Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevgililer Günü’nde Öz-Şefkat: Şema Terapi Bakışıyla

Şubat ayı, her yıl olduğu gibi kalplerin, çiçeklerin, hediyelerin ve romantik mesajların ayı olarak karşımıza çıkar. Sevgililer Günü yaklaşırken vitrinler kırmızıya bürünür, sosyal medya akışları mutlu çift fotoğraflarıyla dolar ve “ideal ilişki” imgeleri daha görünür hâle gelir. Bu atmosfer, bazı bireyler için keyifli ve umut verici olabilirken, birçok kişi için yalnızlık, eksiklik, değersizlik ya da yetersizlik duygularını da beraberinde getirebilir. Özellikle partneri olmayan bireylerde bu dönemde “Neden hâlâ yalnızım?”, “Bende bir sorun mu var?” gibi sorgulayıcı düşünceler yoğunlaşabilir. Oysa Sevgililer Günü, yalnızca romantik ilişkileri değil, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de yeniden değerlendirmesi için önemli bir fırsat sunar.

Psikolojide “öz-şefkat” kavramı, kişinin zorlandığı, başarısız hissettiği ya da duygusal olarak incindiği anlarda kendisine anlayışla, yargılamadan ve kabul edici bir tutumla yaklaşabilmesini ifade eder. Öz-şefkat; bireyin kendisine karşı daha nazik bir iç ses geliştirmesini, yaşadığı zorlukları insan olmanın doğal bir parçası olarak görebilmesini ve duygularını bastırmadan fark edebilmesini içerir. Günlük yaşamda birçok birey, başkalarına karşı oldukça anlayışlı davranırken, söz konusu kendisi olduğunda son derece eleştirel bir tutum sergileyebilmektedir. Yapılan küçük bir hata ya da yaşanan bir ilişkisizlik dönemi, kişinin kendilik değerini sorgulamasına neden olabilir.

Yalnızlık Hissinde içsel Eleştirmenin Rolü

Sevgililer Günü gibi romantik ilişkilerin ön plana çıktığı dönemlerde bu içsel eleştirmen daha da güçlenebilir. Sosyal medyada karşılaşılan mutlu çift paylaşımları, bireyin kendi yaşamını başkalarıyla kıyaslamasına yol açabilir. Bu kıyaslama sonucunda kişi, kendi hayatını yetersiz, eksik ya da değersiz olarak algılamaya başlayabilir. Oysa öz-şefkat, bireyin bu karşılaştırma döngüsünden çıkabilmesine ve kendi yaşamına daha şefkatli bir gözle bakabilmesine yardımcı olur.

Şema terapi yaklaşımına göre bireyler, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yaşadıkları deneyimlere bağlı olarak bazı temel inanç kalıpları geliştirirler. Bu kalıplar “erken dönem uyumsuz şemalar” olarak adlandırılır ve kişinin kendisi, diğerleri ve ilişkiler hakkındaki temel varsayımlarını şekillendirir. Yetişkinlikte yaşanan birçok ilişki problemi, aslında bu erken dönem şemaların tetiklenmesiyle ortaya çıkar.

Şemaların Romantik Algılar Üzerindeki Etkisi

Özellikle Sevgililer Günü gibi romantik ilişkilerin vurgulandığı dönemlerde bazı şemalar daha aktif hâle gelebilir. Terk edilme şemasına sahip bireyler, yalnız kaldıklarında “Kimse beni kalıcı olarak sevmez” düşüncesine kapılabilirler. Onay arayıcılık şeması baskın olan bireyler, değerli hissedebilmek için sürekli bir ilişki içinde olma ihtiyacı duyabilirler. Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler ise bir ilişkileri olsa bile yeterince anlaşılmadıklarını ve desteklenmediklerini hissedebilirler. Kusurluluk şemasına sahip bireylerde ise “Bende bir sorun var, bu yüzden sevilmiyorum” düşüncesi ön plana çıkabilir.

Bu şemalar aktif hâle geldiğinde, bireyin içsel eleştirmeni güçlenir ve öz-şefkat düzeyi azalır. Kişi, kendisine karşı daha sert, daha yargılayıcı ve daha sabırsız bir tutum geliştirebilir. Bu durum, yalnızca duygusal iyi oluşu değil, kurulan ilişkilerin niteliğini de olumsuz etkiler. Şema terapi yaklaşımında Sağlıklı Yetişkin Modu, bireyin kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesini, sınır koyabilmesini ve kendisine destek olabilmesini ifade eder. Öz-şefkat geliştikçe, sağlıklı yetişkin modu güçlenir ve kişi, içsel çocuk modlarının ihtiyaçlarına daha dengeli biçimde yanıt verebilir.

