“Ama aslında çok iyi biri. Onu o halde görmeniz lazım.” Bu cümleyi söyleyen kişi genellikle kendisine kötü davranan birini anlatıyordur. Ardından gözleri parlayarak o “iyi hali” anlatır; sabah getirdiği kahve, özür dilerken döktüğü gözyaşları, “bir daha asla” diye verdiği sözler… Sanki o kişiyi övmek zorundaymış gibi hisseder ve sizi ikna etmeye çalışır. İşte tam da bu noktada, bir ilişkinin neden bu kadar yıpratıcı olabileceğine rağmen o kişinin bağımlılığa benzer bir tepki vermesinin nedenlerini anlamaya başlarız. Cevap çoğu zaman kötü anlarda değil, iyi anlarda saklıdır.
Psikolog Lenore Walker yıllar önce zorlayıcı ilişkileri inceledi ve tekrar eden bir örüntü fark etti. Bu örüntü genellikle üç aşamada döner durur. Önce bir gerilim birikme dönemi gelir. Ortam yavaş yavaş ağırlaşır; kişi yumurta kabuklarında yürüyormuş gibi hisseder. “Acaba bugün ne yaparsam kızar?” sorusu zihnin arka planında sürekli olarak açıktır. Kişi ilişkinin içinde günlük işlerinde dahi daha ürkek hale gelir. Yemeğin tuzu, giyilen kıyafetin rengi; her şey gerilimi artırabilir. Ardından patlama yaşanır: bir tartışma, bir aşağılama, bir öfke nöbeti, bazen daha ağırı. Biriken gerilim aniden boşalır. Yaşayan kişi başlangıçta net ve sert tepkiler gösterir. Sosyal destek kaynaklarına ulaşır.
Ve sonra… o meşhur balayı dönemi başlar. Karşı taraf pişman olur, özür diler, belki hediyeler alır, en sevgi dolu, en anlayışlı haline bürünür. Tam da ilişkinin başındaki o büyülü insan geri gelmiş gibidir. İşte bu evre, döngünün en güçlü ve en aldatıcı kısmıdır. Çünkü acıyı yaşayan kişiye, “Gördün mü, aslında her şey düzelebiliyor” dedirtir. Sonra sakinlik bir süre devam eder, gerilim yeniden birikmeye başlar ve film yeniden başa sarar. Zamanla tekrarlayan bu döngüden geçen kişinin sosyal destek kaynakları da yıpranır. Kişi yavaş yavaş daha yalnız kalmaya başlar. Bu tatlı balayı dönemi öyle bir hale gelir ki kişi bu kaosa ve döngüye bağlılık geliştirmeye başlar.
Peki, kişi neden bu ilişkiden çıkamaz? Burada çok insani bir mekanizma devreye giriyor: aralıklı ödül. Bir kumar makinesinin başında olduğunuzu düşünün. Eğer makine hiç para vermezse, bir süre sonra kalkıp gidersiniz. Ama bazen, beklemediğiniz anlarda kazandırırsa, oradan ayrılmak neredeyse imkânsız olur. Beynimiz en güçlü bağı, sürekli iyi davranılan ilişkilere değil, ne zaman geleceği belli olmayan iyilik kırıntılarına kurar.
Toksik ilişkilerde de durum aynıdır. Acı sabittir ama sevgi öngörülemez. İnsan, o öngörülemeyen sevginin peşinden, en sağlıklı ilişkilerde bile göstermeyeceği bir sadakatle koşar. Buna çoğu zaman “travma bağı” denir. Kişi mantığıyla “bu bana iyi gelmiyor” derken, içinde bir yer hâlâ o balayı dönemini, o ilk günleri geri getirmeye çalışır. Balayı dönemi sürekli umut taşır. “Asıl o iyi insan” fikri zihinde öyle güçlüdür ki, kötü davranışları geçici bir sapma, iyi davranışları ise “gerçek kişilik” olarak görürüz. Oysa çoğu zaman durum tam tersidir. Ayrıca kişi, artık geri dönemeyeceğini düşünecek kadar kendinden çok şey verdiğini hisseder. Tek gerçek “bu ilişki” olur. Balayı dönemi ise nefes alınan tek zamana dönüşür.
Her tartışma toksik mi? Hayır, bu ayrımı yapmak çok önemlidir. Hiçbir ilişki kusursuz değildir, hiçbir insan her gün aynı olmaz. Sağlıklı ilişkilerde de zaman zaman küslükler, tartışmalar ve kırgınlıklar yaşanır. Sağlıklı bir ilişkide kavganın ardından barışmak sizi küçültmez. Özür, bir sonraki kavganın bahanesi değildir. Kendinizi sürekli “yumurta kabuklarında yürürken” hissetmezsiniz. İçinizdeki “acaba” duygusu ilişkinin değişmez bir parçası olmaz.
Bu yazıyı okurken içiniz bir yerde sızladıysa, lütfen kendinize kızmayın. Bu döngünün içinde kalmak bir zayıflık değildir. Beynimizin bağlanma mekanizmaları bizi bu döngüye karşı savunmasız bırakabilir ve bunda utanılacak bir şey yoktur. Bir döngünün adını koymak, onu kırmanın ilk adımıdır.

