Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

An’ın Anatomisi : Bali’de İyilik Halini Yeniden Tanımlamak

Bir yerde öğrenmeniz gereken bir ders, tanışmanız gereken bir insan, yaşamanız gereken bir deneyim varsa, ruhunuz dizgini zor bir arzuyla oraya çekiliyor. Yıllardır içimde bu yeri görmek isteği vardı. Nedenini bilmiyordum, Gidince anladım.

Hız İllüzyonundan, Durmanın Hafifliğine : Bali’ye İlk Adım

Günümüz insanının trajedisi, hep bir “sonraki” anın peşinde koşarken, elindeki tek hakikat olan “şimdiyi” feda etmesidir. Ben de bu hız illüzyonunun içinde yorulduğum bir dönemde, rotamı dünyanın öteki ucuna, Tanrılar Adası olarak bilinen Bali’ye çevirdim. Giderken yanımda bolca soru, merak ve yeni bir keşfin arzusunu götürmüştüm; dönerken ise bavulumda bu zamana dek öğrendiğimden başka bir “iyilik hali” tanımı vardı. Bu ada bana durmanın ve anın içinde var olmanın anatomisini öğretti.

Rüzgara Karşı Değil, Rüzgarın Götürdüğü Yere

Bali’de halkın en yaygın ulaşım aracı motorlardır. Turistler için de sonu gelmek bilmeyen Bali trafiğinde en iyi seçenektir. Hayatımda ilk defa motora orada bindim ve tartışmasız deneyimlediğim en keyifli şeylerden biriydi. Bir kask, bir rüzgar ve altınızda akan uçsuz bucaksız pirinç tarlaları… Palmiye ağaçlarının arasından süzülürken yüzüme vuran o sert ama ılık rüzgar, bana ilk büyük dersini verdi: Savunmasızlık. Şehir hayatında hepimiz görünmez zırhlarla dolaşırız; planlar yapar, olası riskleri ortadan kaldırmaya çalışırız. Ancak o motorun üzerinde, doğanın tüm heybetine karşı savunmasız kalmak, zihnimdeki kontrolcü yanın gür sesini susturdu. Anladım ki; gerçek iyilik hali, hayatın getirdiği rüzgara karşı direnç göstermek değil, o rüzgarla birlikte esneyebilme becerisiymiş. Bazen işler kontrolümden çıkabilirmiş ve bunun sonucu hiçbir zaman felaket değilmiş. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak, zihnimizin güvenlik ihtiyacından doğan bir eylemdir. Çünkü bilinmeyen her şey bizi rahatsız eder; bu yüzden planlar yapar, olası tüm ihtimalleri hesaplarız. Ancak paradoks tam da burada başlar: Kontrol etmeye çalıştıkça stresimiz artar ve bize sunulan güzellikleri ıskalarız. Yaşadığımız kıymetli anların canlılığı yerini sürekli bir tetikte olma haline bırakır. Ve fark etmeden, yaşamak yerine direksiyonu sımsıkı tutmakla hayatımıza yön vermeye çabalarız. Oysa psikolojik esneklik, her şeyi kontrol etmekten değil; kontrol edemediklerimizle birlikte var olabilmekten doğar.

Hayatın Her Anını Onurlandırmak : Canang Sari

Beni en çok etkileyen görüntülerden biri, insanların her sabah büyük bir özenle hazırladıkları “Canang Sari” (sunaklar) oldu. Muz yaprağının içerisine koydukları pirinç, bisküvi, çiçek gibi şeylerle tanrılara ve atalarının ruhlarına şükranda bulunuyorlar. İnanç farklılıklarını göz ardı ederek; bu insanların daima şükür halini benimselerini gördükçe hayatlarının her anını onurlandırmaya değer bulduklarını anlıyoruz. Onlar şükretmek için her şeyin kusursuz olmasını beklemiyorlar, aksine hayatlarının kusurlu akışını da kutsuyorlar. Modern dünyanın “her şeye sahip olma” hırsına inat, ellerinde avuçlarında ne varsa, onu inandıkları tanrının kutsallığına büyük bir zarafetle iade ediyorlar. Maddi bir yokluğun ortasında filizlenen bu bolluk bilinci, psikolojideki “psikolojik dayanıklılık” (resilience) kavramının en estetik dışavurumu belki de. Psikolojik dayanıklılık, yaşamın getirdiği maddi sıkıntılara, sağlık problemlerine, eşitsizliklere, aile ve sosyal yaşamdaki iletişim problemlerine vb. karşı uyum sağlayabilme becerisidir (Hunter, 2001). Psikolojik dayanıklılığı diğerlerine nispeten yüksek olan bireylerin yaşam doyumunun daha fazla olduğu; iş hayatı, aile içi iletişim ve sosyal dengelerde daha başarılı oldukları bilinmektedir (Diener, 2000; Buss, 2000).

Kolektif Esenliğin Somut Karşılığı: Gülümsemek

Bali’de muhatap olduğunuz her insan, size içten, hesapsız ve her daim parlayan bir gülümseme ile geliyor. Psikolojide “ayna nöronlar” dediğimiz o mucizevi mekanizma, Bali’de en saf haliyle işliyor; size gülümseyen o yabancıya baktığınızda, içinizdeki savunma duvarlarının birer birer yıkıldığını ve yerini derin bir güven duygusuna bıraktığını hissediyorsunuz. Ayna nöronlar, bireyin bir eylem hem kendisinin gerçekleştirdiği hem de aynı eylemin başka bir birey tarafından icra edildiğini gözlemlediği durumlarda aktive olan özelleşmiş nöron grubudur. Ayna nöronlar sayesinde, başkalarının hareketlerini gözlemleyerek taklit etme becerimiz gelişir ve bu da empati ve sosyal etkileşim becerilerimizi güçlendirir (Kilner & Lemon, 2013). İyi insan olmak, Bali’de bir “çaba” değil, ruhun doğal bir uzantısı gibi yaşanıyor. Nezaket, burada bir maske değil, insanın kendi iç huzuruyla kurduğu barışın dışa vurumu. Her bir tebessüm, “öteki” ile kurulan o ilkel ama derin bağı onurlandırma biçimi. Modern dünyanın bizden zaman içerisinde aldığı o temel insani sıcaklığı, binlerce kilometre ötedeki bu insanların gözlerinde bulmak; iyiliğin aslında ne kadar yalın ve bulaşıcı olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.

Uzaklaştıkça Kısalır Kendine Olan Mesafen

Bali, benim için bir destinasyondan çok, bir içgörü alanıydı. Orada öğrendiğim şeyler dış dünyaya ait gibi görünse de, aslında zihinsel ve duygusal süreçlerime aitti: durabilmek, yavaşlayabilmek, şükredebilmek ve temas kurabilmek. Psikolojik olarak bakıldığında, bu deneyim bir “yeniden düzenleme” süreciydi. Hızın, beklentilerin ve alışkanlıkların şekillendirdiği benlik algısı, yerini daha sade ve daha temas halinde bir yapıya bıraktı. Belki de mesele gerçekten Bali’ye gitmek değil. Belki mesele, orada karşılaştığımız o yavaşlığı, o kabullenişi ve o sadeliği kendi iç dünyamızda yeniden kurabilmek. Çünkü en derin yolculuklar, coğrafi değil; psikolojiktir. Ve insan çoğu zaman bir yerden döndüğünde değil, kendine yaklaştığında değişir. Hiç bu denli yakın değildim kendime. İlk etapta ürktüm. Sonra kendi hakikatime yürüdüm, Kendime temas ettikçe, gördüm; Meğer asıl duymam gereken ses iç sesimmiş. Herkese koşarken, ihmal ettiğim benliğimmiş. Bana en çok ben gerekmiş. Durmanın, yavaşlamanın, tebessümün, nezaketin, şükrün, kabullenmenin, yetinmenin iyileştirici gücü gerçekmiş.

Dedim ya yazımın en başında; Yıllardır içimde bu yeri görmek isteği vardı. Nedenini bilmiyordum, Gidince anladım.

Tüm okurlarıma bilmedikleri yerden uzağa çağıran o sese, cesaretle kulak vermelerini diliyorum. Varmak kaygısı taşımadan yürüdüğümüz yollarda karşılaşmak dileğiyle..

Kaynakça

Çelebi, M. A. (2023). Psikolojik Dayanıklılık ile Öznel İyi Oluş İlişkisi ve Benlik Saygısının Aracı Rolü. İş Ve İnsan Dergisi, 10(2), 97-107. https://doi.org/10.18394/iid.1333759

Kilner, J. M., & Lemon, R. N. (2013). What We Know Currently about Mirror Neurons Minireview. Current Biology, 23(23), R1057–R1062.

Gamze Güney
Gamze Güney
Gamze Güney, Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Aktif olarak gönüllülük faaliyetlerinde yer almakta ve mesleki gelişimine katkı sağlamak amacıyla farklı sahalarda staj deneyimleri kazanmaktadır. Klinik psikolojiye duyduğu ilginin yanı sıra, psikolojide alternatif yöntemler ve çocuk odaklı terapi yaklaşımlarını yakından takip etmektedir. “Yazmak, benim için ruh doygunluğuma sebep” diyen Güney, akademik gelişimini sürdürürken psikolojiyi geniş bir bakış açısıyla ele almayı ve yazıları aracılığıyla alana katkı sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar