Yeni yıl yaklaşırken geleceğe yönelik hedefler belirlemek hemen herkesin başvurduğu bir yöntemdir. Yılın son günleri; geride kalan günlerin değerlendirildiği, yapılmayanların ve ertelenenlerin muhasebesinin yapıldığı, “daha iyisini yapabilirdim” düşüncesinin belirgin hale geldiği bir dönemdir. Bu zihinsel muhakeme ile birlikte yeni hedefler belirlenir. Bu hedefler doğrultusunda “yeni bir ben” fikri harekete geçer. Geleceğe dönük daha disiplinli, daha mutlu ve daha başarılı bir benlik tasavvuru, yeni yıla dair umutlarla birlikte güçlenir. Ancak bu değişim arzusu her zaman masum olmayabilir. Kimi zaman bu arzu içsel bir motivasyonla şekillenirken, kimi zaman dışsal motivasyon ve toplumsal normlardan ötürü kişiyi olumsuz etkileyebilir.
Psikolojik açıdan hedef belirleme sürecinin merkezinde motivasyon yer alır. Motivasyon, bireyin bir davranışı başlatmasını ve sürdürmesini sağlayan temel güçtür. Bu bağlamda literatürde iki temel motivasyon türünden söz edilir: içsel motivasyon ve dışsal motivasyon. İçsel motivasyon, bireyin bir davranışı kendi içinde anlamlı, doyurucu veya değerli bulduğu için gerçekleştirmesini ifade eder. Bu durumda davranışın kendisi bir ödül niteliği taşır. Örneğin; spor yaparken bedensel canlılık hissetmek, öğrenme sürecinden keyif almak ya da yazmanın kişiye iyi gelmesi gibi durumlar içsel motivasyonla ilişkilidir. Araştırmalar, içsel motivasyonla belirlenen hedeflerin daha uzun süre sürdürülebildiğini ve psikolojik iyi oluşla daha güçlü bir ilişkiye sahip olduğunu göstermektedir (Ryan & Deci, 2000).
Dışsal motivasyon ise davranışın; bireyin dışından gelen ödül ya da cezalara bağlı olarak ortaya çıkmasıdır. Onay alma, eleştirilmekten kaçınma, başarıyla takdir edilme ya da sosyal karşılaştırmalar bu motivasyon türünün temel kaynakları arasında yer alır. Yeni yıl hedeflerinin “herkes kilo veriyor”, “başarılı görünmeliyim” ya da “yetersiz hissetmemek için değişmeliyim” gibi düşüncelerle şekillenmesi, dışsal motivasyonun baskın olduğu durumlara örnek verilebilir. Dışsal motivasyon kısa vadede davranış değişikliği yaratabilse de, uzun vadede suçluluk, baskı ve tükenmişlik hissini artırma riski taşır.
Değişimin Paradoksu: Kabul ve Gelişim
“Yeni bir ben” fikri, tam da bu noktada psikolojik olarak iki farklı anlama bürünebilir. İçsel motivasyonla kurulan bir “yeni ben” algısı, bireyin kendine daha yakın, değerleriyle daha uyumlu bir yaşam sürme isteğini temsil eder. Bu durumda değişim, kendini reddetmekten ziyade kendine yaklaşmak anlamı taşır. Buna karşılık, dışsal motivasyonla şekillenen “yeni ben” algısı, çoğu zaman mevcut benliğin yetersiz olduğu varsayımına dayanır. Kişi olduğu halini kabul etmekte zorlandıkça, hedefler bir gelişim alanı olmaktan çıkıp kendini eleştirme aracına dönüşebilir.
Psikoterapist Carl Rogers’ın meşhur bir sözü bu durumu özetler: “öz-şefkat” “Tuhaf bir paradokstur bu; kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde değişebilirim.” Yeni yıl hedefleri belirlerken düştüğümüz en büyük hata, değişimi bir “restorasyon projesi” gibi görmektir. Mevcut benliğimizi yıkılması gereken eski bir bina olarak kurguladığımızda, değişim süreci öz-şefkatten uzak ve cezalandırıcı bir hal alır. Oysa kalıcı değişim, mevcut halimizi bir düşman gibi değil, üzerine yeni katlar çıkabileceğimiz sağlam bir zemin gibi gördüğümüzde başlar.
Yeni yıl kararlarının çoğunun Ocak ayının üçüncü haftasında (literatürde “Blue Monday” olarak da anılan dönem civarı) terk edilmesinin sebebi, bireylerin kapasitelerini aşan “ideal benlik” (ideal self) tasarımlarıdır. Sosyal bilişsel teorisyen Albert Bandura, öz-yeterlilik (self-efficacy) kavramıyla bu durumu açıklar. Eğer kişi hedeflediği “yeni ben”e ulaşabileceğine dair gerçekçi bir inanca sahip değilse, en ufak bir aksilikte savunma mekanizmaları devreye girer ve pes etme eğilimi gösterir (Bandura, 1997).
Hedef Belirlemede “Atomik” Adımlar
Yeni yıla girerken motivasyonumuzu korumanın yolu, hedefleri “sonuç odaklı” olmaktan çıkarıp “süreç odaklı” hale getirmektir. “On kilo vereceğim” demek bir sonuçtur ve bu sonuca ulaşana kadar geçen her gün kişi kendini “başarısız” hisseder. Ancak “Her akşam yemekten sonra 15 dakika yürüyeceğim” demek bir süreçtir ve her yürüyüş sonrasında kazanılan başarı hissi, dopamin döngüsünü tetikleyerek motivasyonu canlı tutar (Clear, 2018).
Ayrıca, hedeflerimizi belirlerken kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu hedefi kimin için koyuyorum?” Eğer cevap sosyal medyada daha iyi görünmek ya da bir başkasının beklentisini karşılamaksa, bu hedef ruhsal dünyamızda bir yükten fazlası olmayacaktır. Ancak cevap “daha enerjik hissetmek” veya “merakımı tatmin etmek” gibi “öz-uyumlu” (self-concordant) bir gerekçeyse, değişim sancılı değil, besleyici bir sürece dönüşür.
Sonuç
Yeni yıl, takvim üzerindeki bir rakam değişikliğinden daha fazlasıdır; o, insanın kendine dönüp bakması için yarattığı kolektif bir duraktır. “Yeni bir ben” inşa etmek uğruna “eski ben”i hırpalamak yerine, sahip olduğumuz potansiyeli nasıl daha verimli kullanabileceğimizi düşünmeliyiz. Gerçek dönüşüm, 1 Ocak sabahı aniden beliren bir mucize değil; her gün atılan küçük, tutarlı ve şefkatli adımların bir sonucudur. Yeni yıl, kendimizden kaçmak için değil, kendimize daha çok yaklaşmak için bir fırsat olsun.
Kaynakça
Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. W.H. Freeman. • Clear, J. (2018). Atomic Habits: An Easy & Proven Way to Build Good Habits & Break Bad Ones. Penguin Publishing Group. • Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. American Psychologist, 55(1), 68–78.


