İletişim araçlarının ve sosyal medya platformlarının artan etkisiyle hızla değişen ve dijitalleşen dünyada, teknolojinin insanlara sunduğu kolaylıklarla birlikte gelen anlık tatminler, insanlar arasında kurulan bağları yüzeysel ve daha az kalıcı hale getirerek derinliğini zayıflatmaktadır. Derinliğin kaybolduğu, içsel dünyaya bakılmadan şekillenen bu sığ ilişkilerde insanlar, birbirlerini görünüşte tanımaktan fazlasıyla ilgilenmemektedir. Bu noktada, Labster’in “vitrin modeli” metaforunun incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Labster vitrin modelinde, partner seçimindeki motivasyonun “uygun çift rozeti” alarak performans amacı taşıdığını söyler. Burada benlik kapalıdır. Kimlik, idealize edilen bir yapıda aranır. Yapı, toplumsal ve ahlaki sınırlarla kısıtlanmıştır ve yapıya içkin arzu, içsel boşluğun dışsal bir onay ile kapanmak istenmesi ile ilişkilidir.
Ayna Evresi ve Kimlik İnşası
Bireylerin kendi kimliklerini başkalarına onaylatma ve sürekli olarak başkalarının bakış açılarına bağımlı hale gelme eğilimleri, Lacan’ın “ayna evresi” teorisi ile açıklanabilir. Bu teoriye göre modern ilişkilerde, bireylerin kendi kimlikleri partnerlerinin onları nasıl gördüğüne, kabul edip etmediğine ve onlara nasıl bir imge sunduğuna bağlı olarak şekillenmektedir. Başka bir deyişle, benlik sabit ve içsel bir özden çok, dışarıdan gelen yansımalar aracılığıyla kurulmaktadır. Bu nedenle ilişkiler, yalnızca bir yakınlık alanı değil, aynı zamanda öznenin kendisini doğrulatma zemini haline gelir ancak içsel boşluk dışsal bir kaynak ile kapanamayacağından, ilişkilerde sürekli bir tatminsizlik ve doyumsuzluk ortaya çıkar. Özneler birbirini değiştirerek uygun çift rozetini almaya çalışırlar ya da anlık tatminlerle yüzeysel birlikteliklere devam ederek tanımadıkları benliklerle içlerinde bulundukları döngüden çıkmak istemezler.
Aşkın Fantezi Düzlemi ve Gerçeklikten Kopuş
Žižek’in bakış açısına göre burada aşk idealize edilirken, gerçeklikten koparak bireylerin gerçek ihtiyaç ve arzularının bastırıldığı bir fanteziye dönüşerek kimlik ve ego krizlerine yol açar. Tam da bu nedenle, özneler arasında kurulabilecek sahici bağ zayıflar; çünkü böyle bir bağın oluşması duygusal yatırım, sabır ve emek ile mümkündür. Aşkın fantezi düzleminde tutulması, ilişkiyi derinleştirecek duygusal emeği askıya alarak özneler arası ilişkinin maddi ve duygusal koşullarını aşındırır. Bu durum, modern öznenin ilişkiyi bir bağlılık alanı olmaktan çok, kesintisiz haz ve onay beklentisinin sürdürüldüğü kırılgan bir zemin olarak deneyimlemesine yol açar. Dolayısıyla ötekinin eksiğiyle, zorluğuyla ve farklılığıyla karşılaşmak, ilişkiyi derinleştiren bir uğrak olmaktan çıkar; tam tersine, ilişkinin terk edilmesi için yeterli bir gerekçeye dönüşür. En ufak çatışmada geri çekilme, konuşmak yerine uzaklaşma ve anlamlandırmak yerine vazgeçme eğilimi, duygusal yatırımın önünü kapatan bu sabırsızlık rejiminin bir sonucudur.
İdeolojik Çerçeve ve Tüketim Mantığı
Žižekçi perspektiften bakıldığında burada belirleyici olan, yalnızca bireyin psikolojik yetersizliği değil; seçeneklerin çoğalması, erişimin kolaylaşması ve ilişkinin tüketim mantığı içinde kavranmasıyla üretilen ideolojik bir çerçevedir. Böylece ilişki, ötekiyle dönüşümsel bir karşılaşma olmaktan çıkarak, her an değiştirilebilir seçenekler arasında dolaşan deneyime indirgenir. Sonuç olarak, Žižek’in provokatif tarzı ve Lacancı psikanalizden beslenen yaklaşımı, modern ilişkilerde yaşanan kırılmayı yalnızca bireysel uyumsuzluklarla değil, daha derinde işleyen ideolojik ve psikolojik yapılarla açıklamayı mümkün kılar. Günümüz ilişki biçimlerinde aşk, çoğu zaman sahici bir karşılaşmadan çok, benliğin onaylanmasına hizmet eden bir fanteziye dönüşmektedir. Bu nedenle ötekiyle kurulan bağ, eksiklikleri, çatışmaları ve kırılganlıklarıyla birlikte taşınan bir ilişki olmaktan çıkarak, hızla tüketilen ve kolayca vazgeçilebilen bir deneyime indirgenir.
Duygusal Emek ve Gerçek Bağın Tesisi
Oysa gerçek bağ, ancak duygusal yatırım, sabır, emek ve ötekinin farklılığıyla yüzleşme cesaretiyle kurulabilir. Bu açıdan bakıldığında modern ilişkilerde asıl sorun, sevginin yokluğu değil; sevginin gerektirdiği duygusal emek, tahammülün ve sürekliliğin giderek daha fazla dışlanmasıdır. Žižekçi perspektif, tam da bu noktada, çağdaş öznenin aşkı yaşamak istediğini; ancak aşkın zorunlu koşulu olan eksiklik, risk ve bağlılığa katlanmak istemediğini görünür kılar.
Kaynakça
Žižek, S. (2006). The Parallax View. MIT Press.
Žižek, S. (1992). Looking Awry: An Introduction to Jacques Lacan Through Popular Culture. MIT Press.
Lacan, J. (2006). Écrits (B. Fink, Trans.). W. W. Norton & Company. (Original work published 1966)
Lanthimos, Y. (Director). (2015). The Lobster [Film]. Element Pictures; Scarlet Films; Faliro House Productions; Haut et Court.


