Olumsuz geçmiş deneyimleriyle yaşayan bireyler, çok daha hassas ve uyarılmış olabilirler. Hem romantik hem de arkadaşlık ilişkilerinde bu durum zaman zaman zorlayıcı hale gelebilir. İlişkinin seyri oldukça değişken olabilir; duygusal inişler ve çıkışlar yaşanabilir. Güven problemleri de sıkça görülen bir durumdur. Bu yazıda, travmanın bireylerde bıraktığı izlere ve bu izlerin kişilerarası ilişkilere nasıl yansıdığına değineceğim.
Travma Nedir?
Travma, bireylerin çocukluk döneminde veya sonrasında; görerek, maruz kalarak veya deneyimleyerek yaşadıkları olumsuz deneyimlerdir. Bu tür deneyimler, bireylerde aşırı korku, çaresizlik, baş etmekte zorlanma ve sürekli tetikte olma hali yaratabilir. Doğal afetler, kayıplar, ihmal, istismar, savaşlar ve uzun süreli duygusal zorlanmalar travmatik deneyimlere örnek olarak verilebilir. Travmatik deneyimler yalnızca yaşandığı anda kalmaz; bireyin hayat yolculuğunda bir noktada, herhangi bir tetikleyici ile birlikte kendini gösterebilir. Sürekli kaos içinde kalmak, değersizlik hissi ve duygusal ihmal, travmayı tetikleyen durumlar arasında sayılabilir. Bu durum, bireyin duygu düzenleme becerisini, güven ve gerçeklik algısını, özsaygısını ve kişilerarası ilişkilerini olumsuz etkiler. Travma, yalnızca geçmişte yaşanan bir olay değil; bireyin şimdiki ilişkilerini, bağlanma biçimini ve güven duyma biçimini etkileyen uzun süreli bir deneyim olarak ele alınmalıdır.
Travma Sahibi Biriyle İlişki: Sevmek, Anlamak ve Zorlanmak
Travma sahibi bireylerle ilişki kurmak zaman zaman karmaşık ve zorlayıcı olabilir. Geçmişte güven duygusu ve benlik saygısı zedelenmiş bireyler, kendilerini koruma içgüdüsüyle sürekli tetikte olabilirler. Karşısındaki kişinin davranışlarını fazlaca sorgulayabilir, olayları kişisel tehdit olarak algılayabilirler. Güven duyguları oldukça zedelenmiş olabileceği için birine güvenmek onlar için zordur. Hayatlarındaki önemli kişiler tarafından yara almış olmaları, onları ‘hiçbir zaman sevilmeyecekleri’ düşüncesine ve terk edilme korkusuna itebilir. En küçük ve sağlıklı bir mesafeyi bile reddedilme olarak algılayabilirler. Özsaygıları yıpranmış olabileceğinden, kendi fikirleri onlara yeterli ve mantıklı gelmeyebilir. Özellikle çocukluk döneminde duygusal ihmal yaşayan bireyler, yoğun onay alma ihtiyacı hissederler. Bu zorlayıcı duygularla baş etmeye çalışan travmatik bireylerle ilişki dinamikleri, düzenli ve sağlıklı olmayabilir. Ancak bu davranışların sebebi sevgisizlik değil, korunma mekanizmalarıdır.
Sağlıklı Bağ Kurma Çabası
Kötü ve travmatik deneyimlere sahip bireylerle sağlıklı bir bağ kurmanın temelinde güven duygusu yer alır. Bu bireylerin birine güvenmesi oldukça zor olacaktır. Bu nedenle aşırı şüphecilik, terk edilme korkusu ve sürekli onay arayışı yaşayabilirler. Böyle durumlarda yargılayıcı olmamak, açıklayıcı olmak ve tutarlı davranışlar göstermek ilişkiyi ve bireyin güven duygusunu destekleyebilir. Bu süreç sabır gerektirir ve güven duygusunun bir anda oluşmayacağı unutulmamalıdır. Sabırlı olmak kadar sağlıklı sınırlar çizmek de çok önemlidir. Alan işgali yapmadan, saygı çerçevesinde sürecin seyri sağlanabilir. Geçmiş deneyimlerinde sevgisizlik, değersizlik ve ilgi görmeme gibi deneyimler yaşamış olabilecekleri için terk edilme korkusu yaşayabilirler. Romantik ilişkilerinde bu durum, onların sürekli tetikte olmasına ve partnerinin her an terk edip gidebileceğiyle ilgili şüpheler taşımalarına sebep olabilir. Terk edilme korkusu, travmatik yaşantıların ilişkiler üzerindeki en belirgin izidir. Özellikle çocukluk döneminde koşulsuzca sevilmeyen, sevgi görmesi hep bir şeylere bağlanmış veya bir bakım veren tarafından terk edilmiş olan bireyler bu duyguyu yoğun şekilde hissedebilir. Bu korku dolu duygu, partnerine karşı aşırı kıskançlık, aşırı bağlanma veya hiçbir bağ kuramama durumlarına sebep olabilir.
Eşlik Etmek
Böyle durumlarda unutulmamalıdır ki amaç ‘iyileştirmek’ değil, güvenli bir alan yaratmaktır. Anlayışlı olmak ve şiddetli tartışmalardan kaçınmak güven duygusunun gelişimini olumlu etkileyebilir. Her zaman tutarlı ve öngörülebilir olunmalı ki, zaten güven problemi yaşayan partnerin güven duygusu verilebilsin. Verilen sözleri tutmak ve gereksiz açıklamalardan kaçınmak bu süreçte oldukça destekleyici olabilir. Açık iletişim kurmak, yüksek kaygı düzeyini küçümsemeden dinleyip anlayışla yaklaşmak kurtarıcı olacaktır. Ancak bunlar yapılırken her bireyin kendi sınırlarını koruması gerekir. İlişkide dengesizlik olmaması için empati ve sınır koyma arasındaki denge korunmalıdır.
Travma, ilişkileri zorlaştırabilir ancak tükenmiş olan duyguların yeniden canlanmasını imkansız hale getirmez. Karşılıklı anlayış, sabır ve güven duygusu, her ilişki dinamiğinin yapıtaşlarıdır. ‘İyileştirme’ çabası gütmeden partnerin zedelenen duygularını güçlendirmek, sürecin en önemli adımıdır.


