Yeni yıl yaklaşırken birçok insan kendine daha sağlıklı yaşamak, ertelemeyi bırakmak, ilişkilerde daha iyi olmak ve üretkenliği arttırmak gibi hedefler koyar. Bu hedeflerin ortak noktası, kişinin kendisini geliştirme arzusudur. Ancak yılbaşı heyecanı ile başlayan bu planların büyük bir kısmı birkaç hafta içinde yavaşlar, askıya alınır ya da tamamen bırakılır. Genellikle bu durum motivasyon düşüklüğü, istikrarsızlık ya da tembellik ile açıklanır. Oysa hedeflere ulaşamamanın temel nedeni çoğu zaman bunlar değildir.
Bir hedefi sürdürememek, kişinin istemediğini ya da yeterince çabalamadığını göstermez. Aksine, hedef ile kişinin iç dünyası arasında kurulmamış bir bağ ya da fark edilmemiş bir çatışmaya işaret eder. İnsan zihni yalnızca bilinçli kararlarla değil, geçmiş deneyimlerin şekillendirdiği bilinçdışı süreçlerle de hareket eder. Bu nedenle bir hedef ne kadar mantıklı ve doğru görünürse görünsün, içsel düzeyde başka bir anlam taşıyorsa ilerlemek zorlaşır. Kendini tanımak, bu noktada hedefleri sürdürülebilir hâle getiren bir adımdır. Kişi kendi duygusal engellerini, korkularını ve içsel ritmini fark ettikçe, hedefle kurduğu ilişki güçlenir. Bu nedenle yeni yılda koyulabilecek en anlamlı hedef, hedeflerin arkasındaki içsel dinamikleri anlayarak onları gerçekten taşıyabilecek bir zemin oluşturmaktır.
Hedefler Temelde Hangi Motivasyonlarla Kuruluyor?
Birçok hedef, göründüğünden daha farklı bir ihtiyaca hizmet eder. Sağlıklı beslenmek, başarılı olmak ya da üretken olmak bazen gerçekten istenen bir değişimden çok daha derin bir arayışın taşıyıcısıdır. Bu arayış çoğu zaman sevilmek, beğenilmek, takdir edilmek ya da değerli hissetmek gibi temel duygusal ihtiyaçlara dayanır.
Örneğin, çocukluk döneminde koşullu sevgiyle büyüyen, başarı üzerinden onay alan ya da eleştirinin yoğun olduğu bir ortamda yetişen bireyler için hedefler, içsel bir istekten çok bir kendini kanıtlama aracına dönüşebilir. Bu durumda hedef, başkalarının gözünde yeterli, başarılı, kabul edilebilir ya da sevilebilir olabilmek için kurulur.
Bazı insanlar için ise hedef koymak, hayat üzerindeki kontrol duygusunu yeniden kazanmanın bir yoludur. Hayat belirsizleştiğinde, ilişkiler karmaşıklaştığında ya da kişi ne yapacağını bilemediğinde, bir hedef belirlemek geçici bir düzen hissi yaratır. Bu hedefler, en azından “burayı kontrol edebiliyorum” duygusunu besler. Ancak kontrol ihtiyacı çok yükseldiğinde, süreçte yaşanan en küçük aksama bile yoğun kaygıya yol açar. Çoğu zaman bu hassasiyet, çocuklukta belirsizliğe tahammülün az olduğu, hata yapmanın kabul görmediği deneyimlerle bağlantılıdır. Bu nedenle plan bozulduğunda kişi ilerlemek yerine geri çekilmeyi seçebilir.
Bazı hedefler ise geçmişte yaşanan bir eksikliği telafi etme isteğiyle kurulur. Yapamadım, olamadım ya da çok geç kaldım duyguları, kişiyi bugünde bir hedef koymaya iter. Ancak bu hedef yalnızca bugüne değil, geçmişe de cevap vermek zorunda kalır. Kişi farkında olmadan, bugünkü adımından geçmişteki hayal kırıklıklarını onarmasını bekler. Bu da hedefi ağırlaştırır; çünkü bir hedefin taşıyabileceğinden fazla anlam yüklenmiş olur.
Görünmez Dirençler: İnsan Kendi Hedefine Neden Karşı Çıkar?
Hedeflere ulaşmayı engelleyen mekanizmalar çoğu zaman çocukluk deneyimleriyle bağlantılıdır ve fark edilmeden çalışır.
Eleştirilmekten korkmak bu mekanizmaların başında gelir. Çocuklukta hata yapmanın eleştiri, utanç ya da geri çekilme ile eşleştiği bir ortamda büyüyen birey için adım atmak risklidir. Başlamak, hata yapma ihtimalini de beraberinde getirir. Bu nedenle kişi bilinçli olarak hedefini istese bile, bilinçdışı düzeyde duraksar.
Bir diğer önemli mekanizma başarı baskısıdır. “Ya tam yapamazsam?”, “Ya yeterince iyi olmazsa?” gibi düşünceler, hedefe giden yolu daraltır. Mükemmel olma ihtiyacı, hareket etmeyi değil ertelemeyi doğurur. Kişi başarısız olma ihtimalindense hiç başlamamayı daha güvenli bulabilir.
Bir başka mekanizma ise değişim korkusudur. Değişim her ne kadar olumlu gözükse de bilinçdışında kayıp ile eşleşmiş olabilir. Çünkü değişmek için eskiyi bırakmak ve yeni olana yer açmak gerekir. Alışılmış benlik hâlinden uzaklaşmak, kişinin kimliğini tehdit ediyormuş gibi hissedilebilir. Bu durumda ilerlemek, tanıdık olandan kopmak anlamına gelir.
Bazı insanlar için kendisine yatırım yapmak suçluluk hissettirir. Çünkü çocukluğundan bu yana hep başka insanların beklenti ve isteklerine göre hareket etmiştir. Bu sebeple suçluluk hissinden kaçınmak için hedefler ertelenebilir ya da tamamen rafa kaldırılabilir. Çünkü kişi içten içe kendisinin böyle bir şeye layık olmadığını düşünebilir.
Tüm bu mekanizmalar zamanla bir araya gelerek, kişinin hedeflerle kurduğu ilişkiyi tekrarlayan bir döngüye dönüştürebilir. İnsan zihni, geçmişte çözülememiş duygusal deneyimleri tanıdık senaryolar içinde yeniden üretme eğilimindedir. Daha önce “denedim ama olmadı” deneyimi yaşayan bir kişi, farkında olmadan benzer sonuçlara giden yolları tekrar edebilir. Bu tekrarlar zamanla bir çaresizlik hissini pekiştirir ve “zaten olmuyor” inancını güçlendirir. Bu noktada kişi gerçekten vazgeçmiş gibi görünse de, aslında vazgeçilen hedef değil, umudun kendisidir.
Peki Bu Döngü Nasıl Kırılabilir?
Bu noktada çözüm, daha fazla disiplin ya da irade geliştirmekten önce kendini tanımaktan geçer. Hedefle kurulan ilişkinin sorgulanması gerekir.
Bazı temel sorular burada yol gösterici olabilir:
-
Bu hedefi gerçekten ben mi istiyorum yoksa bir beklentiye mi cevap veriyorum?
-
Bu hedefe ulaşamazsam kendimle ilgili ne hissedeceğim?
-
Başarısızlık benim için ne anlama geliyor?
-
Bu hedef bana geçmişteki hangi duyguyu tanıdık hissettiriyor?
-
Vazgeçtiğimde aslında neyden korunmuş oluyorum?
Bu ve benzeri sorulara cevap vermek, hedeflerimizle kurduğumuz bağı anlamayı ve gerektiğinde onarmayı mümkün kılar. Ancak kişi bu sorulara kendi başına cevap veremediğinde ya da bu noktada derine inmekte zorlandığında, terapi süreci devreye girer. Terapi, hedefleri sabote eden içsel çatışmaları görünür hâle getirir ve kişinin hedeflerini, bugünkü ihtiyaçları ve gerçekliğiyle daha uyumlu bir zemine oturtur.
Son Bir Not
Çocukluk deneyimleri, bugünkü hedeflerimizin nasıl oluştuğunu ve çoğu zaman neden sürdürülemediğini anlamada elbette önemli bir yer tutar. Ancak bugün bizler çocuk değil, seçim yapabilen yetişkinleriz. Bu döngüleri fark edebilir, anlayabilir ve yerine daha işlevsel örüntüler koyabiliriz.
Belki de yeni yılda ihtiyaç duyulan şey daha büyük hedeflerden ziyade daha dürüst sorulardır. Çünkü insan, ancak kendisiyle temas hâlindeyken ilerleyebilir. Bu yüzden kendini tanımak, bu senenin en gerçekçi ve en dönüştürücü hedefi olabilir.


