Stres, çoğunlukla rahatlıkla hafifletilebilecekken, yanlış yaklaşımlar nedeniyle gözden kaçırılan bazı önemli noktalar yüzünden hafifletilemez ve hatta daha da yoğunlaşabilir. Bu yazıda, stresin bazı yönleri ve bu yanlış yaklaşımların neler olduğuna değinilecektir. Stresin neden ortaya çıktığını bilmek, onu daha rahat azaltmanıza ve yönlendirmenize yardımcı olabilir.
Öncelikle stresin tanımıyla başlayalım. Temel olarak, stres zorlanma demektir. Stres bir duygudur; bununla birlikte, bedensel etkileri de oldukça önemlidir. Bedende meydana gelen duyumlar, stres tarafından etkilenir ve bu durum fiziksel bir gerginlik yaşanmasına yol açar.
Stresin bir yapı olduğunu düşünürsek, bu yapıda yer alan temel parçalar; talep, kapasite, kaynak ve zaman olacaktır. Bu temel parçaların birleşmesiyle stres dediğimiz yapı ortaya çıkar. Temel itibariyle, kişi, talebi karşılayacak kapasiteye sahip olmadığını düşündüğü için strese girer. Yapılması gereken belli bir iş vardır; bu iş için gerekli kapasite gereklidir. Kişi, gerçekçi veya değil, yeterli kapasiteye sahip olmadığını düşündüğü için stres yaşar. Diğer yandan, kapasitenin kullanılabilmesi için kaynaklar gereklidir. Stresin ortaya çıkmasının en büyük nedenlerinden biri, yapılacak iş için gerekli kaynakların olmamasıdır. Kişi yeterli kapasiteye sahip olabilir; ancak gerekli ve yeterli kaynak yoksa, kişinin kapasitesini kullanabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, yapılacak işle ilgili gerekli kaynağın tespit edilmesi ve elde edilmesi çok önemlidir. Bir anlamda, kaynakların yoksunluğu ya da yetersizliği, yoğun ve gereksiz stresin ortaya çıkmasının bir koşuludur.
Diğer temel parça ise elbette zamandır. Zamanın kısıtlı olması ve yapılacak iş için gerekli süre, stresin yoğunluğunu önemli ölçüde belirler. Yapılacak iş için ne kadar zamanın olduğu, diğer taraftan iş için gerekli hazırlıkların yapılması ve kaynağı bulma arayışı gibi yönlerle beraber zaman, streste önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bazı durumlarda kısıtlı zaman, kişiyi kamçılayarak, yoğun stresin getirdiği enerjiyle normalde ortaya çıkaramadığı bir performansı sergilemesine yardımcı olabilir. Bu tür değişken durumlar da önemlidir.
Benzer şekilde, başka faktörlerin stresi etkilemesi de konunun önemli taraflarından biridir. Stres çoğunlukla yakın zamanda yahut içinde bulunulan bir gündemle ilişkili olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, bazı etkenler stresi artıracak ve stresin ortaya çıkmasını daha kolay hale getirecektir. Maddi sıkıntılar, geçmişte yaşanmış olumsuz deneyimler, özellikle bir işi yaparken karşılaşılan engeller ve yaşanmış zorlanmalar, kişinin şu anda yapmaya niyet ettiği ya da yapması söz konusu olan bir işle ilgili daha kolay strese girmesine ve stresi daha yoğun yaşamasına sebep olacaktır.
Genel olarak stres duygusuyla ilişkili temel parçalar ve etkenler bunlardır. Ancak burada çok önemli bir mesele daha devreye girer ve kişiyi gereksiz yere strese sokma potansiyeline sahiptir; genellikle gözden kaçırılır. Bu, kişinin başkalarının kendisinden ne beklediğine dair varsayımlarıdır. Burada talep, çevreden gelen bir beklenti olsa da kişi bunun içine başka olasılıkları da devreye sokar. Bunlar; “sorumluluk sahibi olduğunu göstermek”, çevresindekilerin kendisiyle ilgili varsaydığı bir izlenime tutarlı olma baskısı, işi yapamazsa arkasından neler gelebileceğine dair endişeler; diğer taraftan onaylanıp onaylanmama baskısı, bu işin ardından gelebilecek bir imkânı yakalamak ya da kaçırmak gibi senaryolar kişinin aklında dönmekte ve kişiye büyük bir baskı kurmaktadır.
Esas olarak, bu tip faktörler stresi artırır; ancak doğrudan stresi uyandıran faktörler muhtemelen bunlar olmayacaktır. Bu “diğer” faktörler, stresi yoğunlaştırmakla beraber stresin anlaşılmasını da engeller.
İşte burada, streste yer almayıp stresten zannedilen bazı içeriklerin ve stresle karıştığı düşünülen duyguların ayrımının yapılması oldukça önemlidir. Bu “atıklar” fark edilip arındırılırsa, stres net bir şekilde ortaya çıkacak ve böylece stresin işaret ettiği süreç anlaşılacak; stresin işlevsel ve sağlıklı bir şekilde kullanılmasını mümkün hale getirecektir. Bu önemli ayrımların neler olduğuna bakalım.
Ayrımlardan birisi, muhtemelen en önemlisi, stresle kaygının ayırt edilmesidir. Örneğin, yapmanız gereken bir iş var. Burada, aşağı yukarı gereken talebi kestirir, gerekli zamanı dahil eder; lazım olan kaynakları tespit ederek gerekli kapasiteyi büyük ölçüde anlayarak stresle ilgili kısmı ortaya çıkarabilirsiniz. Kaygıda ise olaylar farklı çalışır. Burada gerekli olan iş, hamle tam olarak belli olmayabilir. Diğer yandan, kaynağa ihtiyacınız varken ve kaynağı bulamama ihtimali; diğer taraftan kaynağı bulamadığınızda yaşanabilecek sıkıntılar ve getirebileceği zor durumda kalma senaryoları kaygıyı uyandırır. Daha da fazlası, bu işle ilgili kaynağın bulunamaması, işin olamayacağı anlamına gelmekle beraber, bu işin sekteye uğraması ya da yapılamaması başka sıkıntıları ve zorlukları da meydana getirecektir ve bunların ne olduğu dahi belli değildir. Bu kaygının işidir.
Kaygı, kişi olası bir sıkıntı karşısında bununla başa çıkacak stratejisinin yetersiz olduğunu varsaydığı için kaygılanır. Özellikle gelecekte olabilecek, öngörülemeyen, beklenmeyen bir zorluk, bir sıkıntı ve bunların kişiye yönelik tehdit içermesi dolayısıyla kişi böyle bir durumda kalırsa buna dair yapabileceği bir şey olmayacağını, bunun karşısında tamamen çaresiz kalacağına inandığı için yoğun bir kaygı yaşar. Bu bakımdan, stres bir işe ilişkin bir talebi yapabilme kapasitesi ve buna göre bir zorlanmayla ilişkiliyken; kaygı, gelecekte tehlike içeren olası bir zorluk karşısında bir şey yapamama, çaresiz kalmakla ilişkilidir.
Diğer önemli duygular ise sinirlilik ve utançtır. Sinirlilik, bir işi yaparken veya bir gündemle meşgulken dışarıdan beklenmedik bir müdahalenin gelmesiyle ilişkilidir. Dolayısıyla kişi bir şeyle meşguldür; özellikle beklenmedik bir müdahalenin gelmesi, bir engelin çıkması, kişinin normalde olmayan, beklentisinin dışında bir zorlukla gereksiz yere uğraşmasına ve alınan verimin veya keyfin gereksiz yere engellenmesine yol açar. Utanç ise, kişinin diğerlerinden eksik ve yetersiz olduğunu düşündüğü ve böyle varsaydığı için yaşadığı bir duygudur. Bu bağlamda, kişinin işi yapamaması, eksik veya hatalı yapması gibi bir durumda diğer insanların kendisiyle ilgili “kusurlu”, “eksik” bir izlenime sahip olacakları varsayımı utancını getirir.
Sinirlilik çoğunlukla bir gündem esnasında olurken; diğer “potansiyel” duygular olan kaygı ve utanç, belli bir işle ilişkili olsa da bu işten çıkabilecek başka ve farklı olan sıkıntıların, olumsuz durumların getireceği, genellikle öngörülemeyen çaresizlik ve donakalma senaryolarıyla ilgilidir. Stresi anlayabilmek için stresle karıştırılan duyguları ayırt etmek büyük kolaylık sağlayacaktır.
Muhtemelen sizi durduran stres değil, belirsizlikten kaynaklanan kaygıdır; diğer yandan muhtemelen fark edilmesi daha zor olup daha derinlerde yer alan utanç duyabileceğiniz senaryoların çıkma ihtimalleridir. Buna göre, yapılacak işi ve girilecek süreci belirleyin. Belli bir gündemi netleştirirseniz, harekete geçmeniz ve süreci yürütmeniz çok daha kolay hale gelir. Bir anlamda stresi uyandıranı -stressörü- ortaya çıkartıp süreci netleştiriyorsunuz. Bu açıdan stresi görerek bahsedilen diğer duygulardan ayırt etmeyi ve böylelikle stresle doğrudan alakalı olmayan gereksiz içerikleri de arındırarak ilgili sürece böyle yaklaşmayı deneyin.
Hatırlayın, stres bir kapasite meselesidir. Kaynak kısmı da çok önemlidir; ancak burada kaynağın rolü yine kapasiteyi kullanabilmekle ilgili olacaktır. Dolayısıyla tüm mevzu, belli bir işin olması ve buna yönelik kapasitenin bulunması ve bunu kullanabilme imkânı bulabilmektir. Yine hatırlanması gereken önemli konulardan biri, stresle başa çıkma hatasıdır. Stres, başa çıkılması gereken bir şey değil; işaret ettiği süreci görüp buna göre kullanabilmek ve yönlendirebilmektir.


