Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bedeniyle Barışamayan Zihin

Görünüm Kaygısı Neden Sadece Aynaya Bakmakla İlgili Değil?

Aynaya baktığımızda gördüğümüz şey çoğu zaman yalnızca bedenimiz değildir. O yansımada, yıllar içinde içselleştirdiğimiz bakışlar, duyduğumuz cümleler ve “daha iyi olmalısın” diyen tanıdık bir ses de vardır. Bu yüzden beden algısı, sanıldığının aksine, sadece fiziksel bir mesele değil; derin bir psikolojik hikâyedir.

Beden Algısı Nerede Başlar?

Beden algısı, kişinin kilosu, boyu ya da yüz hatlarından çok önce şekillenmeye başlar. Çocuklukta söylenen masum gibi görünen cümleler —“biraz kilo almışsın”, “keşke burnun daha küçük olsaydı”, “bak o ne kadar zayıf”— zamanla beden ile değer arasında görünmez bir bağ kurar. Çocuk, sevilebilir olmanın ya da kabul görmenin belirli bir bedene sahip olmakla ilişkili olduğuna inanmayı öğrenir.

Bu noktada beden, sadece taşınan bir yapı olmaktan çıkar; kimliğin merkezine yerleşir. “Nasılım?” sorusu, yavaş yavaş “Nasıl görünüyorum?” sorusuna dönüşür.

Aynadaki Göz Kimin Gözleri?

Birçok kişi aynaya baktığında kendine gerçekten bakmaz; geçmişten gelen eleştirel bir bakışı yeniden üretir. Bu bakış bazen bir ebeveyne, bazen bir öğretmene, bazen भी sürekli karşılaştıran bir sosyal çevreye aittir. Zamanla bu ses içselleştirilir ve kişi, kendisini en sert şekilde yargılayan kişi hâline gelir.

Klinik çalışmalarda sıkça karşılaşılan bir durum şudur: Danışan, bedenine dair şikâyetlerini anlatırken aslında bedenden çok yetersizlik, utanç ve değer görmeme duygularını tarif eder. Beden, bu duyguların taşıyıcısı olur.

Sosyal Medya ve Bitmeyen Karşılaştırma

Sosyal medya, beden algısı üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Filtrelenmiş, düzenlenmiş ve “doğal” görünen ama büyük ölçüde kurgulanmış bedenler, gerçekçi olmayan bir norm yaratır. Kişi, kendi bedenini bu imgelerle karşılaştırdığında sorun bedeninde değilmiş gibi değil, bedeni yanlışmış gibi hisseder.

Bu karşılaştırma hali çoğu zaman fark edilmeden işler ve kişide utanç, eksiklik ve “yetememe” duygularını besler. Sorulması gereken soru şudur: Gerçekten bedenimle mi problemim var, yoksa maruz kaldığım beklentilerle mi?

Bedeni Kontrol Etme Çabası

Bedeniyle barışık olmayan bir zihin, çoğu zaman bedeni kontrol etmeye çalışır. Sürekli tartılmak, aynaya defalarca bakmak ya da tam tersine aynalardan kaçınmak, yeme düzenini katılaştırmak, aşırı spor yapmak ya da estetik müdahaleleri zihinde sürekli dolaştırmak bu çabanın farklı yüzleridir.

Burada beden, duyguları düzenlemenin bir aracı hâline gelir. Kontrol edilen şey aslında kilo ya da görünüm değil; kaygı, değersizlik ve çaresizlik hissidir. Ancak bu kontrol çabası kısa süreli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede kişinin bedenle olan ilişkisini daha da zorlaştırır.

Neden “Kendini Sev” Demek Yetmiyor?

Beden algısıyla ilgili en sık duyulan öneri “kendini sev” cümlesidir. Oysa bedenle barışmak, bir karar ya da olumlama meselesi değildir. Kendini sevmek, özellikle bedeni üzerinden çok yaralanmış biri için ulaşılması zor bir hedeftir.

