Cumartesi, Kasım 29, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygı Bozukluklarında “Her Şey Kontrolden Çıkıyor” Hissi

Günlük yaşamın temposu arttıkça kaygı hem fiziksel hem de duygusal dünyamıza daha çok nüfuz ediyor. Birçok insan zaman zaman kaygı hissetse de bazı kişilerde bu duygu, olaylarla orantısız bir biçimde büyüyerek kontrol hissinin kaybedildiği bir noktaya ulaşabiliyor. “Sanki başıma kötü bir şey gelecek”, “Düşüncelerim bir anda hızlanıyor”, “Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor” gibi ifadeler, bir kaygı atağının ya da yaygın kaygı bozukluğunun habercisi olabiliyor. Klinik psikoloji, kaygının yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda bedensel, bilişsel ve davranışsal tepkilerin bütüncül bir sonucu olduğunu ve kişinin yaşam kalitesini derinden etkileyebileceğini vurgular. Bu nedenle kaygının nasıl işlediğini anlamak, kontrol kaybı hissini çözümlenebilir hâle getirir.

“Kontrolden çıkıyor” hissi, yalnızca kaygının yoğunluğundan değil; kişinin duygularını tanıma biçiminden, geçmiş deneyimlerinden ve stresle başa çıkma repertuarından da beslenir. Bu yazıda, kaygının neden bu kadar güçlü hissettirdiğini, zihinsel süreçlerin nasıl devreye girdiğini ve terapi sürecinde nelerin değişebileceğini anlaşılır bir dille ele alacağız.

Kaygı Bozukluklarında Kontrol Kaybı Hissinin Temel Mekanizmaları

1. Bedensel Uyarılma

Kaygı yükseldiğinde beden alarm sistemini devreye sokar. Adrenalin artar, nefes hızlanır, kalp atışı yükselir, kaslar gerilir. Bu tepkiler aslında hayatta kalma mekanizmalarımızdır, ancak bir tehdit olmadığı hâlde tetiklendiğinde kişi bu belirtileri yanlış yorumlayabilir. Örneğin hızlı kalp atışı “kriz geçiriyorum” olarak algılanabilir. Bu yanlış yorum, kaygıyı daha da artırır ve kişi kendini gerçekten kontrolden çıkmış gibi hisseder. Oysa klinik çerçevede bu belirtiler, bedenin normal stres tepkisinin geçici bir parçasıdır.

2. Felaketleştirme Düşünceleri

Kaygı bozukluklarının en belirgin bilişsel bileşeni felaketleştirmedir. “Ya yanlış bir şey söylersem?”, “Ya herkes beni yargılarsa?”, “Ya kontrolümü tamamen kaybedersem?” gibi varsayımlar, zihnin olası en kötü senaryoyu gerçekmiş gibi değerlendirmesine yol açar. Bu düşünceler yalnızca duyguları tetiklemez, aynı zamanda kişinin davranışlarını da yönlendirir. Zihin, belirsizliğe tahammül edemediği için bir çıkış yolu arar; ancak çoğu zaman bulduğu yol, durumu daha karmaşık hâle getirir.

3. Kaçınma Davranışları

Kaygı hissi rahatsız edici olduğu için kişi onu tetikleyen ortamlardan uzak durmayı tercih eder. Topluluk önünde konuşmaktan kaçınmak, kalabalığa girmemek, telefona bakmamak, bazı sorumlulukları ertelemek gibi davranışlar kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygının daha da yerleşmesine neden olur. Kaçınma, “Bu durum tehlikeli, kaçmak en doğrusu” mesajını pekiştirir ve kişi her kaçındığında kaygı duygusu biraz daha güçlenir.

Terapi Sürecinde Döngünün Çözülmesi

Bu üçlü mekanizmanın oluşturduğu döngü kırılmadığında kişi kendini zihinsel ve bedensel bir girdabın içinde bulur. Ancak iyi haber şu ki terapi süreçleri bu döngüyü işlevsel biçimde çözebilir. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT), kaygı bozukluklarında altın standart yöntemlerden biridir. Terapi, kişinin düşünce süreçlerini tanımlamasına, tetikleyicilerini fark etmesine ve kaygıyı besleyen otomatik yorumlarını sorgulamasına yardımcı olur. “Ya kontrolümü kaybedersem?” düşüncesi yerine “Şu an sadece kaygılıyım, bu duygu geçici” gibi işlevsel cümleler geliştirmek, hem bilişsel hem de duygusal düzenleme sağlar.

Terapi ayrıca bedensel farkındalığı artırır. Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri ve bedensel duyumları yeniden çerçeveleme teknikleri, kişinin bedenini “tehlike” yerine “geçici uyarılma” olarak algılamasını sağlar. Bedenin verdiği işaretleri yeniden yorumlamak, kontrol kaybı hissinin azalmasında çok etkilidir.

Bunların yanında davranışçı teknikler de önemli bir yer tutar. Terapist eşliğinde gerçekleştirilen maruz bırakma çalışmaları, kişinin kaçındığı durumlarla küçük ve kontrollü adımlarla yüzleşmesini sağlar. Bu süreç, “Tehlike sandığım kadar büyük değilmiş” deneyimini doğrudan yaşamasına yardımcı olur. Kaçınma döngüsü kırıldığında kaygı dengelenir ve kişi günlük yaşamında çok daha işlevsel bir hâle gelir.

Sonuç: Kaygıyı Yönetebilme Kapasitesi Geliştirilebilir

Kaygı bozukluklarında yaşanan “Her şey kontrolden çıkıyor” hissi, aslında kontrol kaybının kendisinden çok, kaygının bedende ve zihinde yarattığı hızlı ve yoğun tepkilerden kaynaklanır. Bu his, kişinin zayıflığı ya da başarısızlığı değildir; kaygı sisteminin aşırı çalışmasının doğal bir sonucudur. Klinik psikoloji perspektifi, bu deneyimi normalleştirmeyi, anlamlandırmayı ve kişinin kendi iç kaynaklarını güçlendirmeyi hedefler.

Kaygı anlarında bedenin verdiği sinyallerin geçici olduğunu bilmek, felaketleştirme düşüncelerini fark etmek ve kaçınmanın uzun vadede kaygıyı artırdığını hatırlamak önemlidir. Terapi süreciyle birlikte kişi, hem duygularını hem de düşüncelerini daha iyi düzenlemeyi öğrenir. Böylece “kontrolden çıkıyorum” hissi yerini “kaygımı yönetebiliyorum” deneyimine bırakır.

İnsan zihni, zorlayıcı duygularla karşılaştığında dayanıklılık geliştirebilecek bir yapıya sahiptir. Kaygı bozuklukları da bu dayanıklılığın desteklenmesiyle yönetilebilir. Belki de asıl güç, kaygının bizi sürüklediği fırtınadan kaçmakta değil; o fırtınanın içinde kendimizi yeniden bulabileceğimizi fark etmekte saklıdır…

Berkay Öztürk
Berkay Öztürk
Psikoloji alanındaki yolculuğuma, insan zihnini ve davranışlarını derinlemesine anlamaya duyduğum tutku ile başladım. Girne Amerikan Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden üstün başarıyla mezun olarak akademik bilgi birikimimi sahada uygulama becerisiyle birleştirdim. Lisans sürecimde, Prof. Dr. Mehmet Çakıcı tarafından kurulan Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi’nde gerçekleştirdiğim staj kapsamında bağımlılık psikolojisi alanında yoğunlaştım. Grup ve bireysel terapi seanslarına gözlemci olarak katılarak danışanlarla doğrudan iletişim kurma ve sahada nitelikli deneyimler edinme fırsatı buldum. Bu süreç, teorik bilgimi pratik becerilere dönüştürmemi ve danışan odaklı, etik temelli bir yaklaşım geliştirmemi sağladı. Akademik çalışmalarım kapsamında hazırladığım lisans tezim, madde bağımlılığı ile çocukluk travmaları arasındaki ilişki üzerine odaklandı. Bu alandaki uzmanlığımı derinleştirmek amacıyla eğitim hayatım boyunca birçok uygulayıcı ve uzmanlık sertifika programına katıldım. Bugün, Kıbrıs’ta bir eğitim kurumunda psikolog olarak görev yapıyor; çocuk, ergen, yetişkin ve ailelerle bireysel danışmanlık ve terapi süreçleri yürütüyorum. Mesleki pratiğimde bilimsel temelli terapi yöntemlerini her bireyin kendine özgü ihtiyaçlarına uyarlayarak güvenli ve etkili bir süreç sunuyorum. Aldığım bazı uzmanlık eğitimleri: Madde Bağımlılığı Eğitimi – Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi (2024) Çocukluk Travmaları Eğitimi – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (2023) Çift Terapisi Eğitimi – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (2025) Cinsel Terapi & Uygulayıcı Eğitimi – Mudanya Üniversitesi, CISEF (2024–2025) Çocuk Merkezli Oyun Terapisi Eğitimi – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (2023) ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi) Uygulayıcı Eğitimi – Mudanya Üniversitesi (2025) Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi Uygulayıcı Eğitimi – Mudanya Üniversitesi (2025) Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Uygulayıcı Eğitimi – DATEM (2025) Yetişkinlik Terapisinde 12 Test Uygulayıcı Eğitimi – Mudanya Üniversitesi (2025) Mesleki vizyonum; her danışanı benzersiz bir birey olarak görmek, onların yaşam yolculuğunda güvenli bir rehber olmak ve psikoloji biliminin ışığında hayatlarında kalıcı, olumlu değişimler yaratmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar