Yaratma Cesareti ve Karşılaşma
İnsan olabilmek sadece fiziken var olmak değil, duygularının farkında olmak, seçimler yapabilmek, seçimlerin sorumluluğunu almak, kendini gerçekleştirmeye çalışmak anlamına gelir. Doğanın var olmak için cesarete ihtiyacı yoktur oysa insanın “insan” olabilmesi için cesarete ihtiyacı vardır.
May’e (1987) göre yaratıcılık yeni bir şeye varlık kazandırma sürecidir. Yaratma cesareti ise eyleme dökebilmekle ilgilidir. Yaratıcılığı boş zaman değerlendirme aktivitesi olarak değil kişinin kendini gerçekleştirme noktasındaki yansıması olarak değerlendirebiliriz. Sanatsal üretimin yanı sıra yeni bir fikir, yeni teknolojik gelişmeler, yeni kararlar almak, yeni seçimler yapmak yaratıcı eylemlerdir. Belirsizlik ve risk içeren bu süreçlerde yaratma için gereken güç cesaretten gelir. Yaratıcı gücün ortaya çıkmasında bireysel kapasitenin yanı sıra bireyin yaşamla kurduğu karşılaşmalar da etkilidir.
Büyük yeteneğe sahip olan herkes yaratıcı olmayabilir. Yeni bir oluşun ortaya çıkması için karşılaşmanın da etkisi büyüktür. Bir ressamın doğa manzarasıyla karşılaşması gibi. Sadece doğa manzarasıyla karşılaşma da yetmez bunu kağıda dökebilmek için cesaretin de olması gerekir. Cesaret ise eyleme geçebilmekle aktif olur. Bu noktada asıl belirleyici olan, bireyin karşılaştığı deneyim karşısında denemeye ne ölçüde cesaret edebildiğidir.
Denemeye Cesaret Edememek
Bireyin yaratıcı gücünü eyleme dönüştürememesinin temel sebepleri arasında yanlış yapma korkusu, mükemmeli bulma arayışı, yargılanma endişesi yer alır. Çocukluk döneminde doğru olanı yapma endişesi ile büyümüş bireyler güvenli ve konforlu alan arayışındadır. Bu durum yaratıcılığın eyleme dönüşme cesaretini engeller. Aslında yaratıcılığın önündeki engel yetenek eksikliği değil denemeye izin vermeyen bireysel ve toplumsal baskılardır. Bu baskılar, bireyin spontan tepkilerini sınırlayarak yaratıcı eylemin ortaya çıkmasını zorlaştırır.
Moreno’ya (1963) göre yaratıcı eylem bireyin yaşamla kurduğu canlı karşılaşmalar içinde aşama aşama oluşur. Yaratıcı eylem bireyi harekete geçiren spontaniteyle tetiklenir. Daha sonra spontaniteye verilen yaratıcı yanıt ilişkisel deneyimler başlatır ve bu deneyimler kültürel kalıplara dönüşür. Böylece yaratıcılığın kişi ve çevresinin dinamik etkileşimi içinden doğan bir süreç olduğu anlaşılabilir.
Terapötik Sahne ve Yaratıcı Dönüşüm
Bireysel psikolojik danışma ya da grup terapilerinde seans odası, cesaretin eylemle buluştuğu alandır. Bu alanda yeni roller denenir, yeni anlamlar ve farkındalıklar oluşur. Ortaya çıkan bu farkındalıkların günlük yaşama aktarılması ise yaratıcı cesaretin somut görünümünü oluşturur. Grup terapilerinde birey yeni rolleri grubun önünde deneyimler. Küçük bir topluluk olan grup, bireyin değişim ve dönüşüm sürecinde yaratıcı potansiyelinin kendi iç parçalarıyla karşılaşma yoluyla açığa çıkmasını kolaylaştırır. Grup terapisinde grup önünde olmanın getirdiği hata yapma, kontrolü kaybetme ya da yargılanacağım korkusuna rağmen bireyin sahneye çıkması yaratma cesaretinin en güzel örneğidir.
Aynı zamanda grup içinde yaşanan karşılaşmalar bireysel bir süreçten ziyade kollektif bir dönüşümün başlangıcıdır. Her bireyin sahneye taşıdığı süreç diğer grup üyeleri içinde yeni roller ve anlamlandırmalar imkanı sağlar. Grup içindeki bireyin özgün hali ile grupta var olma cesareti diğer üyelere de bulaşıcı bir etki yaratacaktır. Grup içinde olan bu karşılıklı etkileşim üyelerin değişim sürecini ortaklaşa yapılandırdığı anlamına gelir. Moreno’ya (1963) göre gerçek anlamda bir değişim, insanın kişiler arası karşılaşmaları sonucunda ortaya çıkan dönüşümdür. Grup terapileri bu karşılaşmalar için en güvenli ortamdır.
Grupta başlayan değişim seans odasında kalmaz. Grup küçük toplumsal bir modeldir ve burada deneyimlenen yeni roller günlük hayata genellenerek ilişkisel ağlara dönüştürülür. Bu küçük gruptaki değişimler zamanla daha geniş toplumsal yapıları etkiler. Bu sebeple grup içinde başlayan yaratıcı ve cesur karşılaşmalar, bireysel yaratım ve dönüşüm süreci yanı sıra toplumsal dönüşümünde başlangıç kıvılcımı olur. Grupta yaratıcı sürecin ortaya çıkabilmesi için bireyin cesaretinin yanı sıra terapistin sağladığı güvenli alan da önemlidir. Terapist, süreci yönlendiren bir otorite olmaktan çok grup üyelerine empatik bir ortam sunar. Yaratma sürecindeki eylemi destekleyerek sürecin sürdürülebilirliğini sağlar ve bu yönüyle üyeler için cesaretlendirici bir rol üstlenir.
Sonuç olarak terapist eşliğinde gerçekleşen terapötik karşılaşmalar, bireyin sorun çözme alanından ziyade özgün varoluşunu yarattığı bir sahnedir.
Kaynakça
Moreno, J. L. (1963). Sosyometrinin Temelleri. (N. Ş. Kösemihal Çev.). İstanbul Üniversitesi Yayınları.
May, R. (1992). Yaratma Cesareti. (A. Oysal Çev.). İstanbul: Metis Yayıncılık.


