Perşembe, Ocak 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ekranların İçinde Bir Benlik: Dijital Kültürde Çocuk Olmak

Gün içinde fark etmeden defalarca ekrana bakan çocuklar, çoğu zaman bu davranışı bilinçli bir tercih olarak değil, hayatın olağan bir parçası olarak deneyimlemektedir. Dijital dünyada büyüyen çocuklar için görünür olmak, çoğu zaman bilinçli bir tercih olmaktan ziyade, fark edilmeden öğrenilen gündelik bir alışkanlığa dönüşmektedir. Sosyal medyada paylaşılan her görüntü, her kısa video ya da hikaye; çocukların hem mahremiyet algısını hem de kendilerini başkalarının bakışı üzerinden değerlendirme biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital kültür içinde büyüyen çocukların benlik gelişimi, gözetim, paylaşım ve onay mekanizmalarıyla iç içe ilerlemektedir. Bu durum yalnızca çocukları değil, ebeveynleri ve bakım verenleri de doğrudan ilgilendiren yeni soruları beraberinde getirmektedir.

Dijital Kültür İçinde Büyüyen Çocuklar

Dijital kültür, günümüzde yalnızca yetişkinlerin değil çocukların da gündelik yaşamını kuşatan temel bir toplumsal çevreye dönüşmüştür. Sosyal medya platformları ve dijital uygulamalar, çocukların neyi “normal”, neyi “görünür” ve neyi “değerli” olarak algılayacaklarını belirleyen güçlü referans alanları sunmaktadır. Uluç ve Yarcı’ya (2017) göre sosyal medya, geleneksel medyadan farklı olarak bireyleri aynı anda hem izleyen hem de izlenen konumuna yerleştiren bir yapı üretmektedir. Bu yapı, çocukların kendilerini sürekli bir bakış altında hissetmelerine yol açarken, dijital ortamları kimliğin sergilendiği bir sahneye dönüştürmektedir.

Bu dönüşümün boyutları, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (2024) verilerinde açık biçimde görülmektedir. 6–15 yaş grubundaki çocukların internet kullanım oranının %91,3’e ulaşmış olması ve bu grubun %66,1’inin düzenli olarak sosyal medya kullanması, dijital sahnelerin çocuklar için yalnızca bir eğlence alanı değil, temel bir sosyal mekân haline geldiğini göstermektedir.

Sürekli Görünür Olmak: Dijital Gözetimin İçselleştirilmesi

Dijital medya ortamları, bireylerin çoğu zaman farkında olmadan izlenebilir hale geldiği alanlar yaratmaktadır. Bu durumu anlamlandırmak için Michel Foucault’nun Panopticon kavramı önemli bir kuramsal çerçeve sunar. Panopticon, bireyin gerçekten izlenip izlenmediğini bilmediği; ancak her an izlenebileceği ihtimaliyle davranışlarını denetlediği bir gözetim düzenini ifade eder. Bu düzende belirleyici olan, fiili gözetimden ziyade gözetlenme olasılığının birey üzerinde yarattığı içsel denetimdir.

Dijital dünyada çocuklar da benzer bir deneyimle karşı karşıya kalmaktadır. Kameraların açık olup olmadığını bilmeden, çevrimiçi ortamlarda sanki izleniyormuş gibi davranmayı öğrenmektedirler. TÜİK (2024) verilerine göre çocukların %32,6’sının her yarım saatte bir dijital cihazlarını kontrol etmesi, bu “sürekli tetikte olma” halinin gündelik yaşama nasıl yerleştiğini göstermektedir. Bu tablo, dijital gözetimin çocuklar tarafından ne ölçüde içselleştirildiğine dair çarpıcı bir işaret sunmaktadır.

Paylaşılan Çocukluklar ve Mahremiyetin Dönüşümü

Dijital kültür içinde çocukların mahremiyeti, çoğu zaman ebeveynlerin sosyal medya pratikleri üzerinden yeniden tanımlanmaktadır. Literatürde ‘’sharenting’’ olarak adlandırılan bu durum, çocuğun rızası olmaksızın onun adına bir dijital kimlik inşa edilmesine yol açmaktadır. Uluç ve Yarcı’nın (2017) da vurguladığı üzere, sosyal medya ortamlarında özel alan ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek belirsizleşmektedir.

Türkiye’de ebeveynler üzerine yapılan çalışmalar, bu belirsizliğin pratik karşılıklarını ortaya koymaktadır. Aslan ve Durmuş’un (2020) bulgularına göre, annelerin %47,4’ü çocuklarının doğum günü, mezuniyet gibi özel anlarını “beğenilmekten mutlu olma” motivasyonuyla sosyal medyada paylaşmaktadır. Bu pratikler, mahremiyetin korunması gereken bir değer olmaktan çıkarak, sosyal onay arayışı içinde dolaşıma sokulan bir unsura dönüşmesine yol açmaktadır.

Benlik Sunumu ve Onay Üzerinden Kurulan Kimlik

Erving Goffman’ın benlik sunumu kuramı, bireylerin başkaları tarafından nasıl algılandıklarını önemseyerek kendilerini belirli biçimlerde sunduklarını ileri sürer. Dijital platformlar ise bu sunumu süreklilik kazanan bir performansa dönüştürmektedir. Çocuklar, hangi davranışların beğeni ve onay aldığını gözlemleyerek, benliklerini giderek daha fazla dışsal geri bildirimler üzerinden inşa etmektedir.

Türkiye’de çocuklar arasında yaygın olarak kullanılan YouTube (%96,3) ve Instagram (%41,5) gibi platformlar, bu onay mekanizmasının en görünür biçimde işlediği alanlar olarak öne çıkmaktadır (TÜİK, 2024; MediaCH, 2025). Bir çocuğun paylaştığı içeriğin aldığı beğeni sayısına bağlı olarak özsaygısının dalgalanması, benliğin içsel bir değerlendirmeden ziyade ekranlardaki sayısal göstergelere endekslenmeye başladığını göstermektedir.

Dijital İmgeler, Tüketim ve Çocuk Benliği

Sosyal medya, yalnızca iletişim kurulan bir alan değil; aynı zamanda belirli yaşam tarzlarının, mutluluk anlatılarının ve başarı imgelerinin sürekli yeniden üretildiği bir kültürel zemindir. Ayan’ın (2016) Instagram örneği üzerinden ortaya koyduğu gibi, dijital imgeler tüketim kültürüyle birleşerek bireyleri belirli kalıplara yönlendirmektedir. Çocuklar da bu imgelerle kendilerini karşılaştırmakta ve benlik algılarını çoğu zaman bu yapay temsiller üzerinden kurmaktadır.

Bu bağlamda dijital kültür, çocuk benliğini görünürlük, beğenilme ve tüketim pratikleriyle şekillendirilen bir nesneye dönüştürme potansiyeli taşımaktadır.

Sonuç: Dijital Dünyada Sağlıklı Bir Benlik Mümkün Mü?

Dijital kültür, çocukların benlik gelişimini derinden etkileyerek psikolojik sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Ancak dijital dünya bütünüyle kaçınılması gereken bir alan değil; aksine, doğru yönlendirmelerle içinde sağlıklı biçimde var olunabilecek bir ekosistemdir. Ekranları tamamen yasaklamak ya da dijital kültürü bütünüyle dışlamak, çocukların bu dünyadaki deneyimlerini anlamayı zorlaştırmaktadır. Buna karşılık bilinçli ebeveynlik, dijital okuryazarlık ve farkındalık temelli yaklaşımlar, çocukların ekranların içinde kaybolmak yerine bu mecraları kendilerini ifade edebilecekleri araçlara dönüştürmelerine katkı sağlayabilir.

Sonuç olarak, geleceğin yetişkinleri olacak bu çocukların temel mücadelesi; milyonlarca bakış altında görünür olmak değil, o kalabalığın içinde kendi “gerçek” benliklerini koruyabilmektir. Belki de asıl soru, çocukların dijital dünyada ne kadar görünür olduğu değil; biz yetişkinlerin, onların bu görünürlüğünü ne kadar sorumlulukla yönettiğidir.

KAYNAKÇA

  • Aslan, S. & Durmuş, A. (2020). Okul Öncesi Dönemde Güncel Bir Ebeveyn Davranışı: Sharenting. Erken Çocukluk Çalışmaları Dergisi, 4(1), 140-165.

  • Ayan, G. (2016). Tüketim Kültürü Bağlamında Kimlik İnşasının Sosyal Medya Kullanımı: İnstagram Örneği. Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

  • MediaCH. (2025). Çocuklarda İnternet Kullanımı 2024’te Yüzde 91’e Yükseldi. Erişim adresi: https://mediach.net/

  • TÜİK. (2024). Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2024. Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni.

  • Uluç, G. & Yarcı, A. (2017). Sosyal Medya Kültürü. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (52), 88-99.

Helin Taş
Helin Taş
Sosyolog. Yüksek lisans eğitimine kendi alanında devam etmekte ve tez dönemindedir. Toplumu anlamanın en güçlü yolunun okumak ve yazmak olduğuna inanır. Bu nedenle yazarlığı yalnızca bir ifade biçimi değil, toplumsal bilinç oluşturan bir sorumluluk olarak görmektedir. Psikoloji ve sosyolojinin birbirini tamamlayan iki alan olduğunu savunur; bireyin iç dünyası anlaşılmadan toplumu, toplum çözülmeden bireyin kavranamayacağını vurgular. Yazılarında düşünceye dokunmayı, farkındalık yaratmayı ve küçük de olsa değişime katkı sunmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar