yaşam dönemlerinde kuracağı romantik, sosyal ve ebeveynlik ilişkilerinin temelini oluşturur.

Sonuç

Modern aile çalışmaları, ebeveynliğin yalnızca çocuğa sunulan bakım davranışlarından ibaret olmadığını açık biçimde göstermektedir. Çocuk; anne ve babanın bireysel ebeveynlik stillerinden olduğu kadar, onların birbirleriyle kurduğu ilişkinin niteliğinden de etkilenir.

Bu nedenle çift ilişkisinin güçlendirilmesi, yalnızca yetişkinlerin ilişki doyumu açısından değil; çocuğun ruhsal güvenliği, sinir sistemi gelişimi ve gelecekte kuracağı ilişkilerin niteliği açısından da temel ve belirleyici bir işleve sahiptir.

Sağlıklı aile ortamı, çatışmasız bir yapı değil; güvenin korunabildiği, duyguların konuşulabildiği ve ilişkinin onarılabildiği bir ilişkisel atmosferdir. Çünkü çocuklar en çok, içinde büyüdükleri ilişkinin duygusal tonunu içselleştirirler.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Melek Bahar
Melek Bahar
Hacettepe Üniversitesi'nde lisans ve yuksek lisans egitimlerimi tamamladiktan sonra Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde aile danışmanlığı alanında uzmanlıgımı aldım. Bir cok kurumdan alana yönelik egitimlerimi tamamladim ve ardından Gottman Çift Terapisi uygulayıcısı olarak uzmanlıgımı tamamladim. 2018 yılından itibaren uzman olarak hizmet veriyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar