Güzelliğin evrensel bir tanımı, değişmeyen bir formülü var mı? İnsanlar gerçekten bedenlerini mi değiştirmek ister, yoksa duygularını mı?
Dünyaya biraz geniş açıdan baktığımızda, en etkileyici sanat eserlerinin, en güçlü müziklerin büyük bölümünün kadın bedeni üzerinden esinlenerek ortaya çıktığını görürüz. Dünyanın gözü önünde duran, neredeyse herkesin bildiği Özgürlük Anıtı’nı hatırlayalım; o da bir kadındır. Onu tasarlayan kişi de kadın bedeninden ve ona yüklenen anlamlardan yola çıkarak bu eseri oluşturmuştur. Leonardo Da Vinci’nin portrelerine baktığımızda ise karşımıza altın oran çıkar. İnsan güzelliğini belirli oranlar arasındaki simetrik ilişkiyle idealleştirdiği tabloları vardır. Ancak o dönemin güzellik algısıyla bugünün güzellik algısı aynı mıdır?
Burada ister istemez şu soru belirir: Güzellik, dönemsel koşullara ve değişkenlere bağlıysa, evrensel bir güzellikten söz edebilir miyiz? Bir güzelliğin gerçekten bir formülü var mıdır? Dünyanın giderek hızlanan değişimi, her dönemin güzellik algısıyla paralel ilerliyor. Bir dönem kumrallık güzellik olarak kabul edilirken, başka bir dönemde sarışınlık ya da esmerlik ideal ilan edilebiliyor. Dikkat ederseniz, sonbahar–kış ya da ilkbahar–yaz geçişlerinde saç rengi, saç kesimi ve stillerle ilgili açıklamaların yapıldığı belirli dönemler ve tarihler vardır. Tüm bunları yan yana koyduğumuzda şunu söylemek mümkün: Güzelliğin evrensel bir tanımı ve değişmez bir formülü yoktur.
Güzellik Algımızı Etkileyen Faktörler
En temele indiğimizde, kendimizle ilgili algılarımızın bebeklik döneminde şekillenmeye başladığını görürüz. Bebeklikte zihinsel süreçler henüz gelişmediği için, bebek ilişkilerini beden üzerinden kurar. Daha sonra çocukluk döneminde zihinsel süreçler geliştikçe beden algısı da giderek netleşir. Üstelik biz yetişkinler, çocuklara seslenirken ya da onları severken ‘güzel kızım’, ’yakışıklı oğlum’, ‘selvi boylum’, ‘fındık burunlu’ ‘tosunum’ gibi ifadeler kullanarak bedene dair algıyı daha da derinleştiririz. Yetişkinlikte bile “beli ince olan güzeldir” gibi cümlelerle karşılaşmak, bakış açımızı ve beden algımızı doğrudan etkiler.
İnsanların estetik yaptırma arzusunun temelinde de bir noktada kişinin bedenini nasıl algıladığı ve bedeniyle ilgili ne düşündüğü yer alır. Bir kişinin kendini çok kilolu bulması, yüzünde kusur görmesi ya da bazı organlarını büyük, küçük, çirkin ya da çarpık olarak algılanması; olumsuz beden imgesi sahip olduğunun bir işareti olabilir. Bu durumda bedende değişiklik yapma arzusu ve estetik uygulamalara yönelme de beraberinde gelir. Kişinin bedeninden hoşnut olmaması; mutsuzluğa, gerginliğe ve umutsuzluğa neden olabilir. Ancak estetik yaptırıldıktan sonra bu düşünceler bedenin başka bölgelerine sıçrayarak devam ediyorsa ve değişim arzusu bitmiyorsa, bu durum sürekli estetik uygulamalarına yönelme ve bir türlü tatmin olamama hâline dönüşebilir. Bu tablo, beden dismorfik bozukluk olarak adlandırılan ruhsal bir bozukluktan kaynaklanıyor olabilir. Beden dismorfik bozukluğu olan kişiler vücutlarında kusur bulur ve bu kusurları zihinsel olarak büyütürler.
Burada önemli bir nokta vardır: Kişinin tatmini ve mutluluğu estetik uygulamalarla değil, kendini algılayış biçiminin değişmesiyle mümkündür. Bu değişim ise ancak ruhsal destekle sağlanabilir.
Kültürün Beden İmajı Üzerindeki Etkisi
Kültürün de beden imgesi üzerinde oldukça güçlü bir etkisi vardır. Yaşanılan yere göre beden algıları değişiklik gösterebilir. Örneğin İranlı kadınların dudak ve burun estetiklerinde abartıya kaçtığı düşünülebilir; ancak orada bu durum son derece normal kabul edilir. Bu nedenle estetik ve beden imgesi konusunda doğru karar vermek çok önemlidir. Çünkü estetik uygulama sonucunda bedenin bir bölgesinde kalıcı bir değişim yaşanacaktır ve bu kararı almadan önce tüm artıların ve eksilerin değerlendirilmesi gerekir.
Estetik Operasyon ve Ruhsal Değerlendirme
Estetik uygulama öncesinde kişinin ruhsal bir değerlendirmeden geçmesi, daha sağlıklı bir karara ulaşmasını sağlayabilir. Eğer beden dismorfik bozukluk söz konusuysa, kişinin ameliyat olması genellikle sağlıklı bir sonuç vermez. Örneğin mutsuz ve yorgun görünen, daha güzel görünmek isteyen bir kişi estetik operasyon geçirdiğinde; cerrah onu daha genç ve daha güzel bir kadına dönüştürse bile mutsuzluk ve yorgunluk duygusu ortadan kalkmayabilir. Ortaya çıkan sonuç, çok güzel ama mutsuz görünen bir kadın olabilir.
Bu yüzden kişi öncelikle hangi olumsuz duygudan ya da mesajdan kurtulmak istediğini fark etmelidir. Burnunun, gözünün ya da dudağının görünümünden hoşlanmıyor olabilir ve bunun üzerine bir değişikliğe gidebilir. Ancak mutsuzluğun gerçekten bedensel bir algıdan mı kaynaklandığını ayırt etmek, doğru kararı verebilmek açısından belirleyicidir.
Estetikle Değişen Duygular ve Beklentiler
Estetik uygulamalarda beklentinin çoğu zaman duygusal yönde şekillendiğini söylemek mümkündür. Herkes daha genç, daha çekici görünmek isteyebilir. Buradaki asıl soru şudur: Kişi aynaya baktığında hangi duyguyla karşılaşmak istiyor? Peki, duygular estetikle değişir mi?
Aslında estetik uygulama sonucunda kişinin ne beklediği her şeyin merkezindedir. Örneğin bir kişinin “daha cesur bir görünüm istiyorum” düşüncesiyle burun ameliyatı olmak istemesi sağlıklı bir yol olmayabilir. Çünkü bu noktada asıl ihtiyaç, cesur hissetmektir; bu his, bedensel bir bölgenin değişimiyle ortaya çıkmaz. Bu nedenle kişinin önce kendi ihtiyacını doğru tanımlaması ve karşılaması gerekir.
Estetik uygulama yalnızca estetik görüntüdeki bir değişim için yaptırılmalıdır. Elbette başarılı bir estetik operasyon kişinin özgüven katkı sağlar; ancak özgüvenin yalnızca estetikle inşa edilemeyeceğini de unutmamak gerekir.


