Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sosyal Medya Akımları ve Duygusal Referans Noktalarımız

Son zamanlarda sosyal medya araçlarında bazı akımlar mevcut. Mutluluğu bulmanın 5 yolu, huzuru korumanın 10 yolu gibi. Reklam, talep ilişkisi göz önüne alındığında oldukça uygun başlıklar. Masallar, diziler, filmler gibi kurmaca eserlerin yanında sosyal medyanın da insanların hayatlarını ele alış şekilleri bizlerin kendi hayatlarımızı değerlendirmemizde bir referans noktası olmaktadır. Olumlu duygular ve bu duyguları uyandıran yaşantıların peşinden koşan insanlar. Sosyal medyanın idealleştirdiği hayatlar. Bunların gerçek hayatla ne kadar uyuştuğuysa ayrı bir tartışma konusu. Tüm bunların sonucunda karşılaşılan tablo ise, hayatın herhangi bir alanında mutsuz hissettiren ya da bu duygular ile karşılaşıldığında, hissedilen duygulardan rahatsız olma, bundan kurtulma isteği ve bu duyguların kaçış. Elbette burada kastedilen mutluluk, sevinç, heyecan, neşe gibi hayattan ağırlıklı olarak hoşnut olmayı gerektiren duyguları geri plana atmak demek değil. Sadece bu hoşnutluğa ket vuran, tetikleyen durumları anlamak ve duygular için alan açmaktır.

Duyguların Mesajlarını Anlamak ve Özle Temas Etmek

Yaşanılan duyguların bizlere vermek istediği bir mesajlar vardır. Bir şeylerin yolunda gittiği ya da gitmediğine dair içsel bir uyarı niteliği taşır. Bu uyarılara kulak verildiğinde ise bazı cevaplara varırız. Neye ihtiyacımız var. Hayatımızda olmak istediğimiz yerde miyiz? Olmak istediğimiz ilişkide mi? Sorun nerede? Hayatımızdaki gündemlerin gerçekçi bir çözümü var mı? Durmalı mıyız yoksa aksiyon mu almalı? İstediğimiz şeyleri hayatta gerçekten istiyor muyuz yoksa isteklerimiz bizlere empoze edilen, uygun görülen, yakıştırılmış ama özümüzden uzak emanet istekler mi? Tüm bu sorunların yanıtları eğer ki biraz kendimizle temas edersek, duygularımıza kulak verirsek o kadar uzak değil.

Bulunulan anda hissedilen duyguların algılanması, kabul edilmesi, yaşanmaya ya da deneyimlenmeye izin verilmesi ve anlamlandırılması gerekir. Kabul bizlere psikolojik açıdan iyilik halinde olmaya, anda kalabilme becerisine hem de kendimizi izlemeyi başardığımızda farkındalık kazanmamız konusunda yardımcı olmaktadır. Anın içerisinde deneyimlenen her şey bize bir şeyler anlatır. Hislerimiz, beden duyumlarımız, düşüncelerimiz, dış dünyadaki sesler, kokular, belki tatlar. Eğer ki bunların çağrıştırdıklarına yeterince kulak verirsek içinde bulunduğumuz anı daha canlı deneyimleriz. Buradaki amaç içinde bulunan anda deneyimlere açık olmaktır.

Peki Duygulara Alan Açılmadığında Neler Olur?

Bazı çağrışımlar ve duyguların bize hissettirdikleri bizleri iki yola götürebilir. Ya duygularla aşırı özdeşleşebilir ya da kendimizi bir şekilde hislerimizden izole edebiliriz. Bazen duygularımız, çok yoğun gelebilir, baş edemeyeceğimizi düşünebiliriz. Sanki git gide gömüleceğimiz dipsiz bir kuyu gibi bizi tüketeceğinden korkabilir sanki bir kez izin verirsek ipin ucunu kaçırabileceğimize inanabiliriz. Bu durum, bir duyguyu hissederken yaşadıklarımız bizi endişelendirebilir. Başka bir şey düşünemeyebilir, güne ya da yapacaklarımıza odaklanamayabiliriz. Bazen duygular zayıflık gibi algılanabilir. Bazen de hissettiklerimizden utanç duyabilir, suçluluk hissedebilir, kendimizden rahatsız olabiliriz. Bazı durumlarda hissettiklerimi tanımlamak zor olabilir. Ne hissettiğimizden emin olmayabilir hatta bir fikrimizde olmayabilir. Duygularımız çok karmaşıkta gelebilir.

Duygusal Kaçış Yolları ve Sağlıksız Mesafelenme

Diğer bir noktada ise duyguların ortaya çıkardığı durum ve yaşantılardan kendimizi uzak tutmamızın yollarını ararız. Bu her zaman bilinçli olmak zorunda değildir. Bir duyguyu ortaya çıkaran durum, ortam ya da kişilerden kaçınabilir, dikkatimizi dağıtacak işlerle uğraşabilir, işe odaklanabiliriz. Bazı durumlarda tümüyle duygularımızı göz ardı edebilir, gerçek olmadığına inanmak isteyebilir, inkâr edebiliriz.

Bazen de yalnızlıkla, alışverişle, bazen sosyal medyanın kendisiyle geçirdiğimiz vakitte, bazen bilgisayar oyunu oynayarak, kendimizi yemeye vererek, bazen yoğun şekilde izlenen film ya da dizilerle, adrenalin arayarak, bazen sağlıkla ilişkilendirilen fakat arka planda çeşitli kaygıların yer aldığı sporla uğraşarak, daha uç noktada ise alkol, madde kullanımı ile hissettiklerimizle aramıza sağlıksız mesafe koymayı tercih edebiliriz. Ancak uygun şekilde mesafelenemediğimiz duygular, uygun şekilde ele alınmadığında durumla orantısız tepkilere, hayatımızın iş, ilişkiler gibi diğer bağlamlarında sorunlara yol açabilirken, uzun vadede ise psikolojik açıdan iyi olma halimizi olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu noktada üstümüze düşen şey, duyguların algılanabilmesi, yaşanabilmesi, anlamlandırılabilmesi ve kabul edilebilmesi için hissettiklerimize arkamızı dönmeden ve içine gömülmeden hayatımızda alan açabilmektir. Unutmayın ki duygular yaşanmaya izin verildikçe denize vuran dalgalar gibidir. Yeter ki sadece o dalgaların kıyıya gelip daha sonra da gitmesine izin verin. Bu yaklaşım, kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu bilinçli farkındalık köprüsünü güçlendirecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar