İnsan hayatında tekrar eden örüntülerle karşılaştığında genellikle kaderi ya da şansı sorgular. Benzer ilişkilere çekilmek, aynı tür hayal kırıklıklarını yaşamak, farklı kişilerle aynı duygusal atmosferi deneyimlemek… “Neden hep aynı şey başıma geliyor?” sorusu çoğu zaman dışarıya yöneltilir. Oysa bu tekrarların önemli bir kısmı, dış dünyadan çok iç dünyamızdaki haritalarla ilişkilidir. Tanıdık olan duygu, her zaman güvenli değildir; fakat öngörülebilir olduğu için sinir sistemi tarafından tercih edilir. Çocuklukta şekillenen bağlanma örüntüleri ve erken dönem şemalar, yetişkinlikte hangi duygusal iklimi “normal” kabul edeceğimizi belirler. Böylece insan, kendisine iyi geleni değil; bildiği duyguyu seçmeye eğilim gösterir.
Erken Dönem Deneyimlerin İçsel Modelleri
Erken dönem bakım deneyimleri, bireyin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği örtük inançların temelini oluşturur. Bağlanma kuramına göre çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden bir “içsel çalışma modeli” geliştirir. Bu model, kişinin kendisini ne kadar değerli gördüğünü ve başkalarını ne kadar ulaşılabilir algıladığını belirler. Eğer çocuklukta sevgi tutarsızlıkla, eleştiriyle ya da mesafeyle birlikte deneyimlendiyse, yetişkinlikte benzer duygusal tonlar yabancı gelmez. Hatta huzurlu ve istikrarlı bir ilişki başlangıçta sıkıcı, hatta tehdit edici hissedilebilir. Çünkü organizma alışık olmadığı bir düzenle karşı karşıyadır.
Sinir Sisteminin Öngörülebilirlik Arayışı
Bu tercih yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda nörobiyolojik bir temele dayanır. Sinir sistemi tekrar eden duygusal deneyimlere uyum sağlar ve belirli bir uyarılma düzeyini “normal” kabul eder. Sürekli gerilim içeren bir ortamda büyüyen biri için hafif kaygı hali sıradanlaşabilir. Sakin, destekleyici ve istikrarlı bir ortam ise alışılmış aktivasyon seviyesinin dışında kaldığı için rahatsızlık yaratabilir. Organizma belirsizlikten kaçınma eğilimindedir; bilinen acı, bilinmeyen huzurdan daha yönetilebilir hissedilebilir. Bu nedenle tanıdıklık ile güvenlik sıklıkla karıştırılır.
Şema Kuramı ve Duygusal İklimler
Şema kuramı çerçevesinde bakıldığında, erken dönemde karşılanmamış temel ihtiyaçlar, bireyin dünyayı algılama biçimini şekillendiren kalıcı şemalara dönüşür. Terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk ya da değersizlik gibi şemalar aktif olduğunda kişi yalnızca düşünmez; geçmişteki duygusal atmosfere geri döner. Örneğin değersizlik şeması güçlü olan bir birey, eleştirel bir partnerle karşılaştığında bunu yalnızca bir davranış olarak değil, tanıdık bir iklim olarak deneyimler. Bu iklim huzurlu değildir; ancak bilinir. Bilinen ise sinir sistemi açısından daha az tehdit edicidir.
Duygusal Rezonans ve Seçimler
Seçimlerimizin önemli bir kısmı bilinçli karar anlarında değil, duygusal rezonans anlarında gerçekleşir. Birine karşı “nedensiz” bir çekim hissetmek ya da bir ortamda açıklayamadığımız bir rahatlık yaşamak, çoğu zaman erken dönem deneyimlerle uyumlu bir frekansın yakalanmasıdır. Bu frekans geçmişte uyum sağlamamıza yardımcı olmuş olabilir; ancak bugün aynı işlevi görmeyebilir. Yine de organizma, aşina olduğu düzeni sürdürmeye eğilimlidir. Çünkü tanıdık olan, kontrol edilebilir hissi verir.
Döngüleri Kırmak ve Gerçek Dönüşüm
Sonuç olarak insan çoğu zaman mutluluğu değil, bildiği duyguyu seçer. Tanıdıklık, güvenlik ile eş anlamlı değildir; ancak öngörülebilir olduğu için tercih edilir. Bağlanma örüntüleri ve erken dönem şemalar, yetişkinlikte hangi duygusal atmosferi normalleştireceğimizi belirler. Ancak bu harita değiştirilemez değildir. Tanıdık olan ile sağlıklı olan arasındaki farkı fark ettiğimiz anda, tekrar eden döngüler çözülmeye başlar. Gerçek dönüşüm, huzurun başlangıçta yabancı hissedebileceğini kabul edebildiğimiz noktada mümkündür.
Kaynakça
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. New York: Guilford Press. Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are. New York: Guilford Press. Schore, A. N. (2003). Affect Regulation and the Repair of the Self. New York: Norton.



Direnmek çelişki yolculuk yapmak yeterli. Maç. Tren yolu. Bitmez. Tercihler. Bizi. Biz yapar. Eklektik diyalektik bakış açısıyla. Günceli hatirlattiniz. Teşekkürler saygılar sunarım