Terapötik süreçte amaç, bedeni sevmekten önce onu katlanılabilir, güvenli ve yargısız bir alan hâline getirmektir. Öz-şefkat, bedeni beğenmek değil; onu cezalandırmadan, zorlamadan ve utandırmadan var olmasına izin verebilmektir.

Son Söz

Bedeniyle barışamayan bir zihin çoğu zaman estetik bir değişim aramaz; daha çok şefkat, kabul ve görülme ihtiyatını taşır. Aynaya yönelen eleştirel bakış, çoğu zaman bugüne değil, geçmişte duyulmuş cümlelere, yaşanmış kırılmalara ve yeterince iyi olamama hissine aittir. Bu nedenle bedenle kurulan zorlayıcı ilişki, yalnızca görünümle ilgili değil; kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır.

Beden, çoğu zaman konuşulamayan duyguların taşıyıcısı olur. Utanç, değersizlik, kontrol kaybı ya da sevilmeme korkusu; sözcük bulamadığında bedende ifade edilir. Kişi bedeniyle savaşırken aslında bu duygularla baş etmeye çalışır. Ancak bedenle kurulan bu savaş, kazanılamayan bir savaştır; çünkü insan kendisiyle uzun süre düşman kalamaz.

Bedenle barışmak, bedeni sevmek zorunda olmak anlamına gelmez. Barış, bazen sadece yargılamadan bakabilmek, bazen müdahale etmeden durabilmek, bazen de “Bugün böyleyim ve buradayım” diyebilmektir. Bu, hızlı bir farkındalık anından çok, zaman alan bir temas sürecidir.

Belki de aynaya bakarken sorulması gereken soru “Nasıl görünüyorum?” değil; “Bu bedene hangi anlamları yükledim?” sorusudur. Çünkü çoğu zaman sorun bedenin kendisinde değil; ona bakarken taşıdığımız hikâyede, beklentilerde ve koşullu kabullerdedir. Bedenle kurulan ilişki değiştiğinde, zihin de yavaş yavaş nefes almaya başlar.

Ezgi Acar
Ezgi Acar
Ezgi Acar, 1998 yılında İstanbul’da doğmuştur. Lisans eğitimini Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlayan Acar, aynı zamanda İşletme alanında çift anadal yaparak İnsan Kaynakları Yönetimi alanında uzmanlaşmıştır. Acar, eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Klinik Psikoloji (tezli) yüksek lisans programında devam etmekte olup, uzmanlık alanı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) üzerine yoğunlaşmaktadır. Mesleki gelişimine üniversite yıllarından itibaren önem veren Acar, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Lape Hastanesi gibi kurumlarda staj yaparak farklı klinik ortamlarda deneyim kazanmıştır. Ayrıca klinik uygulamalarını güçlendirmek amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi, Mindfulness Temelli Terapi, Sanat Terapisi, Spor Psikolojisi gibi farklı terapi yaklaşımlarına yönelik eğitimler almış; MMPI, MOXO Dikkat Testi ve CNS Vital Signs gibi psikometrik testlerin uygulama ve raporlama yetkinliklerini kazanmıştır. Bunun yanı sıra travma, anksiyete, depresyon, psikotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, bağımlılık, şema terapi, çift-aile terapisi ve psikodinamik yaklaşımlar gibi konularda birçok seminer ve vaka sunumuna katılmıştır. Araştırma ve ilgi alanları arasında travmalar, yeme bozuklukları, duygusal yeme, psikoonkoloji ve hastalıkların psikolojisi yer alan Acar, bu konularda bilimsel bilgi ile klinik deneyimi bütünleştirmeyi amaçlamaktadır. Psikoloji alanındaki bilgi birikimini toplumla paylaşma motivasyonuyla yazarlık yapan Acar, Psychology Times Türkiye’de ruh sağlığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen, anlaşılır ve erişilebilir içerikler kaleme almaktadır. Akademik ve mesleki gelişimini sürdürürken, gelecekte klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı ve kitap yazarak hem bilimsel hem de edebi üretimlerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar