Dünyada yaşanan felaketleri çoğunlukla kayıtlara geçen can ve mal kayıpları ile tanımlarız. Oysaki, etkileri sadece sayılarla ibaret değildir. Bu olaylar çok temel bir ihtiyacımızı da sarsar: güvende hissetme ihtiyacımızı. Depremler, yangınlar ya da kitlesel kayıplar yalnızca doğrudan etkilenenleri değil, yaşananlara uzaktan, ekrandan, radyodan, birbirleri ile konuşarak maruz kalan toplumun geniş kesimlerini de etkileyebilir. Olayların üzerinden zaman geçmiş olsa bile, yıl dönümlerinde toplumda huzursuzluk, tedirginlik ya da açıklaması zor bir kaygı hali yeniden ortaya çıkabilir. Bunun nedeni yalnızca yaşananları hatırlamak değil; psikolojik olarak dünyayı algılama biçimimizin geçici olarak sarsılmasıdır.
Yıkılmış Varsayımlar ve Güven Kaybı
Travma literatüründe, insanların dünya ve kendileri hakkında bazı temel varsayımlara sahip olduğu belirtilir. Bu varsayımlar arasında; “Dünya güvenli, iyi bir yerdir. İnsanlar temelde iyi niyetlidir”, “Dünya anlamlı bir yerdir. İnsanlar kontrol sahibidir. İyi şeyler iyi insanların başına gelir” ve “Ben değerliyim” gibi inançlar bulunur. Janoff-Bulman’ın (1992) ortaya koyduğu Shattered Assumptions (Yıkılmış Varsayımlar) kuramına göre travmatik olaylar bu temel kabulleri kırar. Kişi bir travmatik deneyim ile karşılaştığında dünyanın güvenli bir yer olmadığını, insanlara güvenilmeyeceğini, hiçbir şeyin kendi kontrolünde olmadığını, yaşadıklarının ve hayatının bir anlamı olmadığını, başına gelenlerin kendi suçu olduğunu ve yeterince iyi olmadığını düşünebilir. Temel “güvenli” varsayımları sarsılır ve dünyayı algılayış biçimi kısa veya uzun süreli şekilde değişebilir. Diğer taraftan, yalnızca bireysel travmalar değil, kitlesel olarak deneyimlenen olaylar da bu temel güven varsayımlarını toplumsal ölçüde zedeleyebilir. Çünkü artık tehdit yalnızca bireysel değildir; kolektif bir kırılganlık ortaya çıkmıştır.
Kolektif Travma ve Toplumsal Aidiyet
Toplumsal yas tam da bu noktada devreye girer. Yaşanan olaylar ve kayıplar karşısında toplumsal olarak tepki verilir. Toplumsal yasta kayıp, ortak bir kimliğin parçası olarak deneyimlenir. Erikson (1976), kolektif travmanın yalnızca toplumdaki bireylerin ruhsal dünyasını değil, toplumsal dokuyu da zedelediğini belirtir. Toplumsal travma, “biz” duygusunu sarsar. Tanımadığımız insanların kaybı veya deneyimledikleri karşısında derin bir üzüntü, kaygı, öfke hissetmemizin nedeni empati kapasitemiz kadar da aidiyet duygumuzdur. Aynı toplumun, aynı coğrafyanın, aynı kırılganlığın parçası olmak, kaybı kişisel olmasa da derin bir deneyime dönüştürür. Alexander’a (2004) göre kültürel travma, bu açıdan bir grubun kimliğini yeniden tanımlamasına yol açabilecek kadar güçlü tepkiler doğurabilir.
Biyolojik Bir Tepki Olarak Hipervijilans
Yaşanan olaylar doğrultusunda, toplumsal travma ve yas ile güvende hissetme duygusu da sarsılır. Güvende hissetme duygusu yalnızca bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda biyolojik bir düzenleme halidir. Kitlesel felaketler ise bu düzenlemeyi bozar. Tehdit doğrudan bize yönelmemiş olsa bile, sinir sistemimiz “tehlike mümkün” sinyali alır. Yani, dünya artık güvenli bir yer olmayabilir. Bunun sonucunda hipervijilans, yani sürekli tetikte olma hali gelişebilir. Daha fazla haber takip etme, sürekli avizeleri kontrol edip sallanıp sallanmadığına bakma, olası riskleri zihinde tekrar tekrar prova etme ya da kontrol alanlarını genişletmeye çalışma bu durumun yansımalarıdır. Özellikle ülkemizde yaşanan depremden sonra, pek çok kişinin deprem yaşanan illerde yaşamasa dahi deprem çantası hazırlıklarını yaptığı, evlerinin deprem yönetmeliğine uygunluğunu kontrol ettirdiği, konu ile ilgili daha çok bilgi edinmeye çalıştığı kontrol ihtiyacı ile açıklanabilir. Dolayısı ile, kontrol hissinin kaybı, toplumsal olarak kaygıyı artırabilir.
Medya Maruziyeti ve Yıldönümü Tepkileri
Medya maruziyeti bu süreci daha da yoğunlaştırır. Sürekli tekrar eden görüntüler ve haberler, sinir sisteminin tehdidi canlı tutmasına neden olabilir. Bu nedenle bazı kişiler “Olay bitmiş olsa da içimdeki huzursuzluk geçmiyor” şeklinde bir deneyim yaşayabilir. Yıl dönümlerinin zorlayıcı olmasının nedeni de buradan kaynaklanır. Travmatik anılar yalnızca olayın içeriğiyle değil, zamanla da kodlanır. Literatürde “yıldönümü tepkisi” olarak adlandırılan bu durum, travmatik olayların yıl dönümlerinde duygusal yoğunluğun artabileceğini belirtir (Raphael, 1986). Bellek yalnızca anlatısal değil, aynı zamanda duygusal ve fizyolojiktir. Bu nedenle yıl dönümlerinde artan hassasiyet “zayıflık” değil, insan zihninin doğal işleyişidir. Aynı işleyiş, toplumsal düzeyde de görülebilir. Olaydan direkt olarak etkilenmemiş kişiler de yıl dönümlerinde olayı hatırlatıcı görüntülere maruz kaldıklarında duygusal tepkiler verebilirler. Bu toplumsal düzeyde de gözlemlenebilir.
Dayanışma İle Güvenin Yeniden İnşası
Peki bu sarsılan güven duygusu yeniden inşa edilebilir mi? Araştırmalar, sosyal bağın stres düzenlemede güçlü bir rol oynadığını göstermektedir. Coan’ın (2011) Sosyal Temel Kuramı’na göre insanlar tehdit algısını sosyal destek varlığında daha düşük düzeyde deneyimler. Toplumsal düzeyde bakacak olursak, yaşananları birlikte anmak, deneyimler hakkında konuşmak, dayanışma içinde olmak yalnızca sembolik değil, sinir sistemi düzeyinde de düzenleyici bir etkiye sahiptir. Toplumsal travmalar, kişilerin yıl dönümlerinde toplu anma etkinlikleri düzenlemesi, paylaşım içinde olması şeklinde bir duygu düzenlemesi ile ele alınabilir. Kolektif olarak tehdit algısını yönetmek üzerine bir çalışmaya girilir. Toplumsal travmalar bireysel kırılganlığı görünür kılarken, aynı zamanda kolektif dayanışma kapasitemizi de hatırlatır.
Felaketler bize dünyanın kırılgan olduğunu gösterir; ancak aynı zamanda insanın ve toplumun uyum sağlama ve yeniden anlam kurma kapasitesini de ortaya çıkarır. Güvende hissetme duygusu sarsılabilir, fakat tamamen yok olmaz. Çünkü güven yalnızca koşullara değil, kurulan ilişkilere ve hem kişinin hem de toplumun anlam üretme kapasitesine dayanır. Dayanıklılık, tehdidin hiç var olmaması değil; tehdit karşısında birlikte yeniden ayağa kalkabilmektir.
Toplumsal olarak yaşadığımız tüm felaketlerin, güven sarsıcı deneyimlerin, kitlesel olayların sonucunda kaybettiklerimizin anısına, sevgi ve hürmetle…
Kaynakça
-
Alexander, J. C. (2004). Toward a theory of cultural trauma. In J. C. Alexander, R. Eyerman, B. Giesen, N. J. Smelser, & P. Sztompka (Eds.), Cultural trauma and collective identity (pp. 1–30). University of California Press.
-
Coan, J. A. (2011). The social regulation of emotion. In J. Decety & J. T. Cacioppo (Eds.), The Oxford handbook of social neuroscience (pp. 614–623). Oxford University Press.
-
Erikson, K. T. (1976). Everything in its path: Destruction of community in the Buffalo Creek flood. Simon & Schuster.
-
Janoff-Bulman, R. (1992). Shattered assumptions: Towards a new psychology of trauma. Free Press.
-
Raphael, B. (1986). When disaster strikes: How individuals and communities cope with catastrophe. Basic Books.


