Alışkanlıkların Doğası Bölüm 1
Bizler, alınan büyük kararlarla değişip baştan yaratılan yaşam hikayelerine bayılırız. O meşhur defterde beyaz bir sayfa açmanın, bir gecede bambaşka biri olmanın mümkün olduğuna inanmak ruhumuzu gıdıklar ve umut vericidir. Ki hayat pek çok gariplikle doludur, pek çok şey gerçekten de bir gecede değişebilir. Fakat ben insanı türlü zorluklarla sınayan ve tekrar tekrar başa dönme paradoksuna sokan o “sıkıcı” değişimlerden bahsediyorum: her sabah erken kalkılacak, düzenli spor yapılacak, kitap okumaya başlanacak, yeni bir hobi bulunacak ve ona düzenli vakit ayırılacak… Artık erteleme yapılmayacak! Yeni bir Ayşe, Fatma, Mahmut’sın sen! (aynaya karşı) Yeni kararlar aldınız, çok motivesiniz, ilk birkaç gün hatta belki hafta müthiş bir performans sergilediniz. Şöyle bir süzüldünüz sanki spor da işe yaradı, enerjiniz arttı, bambaşka birisiniz adeta. Fakat bir gün birden her ne olduysa eski Mahmut geri dönüverdi. Mahmut kendini “yine” başarısız, tembel veya yetersiz hissetti. Oysa mesele hiçbir zaman karakter veya irade meselesi değildi. Peki Mahmut hayatını neden değiştiremedi?
Zihnimizi büyük bir ormana benzetelim. Bu ormanın içinde pek çok orman işçisinin çalıştığını düşünelim. Bu küçük ve sevimli işçilerin çeşitli yollardan, patikalardan gidip geldiklerini ve birtakım şeyler getirip götürdüklerini hayal edelim. Bu orman işçilerini şimdi beynimizin içinde biz her bir davranışı gerçekleştirdiğimizde, her yeni bir şey öğrendiğimizde gerekli yerlere bilgi taşıyan beyin hücreleri yani nöronlar olduğunu farz edelim. İlk kez yaptığımız bir davranışta, işçiler bu balta girmemiş ormanda çalıların arasından geçmeye çalışır, karanlık yolları aşarlar. Ancak aynı davranış o kadar çok tekrarlanır ki işçiler artık o yolu temizlemeye, genişletmeye başlar. Hayal edin, o kadar çok aynı yoldan gidip geldiler ki orayı önce bir patikaya sonra işlek bir caddeye dönüştürdüler. Yolun kenarlarına ışıklar, çiçekler bile eklendi. Artık o yoldan geçmek işçiler için kolaydır ve güvenlidir. Beyin de benzer şekilde çalışır. Tekrar edilen davranışlar, devamlı maruz kaldığınız davranışlar ve hayatınızda sürekliliği olan her tür bilgi ve şey, zihninizde güçlü sinirsel bağlantılar oluşturur. Bu yol sizin sevgiyi algılama biçiminizi temsil edebilir, bardağı hangi elle tutup kahveyi kaç derecede en rahat içtiğinizi, her sabah yatağın neresinden kalkıp güne başladığınızı temsil edebilir.
Beynin bunu yapmasının çok mühim bir nedeni vardır: enerji tasarrufu. Beynimiz tamamen hayatta kalabilme güdüsüyle mümkün olduğunca az enerji harcamaya meyillidir. Sık ve tekrar eden tüm davranışları otomatikleştirirler. Üstelik gün içinde otomatik pilottayken yaptığımız şeylerin sayısı düşündüğümüzden çok daha fazladır. Ayrıca güven alanı terimine artık aşinayız. Beynimiz alışkanlıklarımızın bizim için yararlı veya zararlı oluşuyla, bizim ne kadar motive olup değişmek istediğimizle ilgilenmez. O sadece güven alanında kalarak, tanıdığı ve bildiği yerlerde gezinmenize izin vererek varlığınızı korumaya çalışır. Çünkü değişim=tehlikedir.