Klinik gözlemler, birçok bireyin ilişkilere kendi içsel boşluklarını doldurmak amacıyla yöneldiğini göstermektedir. “Bir ilişkim olursa mutlu olurum”, “Biri beni severse değerli hissederim” gibi düşünceler, kişinin öz-değerini dışsal kaynaklara bağladığını düşündürmektedir. Bu durum, bireyin ilişkilerde aşırı bağımlı, kaygılı ya da fedakâr roller üstlenmesine neden olabilir. Oysa sağlıklı bir ilişki, iki bireyin birbirini tamamlamasından ziyade, iki bireyin yan yana gelişinden doğar.

Kendine Değer Vermenin İlişkilere Yansıması

Sevgililer Günü, partneri olmayan bireyler için zaman zaman zorlayıcı bir dönem olabilir. Ancak bu süreç, kişinin kendisiyle yeniden bağ kurması için de önemli bir fırsat sunar. Kendinize zaman ayırmak, hoşlandığınız aktiviteleri yapmak, bedensel ve duygusal ihtiyaçlarınızı fark etmek ve sınırlarınızı gözden geçirmek, öz-şefkat pratiğinin temel adımlarıdır. Bu dönemde bireyin kendisine şu soruları sorması faydalı olabilir: “Şu an neye ihtiyacım var?”, “Kendime nasıl daha destekleyici davranabilirim?”, “İç sesim bana nasıl hitap ediyor?”

Öz-Şefkat yalnızca bireysel iyi oluş için değil, İlişkisel Sağlık açısından da önemli bir kavramdır. Kendine şefkat gösterebilen bireyler, başkalarının sınırlarına daha fazla saygı duyar, empati becerileri gelişir ve ilişkilerinde daha dengeli roller üstlenebilir. Bu durum, romantik ilişkilerin yanı sıra arkadaşlıklar, aile ilişkileri ve iş yaşamı için de geçerlidir.

Toplumsal söylemler zaman zaman bireylere mutluluğun bir ilişkiye sahip olmaktan geçtiği mesajını verebilir. Bu mesaj, özellikle genç yetişkinlerde yoğun bir baskı oluşturabilir. Oysa bireyin kendisiyle kurduğu ilişki, yaşam boyu sürecek en uzun ve en temel ilişkidir. Bu ilişki sağlıklı olmadığında, diğer ilişkilerde de benzer sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Sevgililer Günü, yalnızca romantik sevgiyi değil, bireyin kendisine gösterdiği saygı ve anlayışı da hatırlatmalıdır. Belki de bu Şubat ayında kendinize alacağınız en değerli hediye, kendinize karşı daha sabırlı, daha anlayışlı ve daha şefkatli olmayı öğrenmektir.

Sonuç olarak, sağlıklı ve doyumlu ilişkilerin temeli, kişinin kendisiyle kurduğu bağdan geçmektedir. Kendini tanıyan, kabul eden ve destekleyen bireyler, başkalarıyla da daha derin ve güvenli bağlar kurabilmektedir. Bu nedenle Sevgililer Günü, yalnızca “birine sahip olmayı” değil, “kendine iyi davranmayı” da hatırlamak için bir fırsat olarak görülmelidir.

Bu Şubat ayında kendinize şu soruyu sormayı deneyebilirsiniz: “Ben, kendime bir partnerime davrandığım kadar şefkatli davranabiliyor muyum?” Hayat boyunca birçok ilişki değişir, dönüşür ya da sonlanır; ancak insanın kendisiyle kurduğu ve her gün yeniden inşa ettiği ilişki kalıcıdır.

Öykünaz Banaz
Öykünaz Banaz
Öykünaz Banaz, psikoloji lisans eğitimini tam burslu olarak tamamlamış ve eğitim süreci boyunca çeşitli psikoterapi yaklaşımlarına yönelik kapsamlı eğitimler almıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) alanında uzmanlaşmış; çocuk, ergen ve yetişkinlerle klinik uygulamalar yürütmektedir. Erasmus programı kapsamında Belçika’da bir terapi merkezinde staj yapmış, göçmen ve mülteci bireylerin ruh sağlığına yönelik çalışmalarda yer almıştır. Klinik psikoloji alanındaki akademik gelişimini yüksek lisans düzeyinde sürdürmekte olan Banaz, psikolojik değerlendirme süreçleri ve kanıta dayalı müdahalelerle ilgilenmektedir. Yazılarında bilimsel bilgiyi etik ilkelere bağlı kalarak ve anlaşılır bir dille aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar