Küçük bir çocukken gelecekte hayatınızda var olacağını düşündüğünüz şeylerin tamamının veya büyük birçoğunun olmayacağını fark ettiğiniz zaman, bedeninizde ve ruhunuzda meydana gelen, canınızı çok acıtan her şeye büyümek diyebiliriz. Çocukluğunuzda hissettiğiniz sıcaklığın sizi yakabileceğini anladığınız o ilk an… hayatta sahip olmanın yokluğunu kavramaya başladığınız ilk o an… derinin derinini görmeye başladığınız ilk o an…
Her ruh bedenini memnun edemez. Bazı ruhlar sızlar. Çünkü sorgulamaktadır. Okumuş, çalışmış, emek vermiş, durmuş, susmuş, konuşmuş, harekete geçmiş, her seferinde yaşamak için elinden geleni yapmış akıntıya direnmişlerdir. En çok da anlaşılmamışlardır. Onlar hep ‘bazen olmaz ya’ kişisi olmuşlardır. Olmamışlığın ta kendisi olmuşlardır. Öyle olduğunu düşünmektedirler. Ümitsizliğin, kaybolmanın, çıldırmanın ne denli katmanlı olabildiğini deneyimlemişlerdir. Onlara ne halde oldukları hiçbir zaman içten sorulmamıştır.
Her ruh ile kahkaha atamayabilir, ağlayamayabilir, aynı ateşi yakamayıp aynı yangını söndüremeyebilirsiniz. İşte o insanlar bu cümlelerdeki kasvetin binlerce katını yüreklerinde hissederler. Acıyı deneyimlemişlerdir onu tercih etmemiş, sınanmışlardır. Genellikle çevrelerindeki insanlar, sınanmadıkları her konuda kendi sınanmışlıklarından kaçmak için o insanları kullanma eğilimindedirler. Ancak unutulmamalıdır ki acının içinden geçen insanlar ağır toplardır. Derin olan, olmayanı yutabilir veya hiç önemsemeyebilir.
Karanlıktan Aydınlığa Geçiş
Peki dipteyken aydınlığa erişebilir mi insan?
En dipte olduğunuz an en çok deneyimlediğiniz, en çok öğrendiğiniz andır. Birçok filozofun yüzyıllarca kastettiği gibi en karanlık zamanlar aydınlığa en yakın olduğunuz zamanlardır. Güneş bu sefer yakmaz sizi, gözünüzü alabilir sadece. İşin özü yanmamayı öğrendiğiniz bir an gelebilir. Beterin beterine duyulan güçlü inanç iyinin de iyisine inanabileceğinizin kanıtıdır. Olumsuz her düşüncenin vuku bulması olumlu her bir düşüncenin de gerçekleşebileceğinin göstergesidir. Oldu deyip olmadan elinizden kayan her ne varsa en beklenmedik anlarda olmanın habercisidir. Yani evet dibin koyu karanlığından aydınlığın bir tonuna ulaşabiliriz. Her karanlığı aydınlatma iddiasında olmayıp kendi ışığımızla karanlığımızı aydınlatabiliriz. Koşmadan varanların aydınlığıyla aynı olmayabilir belki. Ancak daha anlamlı ve güçlü olma ihtimali yüksektir.
Kendini Gerçekleştirme ve Devrim
Peki bunu nasıl gerçekleştirebilirsiniz? Hiç olmayı kabul ederek var olmak… Literatüre girmiş olan o iki kelime: “Kendini gerçekleştirmek” ile! Kendi içinize dönmek, orada kendinizi hırpalamayı mümkün olduğunca bırakmak, yıllarca size çizilen sınırları kendi çizdiğiniz sınırlar ile değiştirmek, imkanlar dahilinde kültürün yanlış öğretilerinin esiri olmamayı tercih etmek, geçmişin kurbanı olmaktan vazgeçerek ve en kolayı başka tarafa bakarak. İnsan bazen kendi ruhunun devrimcisi olmalıdır. Kendinize eziyet eden düşüncelere başkaldırarak yaşamak… Potansiyelinize kimsenin değer biçmesini beklemeden onu kıymetliniz yapmanız. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek yerine farklı şeyler denemenin getirdiklerine odaklanmanız iyileşirken atacağınız adımlar olabilir.
Esneklik ve Hakikat Yolculuğu
Kar yağıyorsa düşmekten korkabilirsiniz, yoldaysanız kaza yapacağınızdan endişe edebilir o havada dışarı çıkanları eleştirebilirsiniz. Ancak tüm bunların tam tersini de hissedebilir ve yaşayabilirsiniz. Kar tanelerini inceleyebilir, küçük bir çocuğun karla ilk tanışmasına şahit olabilir, mahallede yapılan kardan adama atkıyı siz takabilirsiniz. Hayatınızın yolculuğu kar yağarken yaptınız yolculuk olabilir. Evet olabilir. Tüm olmazlara, yaralara, hayal kırıklıklarına karşı başka türlüsü de olabilir. Olabiliri anlamak ve yaşamak aslında ihtiyacımız olan esnekliktir.
Türlü toksik insanlara karşı dış onaya ihtiyaç duymadan bir kendilik oluşturabilmenin şifasını deneyimleyebilirsiniz. Size tahsis edilen bir ömürde olması gerektiği ve hakkettiğiniz gibi kendi hakikat yolculuğunuzu tamamlayabilirsiniz. Tüm bunlar yıllar sonra geriye dönüp en çok kendi hayatımı yaşadım diyebilmeniz için oldukça önemlidir. Tüm bunların üstesinden gelmek elbette hiç kolay değildir. Ancak unutmamalısınız ki yaşadıklarınız zaten kolay değildi. Soluk soluğa koşarak oturacak yer ararken sizi halihazırda oturarak izleyenlere maruz kalmakta hiç kolay değildi. Ruhunuzdaki acılar derinizi yırtacak gibi hissederken hiçbir şey yokmuş gibi gülümsemek, içinizdeki ses hiç susmazken başkalarını dinlemek de çok zordu. O halde geriye çekinecek ne kalır ki? Sizi kıranların yanında durma çabanız, onay alma ve sevilme beklentiniz, onların hakikatini yaşamanız yaralarınızın sebebi olabilir. Yaralayandan şifa beklemenin yanılgısının ağırlığını bedeninizde hissediyor olabilirsiniz. Size sevmeyi kanatmak olarak öğretenlerle yol almak zorunda değilsiniz.
Tüm bunları göz önünde bulundurduğunuzda aslolanın kendinizi seçmek ve kendi hakikatinizi yaşamak olduğunu görebilirsiniz. Rağmen kendinizi seçmek. Ailenize, çevrenize, hayata en çok da kendinize rağmen. Aynaya baktığınızda kendinizi görebilme iddiasında olmak dahi neleri değiştirebilir tahmin ediniz. Yaralarınızla en soğuk gecelerde yürümek yerine baharın tatlı esintisine kapılmayı deneyebilirsiniz. İçinizdeki hiçliği kucaklama cesaretini gösterebilir, -ebilir ekini hayatınıza dahil edebilirsiniz.