Şimdi yeni bir alışkanlığı hayatımıza kazandırmak için ne kadar çabalamamız gerektiğini daha iyi anladık diye düşünüyorum. Yani sabah işe gitmeden önce biraz erken uyanıp spor yapmak ve bunu da her gün yapmak istediğinizi var sayalım. Sabah normalden bir saat erkene çektiğiniz alarmla uyandınız (tehlike), kalkıp spor kıyafetlerinizi ve havalı spor ayakkabılarınızı giydiniz (Allah Allah normalde böyle olmazdı…) ve çıkıp hızlı bir yürüyüş yaptınız hatta ilk günün gazıyla koştunuz bile (eyvah eyvah…). Ormandaki kaosu şimdi hayal edebiliyor musunuz? Sizce sevgili işçilerimiz ertesi sabah aynı stresi yaşamak isteyecekler mi? Sizin hayatınızda sabahları erkenden uyanıp bir saat koşmak diye bir olgu daha önce yoktuysa üzgünüm, bir günde sırf motive olduğunuz ve çok istiyorsunuz sabah uyanıp koşuya çıkan birilerine dönüşemeyeceksiniz. Önce işçileri ikna etmeniz gerekecek. Peki nasıl?
İnsan hayatını değiştirecek olan şey büyük ve coşkulu kararlar değil, küçük ama tekrarlı davranışlardır. Kaynayan sudaki kurbağa deneyini düşünün. Bir anda kurbağayı kaynar suya atmamalıyız. Suyun ısısını kurbağa içerideyken yavaşça artırmalıyız. Evet bu noktada motivasyon iş görür. Başlangıç için bir enerji yaratır. Hedef belirlerken sizi yüreklendirir. Ancak motivasyon güvenilir bir itici güç kaynağı değildir. Bir gelir bir gider. Motivasyona güvenerek yaşamınızı sürdüremezsiniz. Suyun ısısını yavaşça artırmak için yapmanız gerekenlerden ilki; belirlediğiniz hedefi çok ama çok küçük bir parçaya bölmektir. Örneğin hedefiniz her gün bir saat sabah sporu ise bahsettiğim bu küçük parça şuna benziyor: spor kıyafetlerinizi üzerinize geçirip şöyle evde bir tur atabilir misiniz. Bakın köşedeki markete kadar yürüyüp dönmekten bahsetmiyorum. Komik mi geldi veya anlamsız? Zaman kaybı gibi geldi belki de. Ama evet işte bu kadar küçük bir parçaya bölmekten bahsediyorum. Sabah kalktınız, spor kıyafetlerinizi giydiniz ve sadece evin içinde biraz yürüdünüz. Belki yalnızca iki dakika. Beyninizin tehdit algısını harekete geçirmeden yaptığınız bu eylemler zaman içinde hayatınızın bir parçası haline gelecektir. Hastalıkta, sağlıkta, en kötü koşullarda bile yapabileceğiniz kadar küçük bir parçayla yola başlayın.
Tekrar edilen bu küçük davranışlar zamanla beyniniz tarafından kimliğinizin bir parçası olarak algılanır. Siz artık “sabah erken uyanıp spor yapan” birisi olursunuz. Değişim de tam olarak bu noktada derinleşir. İşte motivasyon da özellikle bu noktalarda bir ara gaz gibi iş görür. Belki de bu değişimi yaratamadığınız aylar hatta seneler geçirdiniz. Ancak şimdi soruyorum: bir de bu yolu denemeye değmez mi?
Bu serinin bir sonraki bölümünde, yeni bir alışkanlığı hayatımıza kazandırmak istediğimizde başka ne tür ipuçları işimize yarar bunlardan bahsedeceğiz.
Yeniden görüşmek dileğiyle!


