Cumartesi, Nisan 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Türkiye’de Yapılan Bazı Filmlerin Varoluşçuluk Perspektifinden Değerlendirildiği Araştırmaların Analizi

Varoluşçuluk; insan varlığının varoluşunun özden önce geldiğini, insanın tutum ve davranışlarıyla kendini sonradan yarattığını ya da biçimlendirdiğini savunan felsefi akımdır. İnsanın yaklaşımını anlamlandırma çabasında olan varoluşçuluk insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur yaklaşımını benimseyen öğreti biçimidir. (U.Uğur, 2017) Dinamik, esnek, etkileşim içinde ve canlıyızdır. Önce var oluruz, sonrasında kendimizi tanımlar ve aşama aşama özümüzü şekillendiririz. Varoluşçuluk, tiyatro, edebiyat ve sinema gibi birçok alanda kendine yer edinmiştir. Doğayı yorumlamamız ile ilgili olarak yolu sanatla kesişmiştir. Aslında insanın anlam arayışı ile ivme kazanır. Genellikle modern insanın bulunduğu çağın, dönemin içerdiği ilişkiler, toplumsal değerler, yaşanılan trajediler ve hissettikleri duygular bahsettiğimiz sanatsal yapımlarda kendine yer bulur. Anlatılan ise çoğunluk içinde yalnız kalan, kalabalıklara yabancılaşan insan ve manevi dejenerasyon yaşayan toplumun bir yansımasıdır. Beyaz perdede varoluşçuluk ekolünün kaygıları belirir. Özellikle 20. yüzyıl insanının savaşlar neticesinde ruhunun yaşadığı derin kaygıların dışavurumudur.

Türk Sinemasında Varoluşçu İzler ve Ömer Kavur

Burada yapmaya çalıştığımız, yeni dönem olarak Türk filmlerinde varoluşçuluk perspektifinden nasıl çalışıldığının izlerini takip etmek ve analiz etmeye çalışmaktır. Türk sinemasında ilk varoluşsal film olarak Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” filmini söyleyebiliriz. Karamsar bir şekilde süren film hikâyelerinde yolculuk, iletişimsizlik, yalnızlık ve aşk anlatılmaktadır. Beraberinde yönetmen Ömer Kavur’un “Gece Yolculuğu” isimli filminde varoluşçuluk perspektifinden, belirttiğimiz temayı fazlasıyla izleriz. Ömer Kavur, “Gece Yolculuğu” filmini, 1980 askeri darbesi sonrası özgürlüklerin kısıtlandığı dönemimde çekmiştir. Kişinin hissettiği yalnızlığı, toplumdan soyutlanmışlığı ortamın karamsarlığında iliklerinize kadar hissettirerek yansıtır. İki arkadaşın film çekimi nedeniyle yer aramak için çıktığı yolculukla başlamaktadır. Yönetmen Ali için planların bozulmasıyla, bu yolculuk içsel bir hale dönüşür. Ali şimdiye kadar yaptığı işlerden memnun olmayıp bundan sonra istediği gibi filmler yapmak isteyen bir karakterdir. Senarist Yavuz ise filmin sanat kısmıyla değil maddi ve seyirci kaygısını düşünen bir karakterdir. Ali İstanbul’a dönmekten vazgeçer ve kasabada kalır. Ali filmde kısa bir aralıkta gösterilen kardeşinin ölümünün üzerinde meydana getirdiği kaygıyı ekrana yansıtır. Aynı şekilde Ömer Kavur’da darbe döneminde erkek kardeşini kaybetmiştir. Başka bir Ömer Kavur röportajında ise ünlü yönetmen “Gece Yolculuğu” filminde anlatmak istediğim en iyi bildiğim çevreyi, zorluklar, içimde biriktirdiğim enerji (öfke) ve en iyi tanıdığım yönetmendi, der. Özellikle yarı ticari, yarı sanatsal, yarı siyasi ve yarı kişisel filmlerinin başlangıcı olarak düşünülebileceğini ifade etmektedir.

Ünlü yönetmen 5-6 yaşlarında iken anne ve babası ayrılmıştır. Anneanneye gönderilmiş ve orada yaşamını devam ettirmiştir. Fotoğraftan çok fotoğrafsızlık durumum vardı ve annem ile babamı bundan sonra hiç yan yana göremedim sözü çok etkileyicidir. Ayrılık kaygısını yansıtır. Genel olarak Gece Yolculuğunda bize bunu hissettirir. Gençlik döneminde bir süre Paris’te iken sınırsız özgürlüklerin ve özgürlüklere rağmen insanın hesap soruyor oluşunu yaşamıştır. Kendisinde bir açılım dönemine neden olmuştur. Bir sürede otellerde yöneticilik yapmıştır. Otel çalışanlarındaki duyguyu “beklersiniz ve gelen olunca tahmin edersiniz. Hangi milletten..vb. beklemeyi bilmekte bir erdemdir. Fiziki bir şey değildir. Duygusal ve entelektüel bir şeydir”, diye tarif eder.

Semih Kaplanoğlu ve İnanç Temelli Varoluşçuluk

Semih Kaplanoğlu sinemasına baktığımızda ilk uzun metrajlı filmi “Herkes Kendi Evine” filmi ile tanrı inancı olan varoluşçulardan etkilendiğini ortaya koyar. İlk filminde mekan, hafıza ve insani deneyimler bağlamında aidiyet kavramının sorgulandığı bir arayış öyküsü anlatırken; ikinci filmi “Meleğin Düşüşü’ndeki” (2005) Zeynep’in hikayesiyle de ruhsal daralma, sınıfsal bunalım, özgür olma isteği ve cezaya karşı korku gibi varoluşsal kavramları işleyerek sonrasında “Yusuf Üçlemesiyle” taçlandıracağı sinemasının ilk izleklerini vermilmiştir. (U.Uğur, 2017) üçlemede yaşamın farklı dönemlerinde varoluşsal yaşantıyı yansıtan yönetmen karakter Yusuf’un etrafında ki dünyayı anlatır. Filmlerinde iyilik, kader, ölüm, rüya konularında dinsel temalarla, teist bir bakış açısıyla, felsefi olarak Kierkegaard’ın yaklaşımına yakın olarak sunum yapar. İyilik kavramının genel olarak ön planda olduğunu görürüz. Kader içinde iyimser bir tavır vardır. Ölüm temasını ise ilk filminden itibaren işlediğini fark edersiniz. Hakikati bulmaya çalışmak şiirselliği etkinleştirmeye çalıştığı sinema dilinde önemli bir amacı olmuştur. Geleneksel film kurguları, erkek karakterleri faal ve belirleyici, kadınları ise kurtarılmayı bekleyen, pasif figürler olarak sunar.

Pelin Esmer ve Varoluşçu Feminizm

Oysa Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” filminde, bu ikili yapı tersine çevrilerek, kadınların özne konumunu vurgulamıştır. (U.Ufuk, 2017) Aynı zamanda seçim, özgürlük ve sorumluluk doğrultusunda varoluşçu feminizmin temel kavramları ile bezeli bir anlatım sunar. Filmde avukat Leyla ve hemşirelik öğrencisi olan Canan bir tren yolculuğu sebebiyle bir araya gelir. Canan’ın babası hiç tanımadığı Leyla’ya kızını emanet eder. Lise yıllarından bu yana şiire tutkusu olan Leyla içsel hesaplaşmaları ile Canan ise ötanazi yaptırmak isteyen felçli bir hastaya yardımcı olup olmamak arasında gidip gelen duyguları ile psikolojik derinliği yaşatır. Jean Paul Sartre’ın varoluşçu felsefesinden yola çıkarak yaşam ve ölüm arasındaki etik zıtlıkları yorumlayan bir filmdir. Kader birliği olgusu, tren yolculuğunda farklı dönemler, sınıflar ve kültürel kimliklerden oluşan kişilerin yollarının, zaman ve mekanda birleşmesi ile hayat bulur. Leyla’nın kendisiyle iç konuşmaları ve tren yolculuğunda vagondaki “karga” motifiyle birleşmesi bize karganın çoğu mitolojik anlatımlarda ölüm ile yan yana görülmesini hatırlatır. Karga’nın Azrail ile ilgili olarak kişiselleştirilmesi Türk mitolojisinde yer alır. Ahiret inancının somut bir temsilcisi olarak da görebiliriz. Sartre açısından ölüm, özgürlüğün simgesidir, çünkü “dünyaya atılmış” insan, kendi seçimleriyle kendini biçimlendirir ve sonunu kendi tasarlar. (U.Ufuk, 2017) varoluşçu özgürlüğün temsilini ise Yavuz isimli karakterin deneyiminde fark ederiz. Leyla’nın Yavuz’u yaşamaya ikna etmesine tanık oluruz. Film sonunda tavana yansıyan kuş gölgeleri varoluşun özden önce geldiği fikrini deneyimlememizi sağlar. Özgürlüğün yaşam içinde de sorumluluk ve dayanışma gerektirdiğini Leyla’nın şair bakışı ve Canan’ın ötanazi uygulanmasına yardımcı olmak için gelmesiyle görürüz. Fırlatılmışlık halinin anlatımı için ise tren yolculuğu metaforu kullanılmıştır. Film izlediğimiz süre içinde karakterlerin tren istasyonundan otele, sonrasında Yavuz’un yaşadığı daireye ilişkin mekansal karşılaşmalarda “varoluşun özden önce gelmesi” (Sartre) ilkesini oyuncuların ve seyircinin deneyimlemesi kaçınılmazdır.

KAYNAKÇA

  1. Esmer, P. (Yönetmen). (2017). İşe yarar bir şey [Film]. Sinefilm.

  2. Kaplanoğlu, S. (Yönetmen). (2001). Herkes kendi evine [Film]. Hayyfilm.

  3. Kaplanoğlu, S. (Yönetmen). (2005). Meleğin düşüşü [Film]. Kaplan Film.

  4. Kavur, Ö. (Yönetmen). (1987). Gece yolculuğu [Film]. Alfa Film.

  5. Sartre, J. P. (1946/2015). Varoluşçuluk bir insancıllıktır (A. Bezirciden, Çev.). Say Yayınları.

Türkan Aşcıoğlu
Türkan Aşcıoğlu
Psikoloji lisans eğitiminin yanı sıra çocuk gelişimi lisans eğitimine de devam etmiştir. Aynı zamanda Aile Danışmanlığı programını tamamlayarak danışanlarına hizmet vermeye başlamıştır. Çocuk, ergen ve yetişkin danışanlarla görüşmeler yürütmektedir. Lisans sürecinde farklı kliniklerde staj programlarını tamamlayarak deneyim kazanmış; DEHB, dürtüsellik, dikkat ve hiperaktivite ölçeği üzerine yürütülen uluslararası bir projede çalışmalarını sürdürmektedir. Birçok sivil toplum kuruluşunda yönetici ve üye olarak görev almış, gönüllü çalışmalara aktif şekilde katılmaya devam etmektedir. Hakemli dergilerde yayımlanmış yazıları bulunmaktadır. Yazılarında özellikle çocuk-ergen-aile sorunları, dinamik terapi, aktarım odaklı terapi ve dissosiyatif kimlik bozukluğu konularına odaklanmaktadır. Halen çeşitli mecralarda yazı üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar