Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Çocuğum Uyumuyor”: Çocuklarda Uyku Güçlüklerine Klinik Bir Bakış

Uyku Şikâyetiyle Gelen Çocuk

Çocuklarla çalışan klinik psikologların en sık duyduğu başvuru cümlelerinden biri “Çocuğum uyumuyor” dur. Bu ifade çoğu zaman ebeveynler tarafından bir uyku problemine işaret ediyor gibi görünse de klinik pratikte bu şikâyetin çocuğun yalnızca geceye değil, gündüz yaşantısına, duygusal düzenleme kapasitesine ve bakım verenle kurduğu ilişkiye dair çok katmanlı bilgiler içerdiği görülür. Uyku, çocuğun içsel dünyasında gün boyunca biriken duyguların, bedensel uyarılmanın ve ilişki deneyimlerinin yoğunlaştığı bir geçiş alanıdır. Bu nedenle uyku güçlüklerini yalnızca “uykuya dalamama” ya da “gece uyanmaları” gibi davranışsal başlıklarla ele almak, klinik anlamda çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Bu yazıda çocuklarda uyku güçlükleri, öğrenilmesi ya da düzeltilmesi gereken bir davranıştan ziyade, gelişimsel ve ilişkisel bir süreç olarak ele alınacak; klinik bir vaka üzerinden bu sürecin nasıl değerlendirilebileceği tartışılacaktır.

Uykuya Geçiş Neden Zorlaşır?

Uyku, çocuk için yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değildir. Uykuya geçiş, gün içindeki uyarıcılardan ayrılmayı, kontrolü gevşetmeyi ve bakım verenle fiziksel temasın azalmasını içerir. Özellikle erken çocukluk döneminde bu ayrışma, bazı çocuklar için oldukça zorlayıcı olabilir. Ayrılma kaygısının yoğunlaştığı gelişimsel dönemlerde ya da mizacı hassas olan çocuklarda, uykuya geçiş anı kaygının belirginleştiği bir zaman dilimi hâline gelir.

Bağlanma kuramı perspektifinden bakıldığında, çocuğun gece boyunca bakım verene erişiminin azalması, güvenli bağlanmanın henüz yeterince içselleştirilemediği durumlarda tehdit edici bir deneyim olarak yaşanabilir. Bowlby’nin (1988) de vurguladığı üzere, çocuk için güvenli bağlanma yalnızca gündüz kurulan temasla değil, ayrılık anlarının nasıl düzenlendiğiyle de şekillenir. Uykuya geçişte yaşanan güçlükler, çoğu zaman çocuğun yalnız kalamamasından çok, ayrılığın henüz tolere edilebilir bir deneyime dönüşmemiş olmasına işaret eder.

Duygu Düzenleme ve Uyku Arasındaki İlişki

Klinik gözlemler, uykuya dalma güçlüğü yaşayan çocukların önemli bir bölümünde duygu düzenleme becerilerinin gelişimsel olarak henüz olgunlaşmadığını göstermektedir. Gün içinde uyumlu, sakin ya da “sorunsuz” olarak tanımlanan bazı çocuklar, gece olduğunda bu bastırılmış ya da düzenlenememiş duyguları bedenleri aracılığıyla ifade edebilirler. Bu durum ebeveynler için çoğu zaman şaşırtıcıdır; çünkü çocuk gündüz saatlerinde herhangi bir zorluk sergilememektedir.

Siegel’in (2012) de belirttiği gibi, çocuk beyninde üst düzey düzenleyici sistemler henüz tam anlamıyla gelişmediğinden, çocuklar yoğun duygularla baş edebilmek için dışsal düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Bu bağlamda uykuya geçişte ebeveyn eşliği, sıkça sanıldığı gibi bir bağımlılık göstergesi değil, gelişimsel bir gereklilik olarak ele alınmalıdır. Klinik çalışmalarda bu ayrımın ebeveynlerle net biçimde konuşulması, suçluluk ve yetersizlik duygularını azaltan önemli bir adımdır.

Klinik Vaka: A.

Dört yaşında bir erkek çocuk, anne ve babası tarafından geceleri uykuya dalamama, sık uyanma ve yalnız uyuyamama şikâyetleriyle getirilmiştir. Ebeveynler, çocuğun bebeklikten itibaren hassas bir mizaca sahip olduğunu, ani değişikliklere zor uyum sağladığını ve son altı aydır uykuya geçiş süresinin belirgin biçimde uzadığını ifade etmiştir. Özellikle annenin uyku saatleri yaklaştıkça yoğun bir gerginlik yaşadığı, bu gerginliğin çocuğa hem sözel hem bedensel olarak yansıdığı klinik görüşmeler sırasında dikkat çekmiştir.

Anne, uyku saatlerini “günün en zor zamanı” olarak tanımlamış; baba ise çoğunlukla bu sürecin dışında kaldığını belirtmiştir. Aile anlatısında uyku, yalnızca çocuğun değil, tüm sistemin zorlandığı bir alan olarak görünür hâle gelmiştir.

Klinik Değerlendirme Süreci

Değerlendirme sürecinde çocuğun bilişsel ve motor gelişiminin yaşına uygun olduğu, ancak duygu düzenleme alanında zorlanmalar yaşadığı görülmüştür. Serbest oyun gözlemlerinde ayrılma, kontrol ve tekrar eden kavuşma temalarının baskın olduğu; oyunun sıklıkla anne figürüne ulaşma senaryoları etrafında şekillendiği gözlemlenmiştir. Çocuk oyunda ayrılığı tolere etmekte zorlanmakta, oyunun akışını kontrol altında tutmaya çalışmaktadır.

Bu bulgular, uykuya geçişte yaşanan güçlüğün çocuğun ayrılma deneyimleriyle ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin düzenlenme biçimiyle ilişkili olabileceğini düşündürmüştür. Klinik değerlendirme, sorunun uyku eğitimi eksikliğinden ziyade, ilişkisel bir zorluk olarak ele alınması gerektiğine işaret etmiştir.

Bütüncül Müdahale Yaklaşımı

Müdahale süreci, çocuğa doğrudan yönelik davranışsal tekniklerden ziyade ebeveyn-çocuk ilişkisinin düzenlenmesine odaklanacak şekilde planlanmıştır. İlk aşamada ebeveynlerle uykuya dair psikoeğitim çalışması yürütülmüş; uyku sorunlarının gelişimsel, duygusal ve ilişkisel boyutları ele alınmıştır. Ebeveynlerin kendi kaygılarının çocuğun regülasyon kapasitesi üzerindeki etkisi üzerinde özellikle durulmuştur.

Ardından uyku öncesi rutinlerin tutarlı, sade ve öngörülebilir hâle getirilmesi hedeflenmiştir. Bu süreçte amaç, çocuğun tek başına uyumasını öğretmek değil; uykuya geçiş anını daha güvenli, daha sakin ve düzenleyici bir deneyime dönüştürmek olmuştur.

Klinik İzlem ve Değişim

Yaklaşık altı haftalık izlem sürecinde çocuğun uykuya geçiş süresinde belirgin bir kısalma, gece uyanmalarında azalma ve annenin uyku saatlerine dair kaygısında düşüş gözlemlenmiştir. Ebeveynin kendi regülasyonunu artırmasının, çocuğun sinir sistemi üzerinde düzenleyici bir etki yarattığı klinik olarak izlenmiştir. Bu bulgular, ebeveyn regülasyonunun çocuk uykusu üzerindeki belirleyici rolünü vurgulayan çalışmaları destekler niteliktedir (Mindell & Owens, 2015).

Klinik Çıkarımlar ve Pratik Sonuçlar

Bu vaka, çocuklarda uyku sorunlarının yalnızca uykuya dair tekniklerle ele alınmasının çoğu zaman yetersiz kaldığını göstermektedir. Uyku, çocuğun psikolojik dünyasında olup bitenlerin yoğunlaştığı bir eşik alanıdır. Klinik çalışmalarda uykuya dair güçlüklerin; çocuğun bağlanma örüntüsü, duygu düzenleme kapasitesi ve ebeveynin kaygı düzeyiyle birlikte değerlendirilmesi, daha kalıcı ve sağlıklı sonuçlar doğurmaktadır.

Sonuç

“Çocuğum uyumuyor” ifadesi çoğu zaman çocuğun değil, sistemin bir uyumlanma çağrısıdır. Uyku, öğretilecek bir beceriden çok, güvenle girilen bir ilişkisel alan olarak ele alındığında hem çocuk hem de ebeveyn için onarıcı bir sürece dönüşebilmektedir.

Kaynakça

Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.

Mindell, J. A., & Owens, J. A. (2015). A clinical guide to pediatric sleep: Diagnosis and management of sleep problems. Wolters Kluwer.

Siegel, D. J. (2012). The developing mind: How relationships and the brain interact to shape who we are. Guilford Press.

Melisa Balkandere
Melisa Balkandere
Melisa Balkandere, klinik psikolog ve duygusal derinliğe odaklanan psikoloji yazarıdır. Çalışmaları, beden algısı, yeme davranışları ve duyguların düzenlenmesi gibi bireyin iç dünyasını şekillendiren temel psikolojik alanlarda yoğunlaşır. Bilişsel davranışçı terapi, yetişkin terapisi ve travma temelli yaklaşımlar üzerine uzmanlaşmıştır. Psikolojik kavramları sadece akademik düzlemde değil; kültürel, toplumsal ve duygusal bağlamlarıyla birlikte ele almayı önemser. Yazılarını bilgi aktarmanın ötesinde, okuyucunun kendine dair susturduğu sorulara nazik bir alan açmak için kaleme alır. Onun satırlarında bilimsel açıklıkla insani kırılganlık yan yana durur. “Kimi duygular yalnızca adlandırıldığında hafifler.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar