Çocuğumuz bize ne anlatmaya çalışıyor?
Ergenlik döneminde ebeveynlerin en sık karşılaştığı güçlüklerden biri, çocuklarının davranışlarındaki belirgin değişimleri anlamlandırabilmektir. Daha önce iletişime açık olan bir çocuk içine kapanabilir; ailesiyle daha az vakit geçirmek isteyebilir, öfkesi artabilir, akademik sorumluluklarından uzaklaşabilir veya zamanının büyük bölümünü arkadaşları ve dijital dünyayla geçirmeye başlayabilir.
Bu değişimler ebeveyn açısından çoğu zaman kaygı vericidir. “Nerede yanlış yaptık?”, “Neden bize böyle davranıyor?” ya da “Çocuğumuza ne oldu?” soruları ortaya çıkabilir. Oysa ergenlik, yalnızca davranışların değiştiği değil; benlik algısının, ilişkilerin ve bireysellik ihtiyacının yeniden yapılandığı bir gelişim dönemidir. Bu nedenle ergenin davranışını değerlendirirken yalnızca davranışın kendisine değil, davranışın altında yer alan duygusal ihtiyaca ve psikolojik işleve bakmak önemlidir.
“Bu davranış ne anlatıyor?”
Bu bakış açısı ebeveynin sınır koymasını engellemez. Aksine, sınırların daha işlevsel biçimde oluşturulmasına yardımcı olur. Çünkü ergenin davranışını anlamak, her davranışa izin vermek anlamına gelmez; davranışın arkasındaki ihtiyacı görerek uygun sınırı belirleyebilmek anlamına gelir.
Seans odasında “Çocuğum sürekli odasında, bizimle hiçbir şey paylaşmıyor.” şeklinde ifade edilen bir durumla karşılaşabiliyoruz. Burada ilk bakışta görünen, ebeveynden uzaklaşmadır. Ancak klinik değerlendirme açısından başka sorular da gündeme gelir: Ergen kendi alanına neden ihtiyaç duyuyor? Ailesiyle kurduğu ilişkide hangi duyguları yaşıyor? Mahremiyet ihtiyacı mı artmış durumda, yoksa ilişkisel bir geri çekilme mi söz konusu?
Benzer şekilde, yoğun telefon kullanımı yalnızca “kurallara uymama” üzerinden değerlendirildiğinde, davranışın işlevi gözden kaçabilir. Dijital ortam ergen için arkadaşlık ilişkilerini sürdürmenin, sosyal kabul görmenin, ait hissetmenin veya zorlayıcı duygulardan kısa süreli uzaklaşmanın bir yolu olabilir.
Bir ergenin ders çalışmaması da benzer şekilde ele alınabilir. Akademik sorumlulukların yerine getirilmemesi elbette sınırlandırılması ve takip edilmesi gereken bir durum olabilir. Ancak bunun arkasında yalnızca motivasyon eksikliği bulunmayabilir. Başarısızlık korkusu, performans kaygısı, mükemmeliyetçi beklentiler, yetersizlik duygusu veya ebeveyn beklentileriyle baş etmekte zorlanma da davranışı sürdüren etkenler arasında olabilir.
Bu noktada amaç, her davranışı normalleştirmek ya da sınırları ortadan kaldırmak değildir. Davranışı anlamak ile davranışı onaylamak birbirinden farklıdır. Özellikle ergenlik döneminde duyguların sözel olarak ifade edilmesi her zaman kolay değildir. Bu nedenle bazı duygusal yaşantılar davranış üzerinden ortaya çıkabilir.
Seanslarda zaman zaman yoğun öfkeyle başvuran bir ergenin, görüşmenin ilerleyen aşamalarında aslında incinmişlik, yalnızlık, yetersizlik ya da anlaşılmama duygularını taşıdığı görülebilir. Öfke burada yalnızca bir problem davranış değil, ifade edilmesi güç başka duyguların taşıyıcısı olabilir.
Bu nedenle öfkeli bir ergen karşısında ebeveynin hemen karşılık vermek yerine, “Şu anda çok öfkeli olduğunu görüyorum. Önce biraz sakinleşelim, sonra ne olduğunu konuşabiliriz.” demesi oldukça işlevsel olabilir. Bazen de “Bana böyle konuşmana izin veremem ama neye kızdığını anlamak istiyorum.” demek mümkündür.
Bu iki cümlede önemli olan, duyguyu kabul ederken davranışa sınır koyabilmektir. Çünkü klinik açıdan sağlıklı ebeveyn tutumu, ne sınırsız bir hoşgörü ne de yalnızca kontrol üzerine kuruludur. Duyguyu kabul etmek ve davranışa sınır koymak aynı anda mümkündür.
Ergenlik aynı zamanda ayrışma-bireyleşme sürecinin belirginleştiği bir dönemdir. Ergen, ailesinden duygusal olarak tamamen kopmadan kendi düşüncelerini, değerlerini ve sınırlarını oluşturmaya çalışır. Ebeveynle yaşanan bazı çatışmalar bu yeniden yapılanmanın bir parçası olabilir.
Dolayısıyla ergenin “Bunu kendim yapmak istiyorum.” demesi her zaman ebeveynini reddettiği anlamına gelmez. Bazen bu cümle, gelişimsel olarak “Kendi yeterliliğimi deneyimlemek istiyorum.” demektir.
Ebeveynlik bu dönemde biçim değiştirir. Çocuğun her sorununu çözen yetişkin olmaktan, onun kendi sorunlarını çözebilme kapasitesini destekleyen yetişkin olmaya doğru bir geçiş gerçekleşir. Belki de ergenlik döneminde ebeveynin en güçlü tutumu, her davranışı değiştirmeye çalışmak yerine önce merak edebilmektir. Çünkü bazen bir çocuğun davranışını değiştirmeden önce, o davranışın taşıdığı duyguyu anlamak gerekir.
Ergenin davranışına değil, davranışının anlamına baktığımızda; karşımızdaki “problemli çocuk” değil, henüz yaşadıklarını kelimelere dökmeyi öğrenen bir genç olabilir. Ve bazen onu değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmak, ilişkinin yeniden kurulabileceği en önemli başlangıç noktasıdır.


