Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kadınlık, Göç ve Kimlik: Bir Yaşamın Psikodinamiği

Bazen kendinizi sorguladığınız oldu mu “ben neden bu hayatın bir parçasıyım” diye?
Bu oluşumu çoğu zaman kendi içimizde inançlarımızın getirisiyle sorgulamıyoruz.
Yine de “daha iyi bir hayatım olabilirdi” veya “benim hak ettiğim hayat bu mu?” diye içimizi kemiren düşüncelerimiz olabiliyor.

Sizlere bizzat yakından tanıdığım bir kadının, yani annemin hayatını paylaşmak istiyorum.

Hayalin Psikodinamiği

1980 gibi bir yılda hayata gözlerinizi açtığınızı düşünün.
Hava hafif kapalı, ortamda buruk bir tarhana kokusu, dışarıda rüzgârla savrulan otların kokusu karışmış bir halde.
Kulağa huzur dolu gelebilir ancak bu kimimiz için bir şanssızlığın göstergesi olabilir.

Okul hayatı boyunca öğretmen olmayı hedefleyen küçük bir kız çocuğu…
Ailesine, gelenek göreneklerine bağlı, inançlı ama en çok da umudunu yitirmemiş küçük bir kız.
Taa ki ilkokuldan mezun olana kadar.

Diğer kız kardeşleri gibi o da ne yazık ki okula devam edemeyecekti çünkü doğduğu köyde kızların okutulması gerekli görülmüyordu.
Belli bir topluluk sırf sayıca üstün diye bir kişinin hayatına müdahale edebiliyordu.
Oysa bu kısa ömürlü hayatta bir birey olarak kendi inançlarımızla, kendi değerlerimizle, başkalarının hayatına müdahale etmeden yaşamak mümkün olmalıydı.

Sırf bu görüşler yüzünden erkek kardeşi eğitim hayatını tamamlarken, kendisi erkenden köy işlerini yapmaya başlamıştı.
Çocukluğunu oyuncaklarla, çizgi filmlerle geçirmek yerine her sabah yeni bir işe koşturmak için uyanıyordu.

Köyde Kadınlık: Sessiz Kodlar

Bir insan reşit olduğunda üzerindeki baskının azalacağını sanıyoruz, değil mi?
Ancak ne yazık ki kırsal kesimde işler o şekilde ilerlemiyor.

Ergenlik dönemlerinde ve reşit olduğu yaşlarda kapanma baskısıyla yüzleşmişti.
Yaşadığı yerde erkekler el üstünde tutulurken, yaptıkları her şeye göz yumulurken, bir kadının eteğinin bileklerini kapatmaması ya da biraz yukarıda olması bile kötü ithamlara neden olabiliyordu.

Tüm bu baskılar onu yıpratmıştı ve bu durumdan kurtulmak istediğine o yaşlarda karar verdi.
Küçüklüğünden beri televizyonda gördüğü o süslü şehir hayatı, güzel giyinen insanlar, kibar ve modern konuşan kişiler onu cezbediyordu.

Bu hayal doğrultusunda yaşadığı köyün sığ zihniyetini lehine çevirdi ve kendisi için uygun gördükleri şehirli bir adamla evlenme kararı aldı.

Şehre Göç: Aile İçi Baskı ve Kimlik Dağılması

Evlilik… Yaşanabilecek en büyülü, en özel anlardan biri değil midir?
Ancak kimileri için sadece bir çıkış kapısı ya da “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” olabilir.

Ne yazık ki bu sefer külkedisi evlendiği prensiyle o göz kamaştıran şehir hayatında mutlu yaşayamadı.
Bir kandırmayla evlendirilmişti. Daha gelin geldiği ilk gün, kayınları tarafından küçümsenmeye başladı.

Çok zorluklar çekti; arkasından işler çevrildi, haksızlığa uğradı, hor görüldü.
Eşine ve kayınlarına sesini çıkaramazdı çünkü o, çok istediği şehir hayatında bir başınaydı.
Gerçekte hayalini kurduğu şehir yaşamını yaşarken, bunun hiç de sandığı gibi olmadığını fark ettiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

Bunun yanı sıra köy hayatından gelen söylentiler hâlâ peşini bırakmıyordu.
Bu söylentiler, onu hayatında edinebileceği en büyük sorumluluğu almaya, bir çocuk sahibi olmaya itti.

Evlerini kayınlarıyla ayırsalar bile eşiyle de istediği mutluluğu yakalayamamıştı.
Uzunca süren bu anlaşmazlık sadece çocuğa bağlıydı.

Görüyor musunuz?
Aslında doğup büyüdüğü o köy halkı, sırf bir bağlantısı olsun da istediği an çekip kurtulamasın diye masum bir çocuğu aracı hâline getirmişti.

Tüm bunlara rağmen artık kararını kesin olarak veren bu güçlü kadın, geç de olsa cesaretini toplayıp boşanmayı göze aldı ve bunu gerçekleştirdi.

Boşanma: Psikolojik Yeniden Doğuş

Köyde sığ düşüncelerin arasında, hiçbir imkânın ve özgürlüğün sunulmadığı bir yerden gelen biri için boşanmak, halk arasında bir kurtuluşun öncüsü ama aynı zamanda dedikoduların hedefi olmaktı.

Olumlu da olsa olumsuz da olsa tüm söylemlere kulaklarını kapatan bu kadın, artık kendi imkânlarıyla tüm zorluklara göğüs germeye hazırdı.

Şehir hayatını bırakıp ailesinin evine dönmeyi zihninde bile canlandıramıyordu.
Artık bu zorlu hayata alışmış, inatçı, güçlü ve kendisine empoze edilen sığ düşüncelerden arınmaya hazır bir kişilik vardı karşılarında.

Zamanın şartlarına göre bu adım, her ebeveyni gururlandıracak kadar cesur bir karardı.

Sonuç: Ritüel Yoluyla Kimlik İnşası

Bugün her ne kadar maddi ve manevi zorluklar yaşasa da, geçmişten getirdiği eksiklikleri tamamlayacak adımı atamamış olsa da içindeki inanç ışığı hâlâ güçlü yanıyor.

Çünkü kendisi de hayata daha yeni başladığını, önünde uzun bir yol olduğunu biliyor.
Geçmişe dönüp bakmamayı öğrenmişti.

Bizler de karşımıza çıkan zorluklar ne olursa olsun inancımızdan vazgeçmemeli, bizim hakkımızda konuşan insanları göz ardı etmeliyiz.
Çünkü o insanlar, seni ve gelecekteki başarılarını kıskanan sıradan bir topluluktan fazlası değiller.

Bu yüzden yanlış da olsa, zorluklarla mücadele etmen gerekse bile ilerlediğin yoldan geri adım atma.
Sonuna kadar tüm benliğinle yürümek, seni kimliğini inşa eden bir zafere taşıyacaktır.

Mert Dutkun
Mert Dutkun
Merhaba, ben Mert Dutkun. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Sosyal Hizmetler Bölümü mezunuyum. Branşımın gerekliliği olarak, gencinden yaşlısına topluma sağlık, huzur ve refah kazandırmayı; bunun için özveriyle çalışmayı kendime bir görev bilmekteyim. Her geçen gün kendimi alanım doğrultusunda geliştirmeyi, yeni bilgiler edinmeyi ve öğrendiklerimi paylaşarak insanlara fayda sağlamayı hedefliyorum. Yazılarımda, bilgi birikimimi sizlerle paylaşarak ruhlarınıza dokunmayı amaçlıyorum. Şu anda online danışmanlık hizmeti vermeyi tercih ediyorum; ancak ilerleyen süreçte bunu resmi olarak mesleğim haline getirmeyi planlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar