Aşka Dair Varoluşsal Tanımlar
Aşk, insan deneyiminin en yoğun ve en dönüştürücü yaşantılarından biridir. Ancak elbette aşk, tek bir tanıma indirgenemez. Erich Fromm’a göre, edilgen bir duygu değil; öğrenilebilen, geliştirilebilen ve sorumluluk içeren bir eylemdir. Fromm, olgun sevgiyi iki insanın kendi bütünlüklerini kaybetmeden kurdukları bir birlik olarak tanımlar. Bu bakışta aşk, kendinden vazgeçmek değil; kendilik bilincini koruyarak bağ kurabilmektir. Fromm’a göre aşk, kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu değil; bireyin kişilik yapısıyla, olgunluk düzeyiyle ve üretken yönelimiyle ilişkili bir kapasitedir. Bu nedenle insan âşık olma arzusuna sahip olabilse de, her bireyde gerçek anlamda sevebilme yetisi gelişmiş değildir. Sevme becerisi; sorumluluk alma, ilgi gösterme, saygı duyma ve karşısındakini ayrı bir birey olarak tanıyabilme kapasitesi gerektirir. Bu özellikler yeterince gelişmeden kurulan ilişkiler ise çoğu zaman aşkın kendisinden ziyade, kişinin duygusal eksikliklerini telafi etme, içsel boşluk duygusunu hafifletme ya da yalnızlıkla baş etme biçimi olarak ortaya çıkar; başka bir ifadeyle bu tür ilişkiler, sevme ediminden çok, bireyin duygusal güvenlik arayışını ve bağlanma ihtiyacını düzenleme çabası olarak işlev görür.
John Bowlby ise aşkı bağlanma kuramı çerçevesinde ele alır. Romantik ilişkiler, çocuklukta kurulan bağlanma örüntülerinin yetişkinlikte yeniden sahnelenmesidir. Sevilen kişi, birey için bir “güvenli üs” haline gelir; ayrılık ise bağlanma sistemini aktive eden bir tehdit olarak deneyimlenir. Bu nedenle aşk kaybı, yalnızca duygusal değil, aynı zamanda fizyolojik ve sinir sistemi düzeyinde de sarsıcıdır.
Aşk ve Persona: Birlikte İnşa Edilen Benlik
Aşık olduğumuzda yalnızca birini sevmez; onunla birlikte yeni bir benlik inşa ederiz. Jung’un “persona” kavramı, romantik ilişkilerde partnerin beklentileri ve onayı doğrultusunda şekillenen bu yeni kimliği anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Zamanla birey, kendisini “ben” üzerinden değil, “biz” üzerinden tanımlamaya başlayabilir. Kişi, yeterli olma arzusuyla kendi beklentilerini geri plana atabilir, bastırabilirken bireysel sınırların silikleşmesine yol açabilir. Ayrılık gerçekleştiğinde ise yıkılan yalnızca ilişki değil; o ilişki içinde var olan benlik algısıdır. Bu nedenle ayrılık sonrası yaşanan temel duygu çoğu zaman yalnızlık değil, kimlik kaybıdır.
Aşk, Koşullanma ve Kimlik Oluşumu
Aşk, müthiş bir psikolojik koşullanma yaratır. Sevildiğimizde değerli, seçildiğimizde yeterli hissederiz. Partner, benlik değerimizi doğrulayan bir dış referans haline gelir. Özellikle çocuklukta koşullu sevgi deneyimlenmişse, yetişkinlikte romantik ilişki bu boşluğu dolduran bir alan olarak işlev görür. Bu durumda kişi, kendi değerini ilişkinin varlığına bağlamaya başlar. Oysa burada kaybedilen şey, kişinin özü değil; öz-değerini ilişki üzerinden tanımlayan bir yapılandırmadır.
İdeal Benlik Kaybı ve Yetersizlik Hissi
Sevilen kişiyla birlikte birey, olmak istediği versiyonuna daha yakın hisseder. Ayrılık, bu idealize edilmiş benlik tasarımının da kaybı anlamına gelir. Bu kayıp çoğu zaman “ben yetmedim” düşüncesiyle içselleştirilir. Oysa burada kaybedilen, bireyin değeri değil; ilişkide mümkün olduğunu düşündüğü benlik anlatısıdır.
Ayrılık ve Yas: Yaşam Yitimleriyle Sınırlı Olmayan Bir Süreç
Yas, yalnızca ölümle sınırlı bir süreç değildir. Freud’un Yas ve Melankoli metninde vurguladığı gibi, kişi sevilen nesneyle birlikte ona yüklenen anlamlara, hayallere ve beklentilere de yas tutar. Ayrılık, yaşanmamış bir geleceğin kaybıdır. Bu nedenle aşk sonrası yas; paylaşılan alışkanlıkların, gündelik ritüellerin ve “birlikte olsaydık” ihtimallerinin yitimidir. Bu yüzden ayrılık sonrası zihnin ruminasyonla kaybı anlamlandırmaya çalışması; çözülmemiş yasın bir göstergesidir.
Kendine Ve Ötekine Zarar Vermemek
Winnicott’un “yalnız kalabilme kapasitesi” kavramı, sağlıklı aşkın temel taşlarından biridir. Yalnız kalabilen birey, ilişkiyi bir zorunluluk değil, bir tercih olarak yaşayabilir. Yalnızlığa tahammül edemeyen birey için ise ilişki, bir kaçış alanına dönüşebilir. Bu bağlamda Irvin D. Yalom Nietzsche Ağladığında eserinde şöyle der; “Benim ‘biz’ hâline gelebilmem için, önce ‘ben’ olmam gerek.”
Bu ifade, sürdürülebilir sevginin temel koşulunu ortaya koyar. Sağlıklı bir ilişki, bireyin kendilik sınırlarını yitirdiği değil; aksine kendisiyle temasını koruyabildiği bir alanda mümkün olur. Aşkın yitimiyle ortaya çıkan yetersizlik hissi, çoğu zaman bu kendilik bağının zedelenmesinden kaynaklanır. Kişi, artık biri tarafından aynalanmadığında, kendi değerini sorgulamaya başlayabilir. Oysa mutluluk, dışsal bir onaydan çok, içsel bir yeterlilik hissine dayanır. Mutluluk, yeterli olma hâlidir.
Bu yeterlilik hâli yeniden kurulduğunda, yas dönüştürücü bir sürece evrilir. Aşk sonrası yas, kişiyi yalnızca eksilten değil; aynı zamanda yeniden şekillendiren bir hatıraya dönüşür. Engin Geçtan’ın ifadesiyle, sevgi idealize edilmiş bir imgede değil, gerçeği göze alabilme cesaretinde anlam bulur: “Bir insanı sevmek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir.”
Sonuç olarak aşk, insanı dönüştüren güçlü bir bağlanma biçimidir; fakat bu dönüşüm, ancak bireyin kendisiyle olan ilişkisini koruyabildiği ölçüde sağaltıcıdır. Aşk bittiğinde geriye kalan yas, eğer bastırılmaz ve anlamlandırılabilirse, kişiyi daha bütün bir “ben”e doğru taşır. Ve belki de en nihayetinde, sevginin sürdürülebilirliği tam da buradan başlar: önce “ben” olabilmekten.
KAYNAKÇA
-
Freud, S. (2014). Yas ve Melankoli. (Çev. S. Budak). İstanbul: Metis Yayınları.
-
Freud, S. (2012). Haz İlkesinin Ötesinde. İstanbul: Metis Yayınları.
-
Kernberg, O. (2016). Aşk İlişkileri: Normallik ve Patoloji. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Yayınları.
-
Bowlby, J. (2013). Bağlanma. İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
-
Bowlby, J. (2015). Ayrılma: Kaygı ve Öfke. İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
-
Fromm, E. (2018). Sevme Sanatı. İstanbul: Say Yayınları.
-
Frankl, V. E. (2019). İnsanın Anlam Arayışı. İstanbul: Okuyan Us Yayınları.
-
Yalom, I. D. (2016). Varoluşçu Psikoterapi. İstanbul: Pegasus Yayınları.
-
Yalom, I. D. (2011). Nietzsche Ağladığında. (Çev. A. Bora). İstanbul: Pegasus Yayınları.
-
Geçtan, E. (2019). İnsan Olmak. İstanbul: Metis Yayınları.


