Çarşamba, Haziran 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Yapmamayı Tercih Ederim”: Bartleby’den Pink Floyd’a Kaygının Ördüğü Duvarlar

Herman Melville’in Kâtip Bartleby’sini düşünelim. Kendi hâlinde, sessizce çalışan bu kişi, bir gün aniden o meşhur cümleyi kurar: “Yapmamayı tercih ederim.” Eylemi keser, hayattan, hareketten ve etrafındaki diğer canlılarla temas kurmaktan usulca çekilir. Günlerini boş, soluk bir pencereden bir tuğla duvara bakarak geçirir. Peki bu sadece inatçı bir vazgeçiş midir? Yoksa hayatı ağır ve karmaşık bir yük olarak yorumlayan, yorgun duyarlı birinin sessiz çığlığı mı?

Hepimiz zaman zaman o pencerenin önüne geçmiş ve o duvara bakmışızdır. Çünkü korktuğumuzda, güvende hissetmediğimizde veya taşıyabileceğimizden fazla yük yüklendiğinde, yaşamla aramıza görünmez duvarlar öreriz. Bu doğal, anlaşılır bir sığınma ihtiyacıdır.

Gerçeğin Üzerini Örten Korku Haritaları

Yazar Jorge Luis Borges, dünyayla birebir aynı boyutta koca bir harita çizenlerin hikayesini anlatır. Öyle ki zamanla bu devasa harita, gerçeğin yerini alır ve işaret ettiği asıl dünya unutulur. Kaygı da bize tam olarak bunu yapar. Zihnimizin içinde kurduğumuz o korkutucu harita, yaşamı dondurur, yaratıcılığın ve anlamın üzerini örter. Artık salt olanı değil, kendi korkularımızın yankılandığı o kapalı odayı seyretmeye başlarız.

Psikiyatrist ve travma uzmanı Bessel van der Kolk, dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılayan her duyarlı canlının, savaşamadığı veya kaçamadığı o son noktada “donup kaldığını” anlatır. Bedenimiz, bizi acıdan korumak için adeta şalterleri indirir. Yani o ördüğümüz kalın duvarlar, içimize kapanmamız veya Bartleby gibi “yapmamayı tercih etmemiz”, yargılanacak bir kusur değildir. Aksine, incinmekten korkan birinin kendini koruma çabasıdır. Bartleby’nin sözleri, aslında “Adım atarsam, temas edersem güvende olmam” diyen yorgun bir sinir sisteminin sessiz çığlığıdır.

Zifti Ziftle Yıkamamak: Bedenin Güvenli Kıyısına Dönüş

Peki, bizi dış dünyadan, yaşamın akışından ve birbirimizden koparan bu duvarı nasıl aşacağız?

Korkuyu, kaygıyı ve o donma hâlini yine kafamızın içinde, düşüncelerle ve yeni kurgularla çözmeye çalışmak ateşe odun atmak gibidir. Nitekim zihnimiz o korkutucu simülasyonu kendisi yaratmıştır. Kaygıyı düşünerek aşmaya çalışmak, zifti ziftle yıkamaya benzer. Sinirbilimci Stephen Porges’in bize sıkça hatırlattığı gibi, korkuyu sadece mantıkla ve kelimelerle dönüştüremeyiz. Çözüm, o an için düşüncelerin gürültüsünü geride bırakıp bedenimize, yani “şu an”a gelmektir. Karmaşık değil, basittir.

Ayaklarımızın yere bastığını hissetmek, nefes alış verişimizin farkında olmak, tenimizde havanın serinliğini hissetmek… Bunlar, zihnin o karanlık kurgusundan çıkıp, hayata atılan ilk bedensel çapalarımızdır. Omuzlarımızdaki gerginlik azaldıkça ve bedenimiz yatıştıkça, zihnimizin etrafımıza ördüğü o koca tuğla duvar da çatlamaya, incelmeye başlar.

Kurgulardan Sıyrılıp Yeniden Temas Kurmak

Kaygı, felaket senaryoları yazmayı çok sever. Bizi temastan uzak tutan şey çoğu zaman bu senaryoların ağırlığıdır. Yeni bir adım atacağımızda veya bağ kurmaya niyetlendiğimizde, içimizdeki ses hemen “Kesin kötü bir şey olacak, incineceksin” diyebilir. Oysa bu çoğu zaman sadece bir hikayedir. Olayların üzerine kendi korkularımızla yapıştırdığımız bu ağır felaket etiketlerini usulca söktüğümüzde, geriye sadece sade bir an kalır. Hafiftir.

Nefes alan, hisseden ve titreşen her canlı, bir diğeriyle bağ kurmaya ihtiyaç duyar. İzolasyon bizi geçici olarak güvende hissettirse de, iyileşme ancak yeniden temas ettiğimizde başlar. Hayatın içine karışmak, kendi içimize kapandığımız o güvenli sandığımız soğuk odadan çıkmayı gerektirir.

Pink Floyd’un Sahnesinden Hayata: Duvarı Tuğla Tuğla Yıkmak

Etrafımızdaki hayali koca duvarı yıkmak, o donma hâlinden çıkmak için devasa, kusursuz ve büyük hamlelere ihtiyacımız yok. Zaten çok büyük adımlar atmaya çalışmak bizi daha çok korkutur ve yeniden dondurur. İhtiyacımız olan tek şey; o an atabileceğimiz en küçük, en sade adımı atmaktır. Başlamaktır…

2013 yılında İstanbul’da Roger Waters’ın The Wall (Duvar) konserindeydim. Sahnede o devasa duvarın önce tuğla tuğla nasıl inşa edildiğini, sonra da bizzat kendi elleriyle, küçük küçük darbelerle nasıl yıkıldığını bizzat izledim. O anı şimdi buraya aktarırken çok daha iyi anlıyorum. Ötekiyle aramıza çektiğimiz o kurgusal hantal duvarın yıkılışı da tek bir büyük ve öfkeli hamleden çok sabırlı, şefkatli ve küçük adımlarla gerçekleşiyor. Açılan o ortak alanda, birbirimizin gerçekliğine dokunabiliriz.

Güneşe doğru yüzünü dönmek, sevdiğin bir canlıya usulca dokunmak, sadece farkındalıkla bir yudum su içmek veya birine “yardıma ihtiyacım var” diyebilmek… Yaşam, ancak o ağır yükleri usulca yere bırakıp, dünyayla ve birbirimizle yeniden, cesaretle temas ettiğimizde başlar. Kendi ördüğümüz duvarları inceltmek ve hayata yeniden karışmak için en doğru zaman şu an değilse, atacağımız o küçücük adımdan daha yakın bir “şimdi” yoksa, ne zaman?

Kaynakça

  • Borges, J. L. (2021). Alçaklığın Evrensel Tarihi (S. Doğru, Çev.). Can Yayınları.

  • Porges, S. W. (2021). Polivagal teori: Duyguların, bağlanmanın, iletişimin ve öz-düzenlemenin nörofizyolojik temelleri. Psikonet Yayınevi.

  • Melville, H. (2021). Kâtip Bartleby (A.B. Hinbest, Çev.). Kırmızı Kedi Yayınevi.

  • Bessel A. Van Der Kolk. (2018). Beden kayıt tutar: Travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden (N. C. Maral, Çev.). Nobel Yaşam.

  • Waters, R. (2013, 4 Ağustos). The wall live [Konser]. İTÜ Stadyumu, İstanbul, Türkiye.

Ejder Atlas Akmaner
Ejder Atlas Akmaner
Ejder Atlas Akmaner, disiplinler arası çalışan bir yazar, polimat ve Somatik Anlam Rehberi’dir. Arkeoloji ve felsefe alanlarında çift diplomalı lisans eğitimi almış; karşılaştırmalı edebiyat alanında tezli lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama ön lisans eğitimini bitirmiş; laborant ve veteriner sağlığı ön lisans programını ise etik değerleri doğrultusunda kendi isteğiyle bırakmıştır. Çeşitli uluslararası kurum ve üniversitelerden psikoloji ve ilgili alanlarda sertifikalı eğitimler tamamlamıştır. Viktor Frankl Enstitüsü akredite ileri düzey logoterapi eğitimini tamamlayan Akmaner, sağlamlığını bilim ve sanatın çeşitli dallarıyla kurduğu derin ilişkiden alan sentez metodolojisini, doğrudan uyguladığı bütüncül bir rehberlik anlayışına dönüştürmüştür. Kuramsal bilgiyi yalnızca zihinsel bir düzlemde ele almakla kalmayıp, organizmanın, kasların ve fasyanın somatik hafızasıyla birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşım geliştirmiştir. Çalışmalarında arkeoloji, felsefe, logoterapi, beden pratikleri, bilim ve sanat arasında disiplinler arası köprüler kurar. Duyarlı canlıların varoluşunu hem zihinsel hem de bedensel katmanlarıyla ele alan Akmaner, anlam odaklı ve somatik temelli rehberlik anlayışını kendi markası olan Ejderhane çatısı altında sürdürmektedir. Akademik çalışmalarını uluslararası bir üniversite bünyesinde sürdürme ihtimaline alan açan University of Iceland teması bulunan Akmaner, akademi ile saha pratiği arasında güçlü bir bağ kurmayı amaçlamaktadır. Bağımsız saha çalışmaları ve uygulamalarının yanı sıra Psychology Times’ın İzmir Çiğli temsilciliği ve yazarlığı görevlerini de yürütmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar