Cuma, Mayıs 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bilişsel Yük ve Tükenmişlik

Günümüzde çoğumuz, bir gün içerisinde birçok şeye aynı anda odaklanmaya çalışıyoruz. Evle ilgili yapılması gereken işler, işle ilgili tamamlanması gereken görevler, gündemi takip etmek ve bakım verilen bir canlı varsa onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmek bunlardan yalnızca birkaçıdır. Dijitalleşmeyle birlikte sürekli maruz kaldığımız yeni bilgiler, hali hazırda var olan zihinsel yükümüzü artırıyor. Peki, beynimiz yapısal olarak bu yükü kaldırmaya elverişli mi? Eğer kaldıramazsa sonuçları ne olur? Gelin, birlikte inceleyelim.

Bilişsel Yük Teorisi Nedir?

Sweller (1988), bir öğrenme aracı olarak problem çözmeyi incelemek amacıyla bir deney gerçekleştirmiştir. Katılımcılara bir bulmaca vermiş ve onları iki gruba ayırmıştır: bulmaca çözerken belirli bir hedefe sahip grup ve hedefleri olmayan grup. Çalışmanın sonucunda ilginç bir keşif yapmıştır. Gözlemlerine göre, hedefi olan katılımcılar, problem çözmenin zihne eklediği bilişsel yük nedeniyle öğrenmeleri gereken şemaları öğrenememişlerdir. Sweller, bu duruma “bilişsel yük teorisi” (cognitive load theory) adını vermiştir.

Teorinin temelinde, çalışma belleğinin (working memory) sınırlı olduğu gerçeği yatmaktadır (Sweller et al., 2019). Yeni bir şey öğrenmeye çalışırken beynimiz ilk önce çalışma belleğini o bilgiyi işlemek için kullanır, ardından bu bilgi uzun süreli belleğe (long-term memory) aktarılır. Ancak burada bir problem vardır; çalışma belleği aynı anda yalnızca birkaç bilgiyi tutabilecek kapasiteye sahiptir. Bu sınır aşıldığında, bilişsel yük yani cognitive overload durumu ortaya çıkar ve performans, karar verme, öğrenme gibi bilişsel faaliyetlerimiz ciddi anlamda sekteye uğrar.

Bilişsel yük teorisine göre, bu durumun üç çeşidi vardır: görevin zorluğundan kaynaklanan içsel yük, gereksiz bilgilerden doğan dışsal yük ve yeni şemaların oluşmasına ortam sağlayan anlamlı yük. Zihnin doğru şekilde işlev gösterebilmesi için dışsal yükün olabildiğince azaltılması ve içsel yükün yönetilebilir seviyede olması gerekmektedir.

Tükenmişlik Sendromu Nedir?

Tükenmişlik, kişinin duygusal ve kişilerarası stres faktörlerine karşı verdiği kronik bir yanıt olarak tanımlanır (Maslach et al., 2001). Maslach ve meslektaşları, tükenmişliği üç boyutlu olarak ele alırlar: duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve yetersizlik duygusu (kişinin başarı hissinin azalması). Araştırmacılar, makaleden önceki 25 yılda yapılan çalışmaları inceleyerek tükenmişliğin oldukça karmaşık bir yapıda olduğunu ve kişinin yaşadığı stresin iş hayatıyla yakından bağlantılı olduğunu belirtmişlerdir.

Buradaki önemli nokta, araştırmacılara göre tükenmişliğin sadece kişisel bir başarısızlık olmaktan ziyade, çalışan ile iş ortamı arasındaki kronik bir uyumsuzluktan kaynaklandığıdır. Bu uyumsuzluk, altı örgütsel faktörle ilgilidir: iş yükü, kontrol, ödül, topluluk, adalet ve değerler. Bu faktörlerle çalışan arasındaki uçurumun derinleşmesi, tükenmişliği artırmaktadır.

Bilişsel Yük ve Tükenmişlik Arasındaki Bağlantı

Bilişsel yük teorisi ile tükenmişlik sendromu, ilk bakışta birbirinden bağımsız iki kavram gibi görünebilir. Kavramlardan biri genellikle bilişsel psikolojide, diğeri ise örgütsel psikolojide incelenmektedir. Ancak araştırmalar, zihinsel yük arttıkça tükenmişlik riskinin de arttığını ve bu ilişkinin karşılıklı olarak birbirini besleyebildiğini göstermektedir (Van Dijk et al., 2020; Gavelin et al., 2022).

Van Dijk ve meslektaşları (2020), henüz klinik düzeyde tükenmişliği olmayan çalışanlarda bile çalışma belleği performansının önemli ölçüde düştüğünü gözlemlemişlerdir. Özellikle çalışma belleğinin “merkezi yönetici” bileşeni, yani dikkat dağıtıcıları engelleme, görevler arası geçiş yapma ve bilgiyi zihinde tutma gibi işlevleri yerine getiren bileşeni, strese en hassas bileşen olarak öne çıkmaktadır. Gavelin ve arkadaşları (2022) ise 17 çalışmayı kapsayan meta analizlerinde klinik tükenmişliğin epizodik bellek (uzun süreli belleğin kişisel deneyimlerimizi tutan kısmı), yürütücü işlevler (önleyici kontrol, çalışma belleği ve bilişsel esneklik), dikkat ve akıcılık gibi birden fazla bilişsel alanda küçükten orta büyüklüğe kadar bozulmalarla ilişkili olduğunu saptamıştır.

Sonuç

Beynimiz sonsuz bilgiyi işleyecek şekilde tasarlanmamıştır. Kronik bilişsel yük, zamanla hem zihinsel kapasitemize hem de duygusal dayanıklılığımıza zarar verir. Tükenmişlik ise bu zararın klinik bir görünümüdür. Kişisel önlemler almak, örneğin; dikkat dağıtıcıları azaltmak, görevleri önceliklerine göre sıralamak ve dinlenme aralıkları oluşturmak, bu süreçte koruyucu bir rol üstlenebilir. Ancak araştırmacıların da altını çizdiği gibi, tükenmişliği yalnızca bireysel bir sorun olarak ele almamak gerekir. İş yükü ve çalışma koşulları gibi yapısal faktörlerin de gözden geçirilmesi önemlidir.

Yasemin Tekin
Yasemin Tekin
Yasemin Tekin, Koç Üniversitesi Psikoloji lisansının ardından Maastricht Üniversitesi’nde Gelişimsel Psikoloji yüksek lisansını tamamlamıştır. Akademik ilgi alanları bilişsel gelişim, yürütücü işlevler ve bilişsel psikoloji üzerine yoğunlaşmaktadır. Lisans eğitimi boyunca çeşitli laboratuvarlarda araştırma asistanlığı yapmış; Humanité Psikiyatri Tıp Merkezi ve Lape Psikiyatri Hastanesi'nde çocuk, ergen ve yetişkinlerle klinik gözlemler gerçekleştirmiştir. Prof. Dr. Hakan Türkçapar’dan Bilişsel Davranışçı Terapi 1. Modül eğitimini tamamlayan Tekin, hâlen Prof. Dr. Vahdet Görmez’den Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi almaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar