Pazartesi, Mayıs 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Koruyucu Ruh Sağlığı

Hastane Duvarlarından Sokaklara: Ruh Sağlığında “Toplum” Nerede? Türkiye’nin ruh sağlığı tablosu, aslında hepimizin içinden geçtiği ama çoğunlukla görmezden geldiği, bazen de istatistiklerin soğukluğuna emanet ettiği çarpıcı rakamlarla dolu. 1998 tarihli profil raporuna göre toplumun %18’i hayatı boyunca en az bir kez ruhsal hastalıkla tanışırken, Ipsos’un 2024-2025 verileri bu oranın %38 bandına dayandığını göstermektedir. Ancak asıl mesele bu hastalıkların tıbbi varlığı değil, toplum olarak bu duruma nasıl yaklaştığımız ve sistemi nasıl kurguladığımızdır. Yıllardır süregelen, biyomedikal modelin pençesindeki “hastaneye yatır, ilaç ver, taburcu et” döngüsü, bugün artık sosyolojik olarak tıkanmış durumdadır. Medikal boyutun yani farmakolojinin devleştiği, ancak psikososyal desteğin cılız kaldığı bu model, bizi çok kritik bir kavramla tanıştırdı: “Döner Kapı Olgusu.”

Döner Kapıdan Çıkamayan Hayatlar ve İstatistiksel Gerçeklik Nedir bu döner kapı? Bu olgu, modern psikiyatrinin ve yetersiz sosyal politikaların en büyük handikaplarından biridir. Hastanede sterilize bir ortamda tedavi edilen bireyin, taburcu olduktan sonra dış dünyadaki kaosla baş başa bırakılmasını tanımlar. Klinik araştırmalar, ağır ruhsal bozukluğu olan hastaların yaklaşık %24’ünün, taburcu edildikten sonraki ilk üç ay içinde yeterli sosyal takip sağlanamadığı için tekrar hastaneye yatırıldığını göstermektedir. Sosyal takip sistemlerinin yokluğunda birey; damgalanma (stigma), sosyal izolasyon ve ekonomik yetersizliklerle doğrudan karşılaşır. Toplumdan dışlanan ve bir “etiketle” yaşamak zorunda kalan birey, bu baskı altında ilaç uyumunu yitirir. Sosyal bağlar koptuğunda, bireyin sığınacağı tek yer olan ailesi de ekonomik ve duygusal tükenmişlik yaşar. Sonuç; kaçınılmaz olarak yeniden bir “atak” dönemi ve yataklı tedaviye geri dönüştür. Bu sonsuz döngü, bireyin topluma olan inancını ve işlevselliğini her defasında bir parça daha eksiltmektedir.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş: Sistemin Alarm Zilleri Yakın zamanda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta tanık olduğumuz, toplumun vicdanını sarsan okul saldırıları, bu meselenin sadece hastayı değil, tüm toplumu nasıl etkilediğini en sarsıcı şekilde yüzümüze vurdu. Bu saldırılar birer “cinnet” anı değil, aslında sistemdeki takip boşluklarının ve rehabilite edilemeyen yaşamların birer sonucudur. Türkiye’de 100 bin kişiye düşen psikiyatri uzmanı sayısı yaklaşık 9 iken (AB ortalaması 19), hastane sonrasındaki denetim ve destek mekanizmaları bu yoğunluk altında ezilmektedir. Eğer bu bireyler, hastane çıkışında sadece birer “dosya numarası” olarak kaderlerine terk edilmeseydi; mahallelerindeki bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından izlenseydi, bugün kurbanları değil, başarı hikayelerini konuşuyor olabilirdik. Bu olaylar bize, ruh sağlığı hizmetlerinin dört duvar arasına sıkışamayacak kadar hayati bir kamu güvenliği meselesi olduğunu hatırlatmıştır. Güvenlik, sadece fiziksel önlemlerle değil, bireyin ruhsal bütünlüğünün mahalle bazlı takibiyle tesis edilir.

Çözümün Dinamosu: TRSM ve Üç Aşamalı Koruma Kalkanı Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM), ruh sağlığı hizmetini hastane odalarından çıkarıp hayatın içine taşıyan hayati bir köprüdür. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de aktif TRSM sayısı 160’ın üzerine çıkmış olsa da, her ilçede bir merkezin bulunması hedefi hala kritiktir. TRSM’lerin sunduğu üç aşamalı kalkan, toplumsal huzurun anahtarıdır:

  1. Öncele (Birincil Koruma): Hastalık kapıyı çalmadan risk faktörlerini belirlemek ve koruyucu ruh sağlığı çalışmalarıyla olası krizleri henüz mahalle ölçeğinde önlemek.
  2. Müdahale Et (İkincil Koruma): Erken teşhis ve etkin tedavi ile hastalığın kronikleşmesini engellemek. İlaç kullanımının kontrolsüz artışını, doğru psikososyal müdahalelerle dengelemek.
  3. Bütünleştir (Üçüncül Koruma): Hastalık sonrası bireyi ergoterapi, sosyal hizmet ve psikolojik destekle yeniden topluma kazandırmak. Yeti kayıplarını en aza indirerek bireyin yeniden üretken bir vatandaş olmasını sağlamak.

Güvenli Bir Toplum İçin Sosyal Takip Şart Psikiyatristten sosyal hizmet uzmanına, hemşireden ergoterapiste kadar uzanan o çok yönlü ekip, sadece birer sağlık çalışanı değildir; onlar toplumun huzur sigortasıdır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki gibi acı olayların bir daha yaşanmaması için TRSM’lerin yaygınlaşması bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Ruh sağlığını sadece “tıbbi bir arıza” olarak görmeyi bırakıp, onu sosyal bir bütünlük olarak ele aldığımızda; hem hastalarımızı o sonsuz “döner kapı” döngüsünden kurtaracağız hem de sokaklarımızı, okullarımızı ve geleceğimizi daha güvenli hale getireceğiz. Unutmayalım ki, bir toplumun sağlığı, en savunmasız halkasının ne kadar güçlü desteklendiği ile ölçülür. Duvarları yıkıp sokağın sesini dinlemenin vakti gelmiştir.

Recep Murathan NAL
Recep Murathan NAL
Psikolog ve Aile Danışmanı Recep Murathan Nal, 2012 yılında Doğuş Üniversitesi’nden mezun olmuştur. Kariyerine 2012–2014 yılları arasında bir rehabilitasyon merkezinde psikolog olarak başlayarak engelli çocuklar, ergenler ve aileleriyle derinlemesine çalışmalar yürütmüştür. 2014–2020 yılları arasında çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlerle yaklaşık 6.000 bireysel görüşme gerçekleştirerek psikolojik danışmanlık deneyimini zenginleştirmiştir. Bu süreçte aynı zamanda “Cüzdan Dostu Atölye” ve “En Baba Atölye” gibi iki önemli sosyal sorumluluk projesinin koordinatörlüğünü üstlenmiştir. Günümüzde mesleğine ilk günkü heyecanıyla devam eden Nal, uzmanlığını online platformlarda aile danışmanlığı hizmeti sunarak sürdürmektedir. Danışanlarına dokunmak ve yaşamlarına değer katmak, onun en büyük motivasyon kaynağıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar