Bizler, alınan büyük kararlarla değişip baştan yaratılan yaşam hikayelerine bayılırız. O meşhur defterde beyaz bir sayfa açmanın, bir gecede bambaşka biri olmanın mümkün olduğuna inanmak ruhumuzu gıdıklar ve umut verir. Hayat pek çok gariplikle doludur; birçok şey gerçekten de bir gecede değişebilir. Ancak ben, insanı türlü zorluklarla sınayan ve tekrar tekrar başa dönme paradoksuna sokan o “sıkıcı” değişimlerden bahsediyorum: her sabah erken kalkmak, düzenli spor yapmak, kitap okumaya başlamak, yeni bir hobi edinmek ve ona düzenli vakit ayırmak… Artık erteleme yapılmayacak! Yeni bir Ayşe, Fatma, Mahmut’sın sen! (aynaya karşı) Yeni kararlar aldınız, çok motivesiniz, ilk birkaç gün hatta belki hafta müthiş bir performans sergilediniz. Sporun işe yaradığını, enerjinizin arttığını ve adeta bambaşka biri olduğunuzu hissettiniz. Fakat bir gün birden, her ne olduysa eski Mahmut geri döndü. Mahmut kendini “yine” başarısız, tembel veya yetersiz hissetti. Oysa mesele hiçbir zaman karakter veya irade meselesi değildi. Peki, Mahmut hayatını neden değiştiremedi?
Zihnimizi büyük bir ormana benzetelim. Bu ormanın içinde pek çok orman işçisinin çalıştığını düşünelim. Bu küçük ve sevimli işçilerin çeşitli yollardan, patikalardan gidip geldiklerini ve birtakım şeyler getirip götürdüklerini hayal edelim. Bu orman işçilerini, beynimizin içinde her bir davranışı gerçekleştirdiğimizde, her yeni bir şey öğrendiğimizde gerekli yerlere bilgi taşıyan beyin hücreleri yani nöronlar olarak düşünelim. İlk kez yaptığımız bir davranışta, işçiler bu balta girmemiş ormanda çalıların arasından geçmeye çalışır, karanlık yolları aşarlar. Ancak aynı davranış o kadar çok tekrarlanır ki işçiler artık o yolu temizlemeye, genişletmeye başlar. Hayal edin, o kadar çok aynı yoldan gidip geldiler ki orayı önce bir patikaya, sonra işlek bir caddeye dönüştürdüler. Yolun kenarlarına ışıklar, çiçekler bile eklendi. Artık o yoldan geçmek işçiler için kolaydır ve güvenlidir. Beyin de benzer şekilde çalışır. Tekrar edilen davranışlar, sürekli maruz kaldığınız davranışlar ve hayatınızda sürekliliği olan her tür bilgi, zihninizde güçlü sinirsel bağlantılar oluşturur. Bu yol, sizin sevgiyi algılama biçiminizi, bardağı hangi elle tutup kahveyi kaç derecede en rahat içtiğinizi, her sabah yatağın neresinden kalkıp güne başladığınızı temsil edebilir.
Beynin bunu yapmasının çok önemli bir nedeni vardır: enerji tasarrufu. Beynimiz, tamamen hayatta kalabilme güdüsüyle mümkün olduğunca az enerji harcamaya meyillidir. Sık ve tekrar eden tüm davranışları otomatikleştirir. Üstelik gün içinde otomatik pilottayken yaptığımız şeylerin sayısı düşündüğümüzden çok daha fazladır. Ayrıca güven alanı terimine artık aşinayız. Beynimiz, alışkanlıklarımızın bizim için yararlı veya zararlı oluşuyla, bizim ne kadar motive olup değişmek istediğimizle ilgilenmez. O, sadece güven alanında kalarak, tanıdığı ve bildiği yerlerde gezinmenize izin vererek varlığınızı korumaya çalışır. Çünkü değişim = tehlikedir.
Şimdi yeni bir alışkanlığı hayatımıza kazandırmak için ne kadar çabalamamız gerektiğini daha iyi anladığımızı düşünüyorum. Yani sabah işe gitmeden önce biraz erken uyanıp spor yapmak ve bunu her gün yapmak istediğinizi varsayalım. Sabah normalden bir saat erkene çektiğiniz alarmla uyandınız (tehlike), kalkıp spor kıyafetlerinizi ve havalı spor ayakkabılarınızı giydiniz (Allah Allah, normalde böyle olmazdı…) ve çıkıp hızlı bir yürüyüş yaptınız; hatta ilk günün gazıyla koştunuz bile (eyvah eyvah…). Ormandaki kaosu şimdi hayal edebiliyor musunuz? Sizce sevgili işçilerimiz ertesi sabah aynı stresi yaşamak isteyecekler mi? Eğer sizin hayatınızda sabahları erkenden uyanıp bir saat koşmak diye bir olgu daha önce yoksa, üzgünüm, bir günde sadece motive olduğunuz için sabah uyanıp koşuya çıkan birine dönüşemeyeceksiniz. Önce işçileri ikna etmeniz gerekecek. Peki, nasıl?
İnsan hayatını değiştirecek olan şey büyük ve coşkulu kararlar değil, küçük ama tekrarlı davranışlardır. Kaynayan sudaki kurbağa deneyini düşünün. Bir anda kurbağayı kaynar suya atmamalıyız. Suyun ısısını kurbağa içerideyken yavaşça artırmalıyız. Evet, bu noktada motivasyon iş görür. Başlangıç için bir enerji yaratır. Hedef belirlerken sizi yüreklendirir. Ancak motivasyon güvenilir bir itici güç kaynağı değildir. Bir gelir, bir gider. Motivasyona güvenerek yaşamınızı sürdüremezsiniz. Suyun ısısını yavaşça artırmak için yapmanız gerekenlerden ilki; belirlediğiniz hedefi çok ama çok küçük bir parçaya bölmektir. Örneğin hedefiniz her gün bir saat sabah sporu ise, bahsettiğim bu küçük parça şuna benziyor: spor kıyafetlerinizi üzerinize geçirip evde bir tur atabilir misiniz? Bakın, köşedeki markete kadar yürüyüp dönmekten bahsetmiyorum. Komik mi geldi veya anlamsız? Zaman kaybı gibi geldi belki de. Ama evet, işte bu kadar küçük bir parçaya bölmekten bahsediyorum. Sabah kalktınız, spor kıyafetlerinizi giydiniz ve sadece evin içinde biraz yürüdünüz. Belki yalnızca iki dakika. Beyninizin tehdit algısını harekete geçirmeden yaptığınız bu eylemler zaman içinde hayatınızın bir parçası haline gelecektir. Hastalıkta, sağlıkta, en kötü koşullarda bile yapabileceğiniz kadar küçük bir parçayla yola başlayın.
Tekrar edilen bu küçük davranışlar zamanla beyniniz tarafından kimliğinizin bir parçası olarak algılanır. Siz artık “sabah erken uyanıp spor yapan” birisi olursunuz. Değişim de tam olarak bu noktada derinleşir. İşte motivasyon da özellikle bu noktalarda bir ara gaz gibi iş görür. Belki de bu değişimi yaratamadığınız aylar, hatta yıllar geçti. Ancak şimdi soruyorum: bir de bu yolu denemeye değmez mi?
Bu serinin bir sonraki bölümünde, yeni bir alışkanlığı hayatımıza kazandırmak istediğimizde başka ne tür ipuçları işimize yarar, bunlardan bahsedeceğiz.
Yeniden görüşmek dileğiyle!

