Sevmek, çoğumuzun hayatında merkezi bir yer tutar. Küçük yaşlardan itibaren filmlerden, şarkılardan ve hikâyelerden sevgiye dair pek çok mesaj alırız. Çoğu zaman sevgi; yoğun bir heyecan, kalp çarpıntısı ya da “olmazsa yaşayamam” duygusu olarak anlatılır. Bu nedenle de sevgi azaldığında ya da değiştiğinde, ilişkide bir sorun olduğu düşünülür. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında sevmek; sadece bir duygu değil, zamanla gelişen, dönüşen ve emek isteyen bir süreçtir. Bu yazıda sevmeyi daha gerçekçi bir yerden ele alarak, neden bazen zorlaştığını, neden değiştiğini ve nasıl daha sağlıklı yaşanabileceğini anlatmaya çalışacağım.
Sevgi Sandığımızdan Daha Geniş Bir Kavramdır
Günlük dilde sevgi çoğu zaman tek bir his gibi düşünülür. Oysa sevgi; birden fazla parçanın bir araya gelmesiyle oluşur. Psikolog Robert Sternberg’e göre sevgi üç temel unsurdan oluşur: yakınlık, tutku ve bağlılık. Yakınlık, birine kendini açabilmek, anlaşılmak ve duygusal olarak güvende hissetmektir. Tutku, çekim ve heyecanla ilgilidir. Bağlılık ise ilişkiyi sürdürmeye dair verilen bilinçli bir karardır.
İlişkilerin başında genellikle tutku ön plandadır. Her şey daha yoğun, daha hızlı ve daha heyecanlı yaşanır. Zaman geçtikçe bu yoğunluk azalabilir. Pek çok kişi bu durumu “Artık eskisi gibi sevmiyorum” şeklinde yorumlar. Oysa çoğu zaman sevgi bitmez; sadece şekil değiştirir. Başlangıçtaki ateşli heyecan yerini daha sakin, daha güvenli bir bağa bırakır. Bu değişim doğal olduğu kadar sağlıklıdır.
Sevmeyi Nerede ve Nasıl Öğreniyoruz?
Birini nasıl sevdiğimiz ya da sevgiyle nasıl baş ettiğimiz, büyük ölçüde çocukluk deneyimlerimizle ilgilidir. Bebekken ve çocukken bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişki, ileride yakın ilişkilerde nasıl davrandığımızın temelini oluşturur. Eğer çocukken ihtiyaçlarımız fark edilmiş ve karşılanmışsa, yetişkinlikte yakınlık genellikle güven verici olur. Ancak ihmal, tutarsızlık ya da aşırı kontrol gibi deneyimler yaşandıysa, sevmek zorlayıcı hale gelebilir.
Bu nedenle bazı insanlar ilişkilerde sürekli terk edilmekten korkar, bazıları ise biriyle yakınlaştığında kendini sıkışmış hisseder. “Çok seviyorum ama yetmiyor”, “Ne kadar sevsem de güvenemiyorum” ya da “Biri bana yaklaşınca uzaklaşmak istiyorum” gibi cümleler, sevginin eksikliğinden değil, sevmenin öğrenilmiş yollarından kaynaklanır. Bu yollar fark edildiğinde ve üzerinde çalışıldığında değiştirilebilir.
Sevmek Sadece Güzel Hissetmek Değildir
Toplumda sevgi genellikle hep iyi hissettirmesi gereken bir duygu olarak düşünülür. Oysa gerçek ilişkilerde sevgi, her zaman keyifli değildir. Kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, anlaşmazlıklar ve çatışmalar da sevmenin içindedir. Asıl belirleyici olan, bu anlarda ne yapıldığıdır.
Sevmek; yalnızca iyi günlerde değil, zor zamanlarda da ilişkide kalabilmeyi gerektirir. Dinlemek, anlamaya çalışmak, hata yaptığında kabul edebilmek ve gerektiğinde özür dilemek sevginin davranışsal yönleridir. Bazen sevgi, içimizden gelmediği halde saygıyı koruyabilmektir. Bu yönüyle sevgi, sadece hissedilen değil, yapılan bir şeydir.
Zamanla Değişen Sevgi Neden Korkutur?
Birçok insan ilişkilerde ilk dönemlerde yaşanan yoğun duyguları “gerçek aşk” olarak görür. Bu nedenle zamanla bu duygular azaldığında, ilişkide bir eksiklik olduğunu düşünür. Oysa beynimiz ilişkiye ilk başladığında farklı, uzun süreli bir ilişkide farklı çalışır. Başlangıçta heyecan ve ödül duyguları baskındır. Zamanla bu sistem sakinleşir ve yerini güven, bağlılık ve huzur duygusu alır.
Bu değişim çoğu zaman yanlış yorumlanır. Eski yoğunluğu ararken, mevcut bağ gözden kaçırılabilir. Oysa olgunlaşan sevgi; sürekli coşku yerine derin bir yakınlık, karşılıklı anlayış ve birlikte baş edebilme hissi sunar.
Sevgi ne Zaman Yıpratıcı Olur?
Her sevgi sağlıklı değildir. Eğer bir ilişkide kişi sürekli kendinden vazgeçiyor, sınırlarını koruyamıyor ve yalnızca karşı taraf mutlu olsun diye çabalıyorsa, bu sevgi zamanla yıpratıcı hale gelir. “Çok seviyorum ama tükeniyorum” diyen birçok insan için sorun sevginin fazlalığı değil, dengesizliğidir.
Sağlıklı sevgi; hem yakınlığı hem de bireyselliği içerir. Kişi sevdikçe yok olmaz, aksine kendisi olarak kalabilir. Sevgi, iki tarafın da ihtiyaçlarının görülebildiği bir alan olduğunda besleyici olur.
Sonuç
Sevmek, yalnızca kalpte ortaya çıkan bir duygu değil; zamanla öğrenilen, değişen ve emek isteyen bir süreçtir. Sevgi; heyecanı, güveni, bağlılığı, anlayışı ve sorumluluğu bir arada barındırır. Zamanla biçim değiştirmesi, azalması değil, olgunlaşması anlamına gelir. Belki de sevmek; birini hayatımıza almak kadar, onunla birlikte değişmeyi ve büyümeyi kabul edebilmektir.
Kaynakça
-
Sternberg, R. J. (1986). A triangular theory of love. Psychological Review, 93(2), 119–135.
-
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books.
-
Fromm, E. (1956). The art of loving. New York: Harper & Row.


