“Beni hiç yormazdı.” “Çok uslu bir çocukluk geçirdi.” “Kendi kendine sessizce oynardı.”
Bu cümleleri çoğu birey, övgü mahiyetinde ebeveynlerinden duymuştur. Öğretmenler, anne-babalar ve bakım verenler için bu ifadeler oldukça rahatlatıcıdır. Duyduğumuz zaman zorlamayan, çok fazla bir talebi olmayan ve neredeyse her koşula uyum sağlayabilen bir çocuk portresi çizer. Çocuğun sessiz oluşu, kendi kendine duruyor olması; sıklıkla onun ‘daha az yaramaz’ oluşuyla eş tutulur.
Psikoloji ise bunun tam tersini söyler. Bir çocuğun kendi hayatında bile az yer kaplıyor olması, onun zorlanmadığı anlamına gelmez. Aksine, bazı çocuklar sıkıntılarını ve duygularını davranışlarıyla değil, hayatlarından geri çekilerek ifade eder. Dışarıya gürültü vermeyen bu zorlanma şekli çoğu zaman çocuklar yetişkin bireyler olduğunda bile görünmez kalır.
Bu yazıda ‘hiç yormayan’ çocukların iç dünyalarında nelerin döndüğünü ele alacak ve sessizliklerinin en büyük yardım çağrılarından birisi olduğuna değineceğiz.
Yetişkinlerin Konfor Alanı: İdeal Çocuk Yanılgısı
Sessiz çocukların bu kadar sevilen bireyler olmasının aslında en önemli nedeni, yetişkinlerin dünyasında sağladığı konfor. Yetişkinler dünyasının koşturmalı ve aceleci tabiatından sonra çocukların sessiz olması anne-babaların çoğu zaman sorgulamayacağı bir durum haline gelir. Eğitim veya bakım ortamları da çoğu zaman davranışa odaklanır; bu sebeple sınıfta genelde ‘düzeni bozan’ ya da ‘dikkat dağıtan’ davranışlar daha hızlı fark edilir. Bu bağlamda gürültü yapan çocuk ‘zor’, sessiz çocuk ise ‘iyi’ olarak tanımlanır.
Çoğu yetişkin bu durumda sessizliği ödüllendirilmesi gereken bir şey olarak görür. Talepkar olmayan, uyumlu çocuk; yetişkinler tarafından idealize edilmeye başlanır. Ancak bu ‘ideal çocuk’ fikri, çocuğun duygusal dünyasının görünmezliğini ve sessizliğini pekiştirir ve yaşadığı sıkıntıların fark edilmesini geciktirir.
İçselleştirme ve Dışsallaştırma: İki Farklı Zorlanma Biçimi
Bu noktada, çocukların kendilerini zorlanmaları konusunda ifade etme şekilleri arasındaki farklılıklara bakmak gerekir. Gelişimsel psikoloji literatürü, çocukların bu ruhsal zorlanmalarını iki farklı temel biçimde dışarıya gösterdiğini iddia eder: İçselleştirme ve Dışsallaştırma.
Tahmin edilebileceği gibi dışsallaştıran çocuklar genelde saldırgan davranır; öfke patlamaları, dürtüsel davranışlar ve kurallara karşı gelme eğilimi gösterirler. Tam tersine içselleştiren çocuklar ise kendini geri planda tutma, çevresiyle aşırı uyum içinde olma ve duygularını bastırma eğilimi gösterir. Her iki zorlanma biçimi derinlikleri açısından farklılık göstermese de görünürlük bakımından birbirlerinden ayrılırlar.
Dürtüsel davranmaya eğilimli olan ve zorlanma durumlarını dışsallaştıran çocuklar genelde çevre tarafından daha görünür olduklarından hızla fark edilirken; kendini geri plana çekip duygularını bastırmayı tercih eden çocuklar çevre için bir uyumsuzluk yaratmadığından gözden kaçar. Tüm bunlar, sessiz çocukların daha az zorlandığı düşüncesini pekiştirir. Oysa durum tersi; bu durumlar çoğu zaman çocuğun duygusal yükünü tek başına taşımaya çalıştığını gösterir ve bu fark edilmediği takdirde çocuk için ağır olmaya başlayabilir.
Bağlanma Stratejisi Olarak Sessizlik
İçselleştirmeye olan bu eğilim, sadece bir mizaç özelliği olarak ele alınmamalıdır. Aynı zamanda çocuğun etrafıyla kurduğu ilişkileri deneyimleriyle de şekillenen ve uyum amaçlayan bir stratejidir. Bağlanma açısından bakmak istersek, bazı çocuklar ve hatta yetişkinler ihtiyaçlarını ifade ettiklerinde yeterince karşılık bulamadıklarını deneyimleyebilir ve devamında kendini yük gibi hissedebilir. Bu yük olma hissi sebebiyle gittikçe taleplerini geri çekerler ve ilişkilerini bu şekilde sürdürebileceklerini düşünürler. Bu bireyler ergenlik yaşlarına geldiklerinde ‘uyumlu’ ve ‘kendi kendine yetebilen’ kişiler gibi görünseler de aslında kendi içsel ihtiyaçlarını görünmez kılan bir savunma stratejisi kullanımı içindedirler. Genel olarak bağlanma perspektifinden bakıldığında sessizlik artık bir kişilik özelliği değil, ilişkiler içerisinde öğrenilmiş sorunlarla baş etme yöntemi halin gelir.
Duygu Düzenleme ve Bedensel Yansımalar
Bu süreç konuştuğumuz gibi yalnızca sorunlarla baş etme stratejisi olmaktan çok; Duygu Düzenleme süreçleri açısından da önemli sonuçlar doğurur. Sağlıklı duygu düzenleme, duyguların güvenli yollarla tanınması olduğu kadar ifade edilmesinden de geçer. Bunun tam tersi olarak içselleştiren, sessiz çocuklar çoğu zaman duygularını düzenlemekten kaçınır; onları tanımaz ve nasıl bastırılabilirler konusuna odaklanırlar. Kısa vadede olumlu sonuçlar veriyor gibi gözükse de yine, duygusal yükü çocuğun üstlenmesine yol açar. Kaygı, bedensel sorunlar, gerginlik hissi, ve suçluluk hissetmek gibi olgular bu görünmez yükün çocukta çıkan yansımaları olabilir. Son olarak girilen bu döngüde yetişkinlerin sessizliği farkında olmadan ödüllendirmesi, bu strateji döngüsünü pekiştirir ve ihtiyaçların fark edilme olasılığını en aza indirir.
Mentalizasyon: Görünmeyeni Merak Etmek
Gelinen bu noktada Mentalizasyon perspektifi önemli bir yer kaplar. Yetişkinler doğaları gereği çocuktaki zorlanmayı, davranışları üzerinden okumaya meyillidirler. Oysa fark edilmesi gereken şey, davranışların olmadığı alanda iç dünyanın varlığıdır. Mentalizasyon, tam olarak bu görünmez alana, iç dünyaya, yönelmeyi amaçlar. Çocuğun yaptıkları kadar, yapmadıklarının da anlamlandırmaya çalışır. Psikolojik zorlanmanın yalnızca dışarı aktarılan taşkınlıkla değil, görünmezlikle de ifade edilebileceğini fark etmek çocukların iç dünyasına erişmenin en temel şartlarından birisidir.
Ruhta kalan bu örüntüler, yetişkinlik hayatında farklı biçimlerde hayatını sürdürmeye devam eder. Sınır koymakta güçlük çeken bireyler, yardım istemekte zorlananlar, çevresiyle aşırı uyum içinde olan yetişkin profilleri çoğu zaman ‘sessiz’, ‘sakin’ ve ’hiç yormayan’ çocukluklarını anlatırken bunun şu anda bile hayatları üzerinde etkileri olduğundan habersizlerdir.
Bu sebepten, her çocuğu bir birey olarak ve biricik olarak ele almak gerekir. Yalnızca etrafa verdikleri ‘gürültüyü’ değil, sessizliklerini de dinlemek gerekir. Problem çıkaran çocukların ihtiyacı olduğu kadar, sessiz kalan; uyum içinde olan çocukların da anlaşılmaya ve merak edilmeye hakları olduğunu unutmamak gerekir. Unutmayalım ki sessizlik her zaman bir erdem, bir güç göstergesi değildir. En büyük yardım çağrıları bazen, en az duyulan yerlerden gelebilir.


