Sınıfta parmak kaldırmayan, oyunlara karışmayan, öğretmeni “hiç sorun çıkarmıyor” dediğinde içimizi rahatlatan bir çocuk düşünün.
Genelde böyle çocuklar için şu cümle kurulur:
“Ne kadar uslu.”
Oysa çocuk psikolojisinde sessizlik her zaman huzur anlamına gelmez.
Bazen sessizlik, çocuğun kendini koruma biçimidir.
Bazı çocuklar zorlandıklarında bağırır, ağlar, itiraz eder.
Bazıları ise geri çekilir.
Bu çocuklar dikkat çekmez.
Sorun çıkarmaz.
Yetişkinleri yormaz.
Ve tam da bu yüzden çoğu zaman fark edilmez.
Sessiz çocuk, çoğu zaman şunu öğrenmiştir:
“Fark edilmemek daha güvenli.”
Sessizlik Bir İletişim Biçimidir
Ebeveynler bazen seanslarda şunu söyler:
“Hiçbir şey anlatmıyor.”
“Ne sorsam ‘bilmiyorum’ diyor.”
Bu bir iletişimsizlik değildir.
Bu, çocuğun geliştirdiği bir stratejidir.
Çünkü her çocuk, içinde bulunduğu ortamda hayatta kalmanın bir yolunu bulur.
Bazıları sesini yükselterek,
bazıları ise görünmez olarak.
Sessizlik, çoğu zaman “iyiyim” demek değildir.
Bazen “daha fazlasını kaldıramıyorum” demektir.
Uyum mu, Bastırma mı?
Sessiz çocuklar genellikle “uyumlu” olarak etiketlenir.
Ama uyum ile bastırma birbirine çok benzer.
Uyum, çocuğun kendini kaybetmeden ortama ayak uydurabilmesidir.
Bastırma ise çocuğun kendini feda ederek ayakta kalmasıdır.
Bu fark dışarıdan kolayca görülmez.
Ama çocuğun bedeninde kendini ele verir.
Sık sık karın ağrısı yaşayan, çekingenliği yaşına göre yoğun olan, yanlış yapmaktan aşırı korkan çocuklar çoğu zaman sessizliklerinin bedelini bedensel olarak öder.
Görünmezlik Bir Tercih Değil, Öğrenmedir
Bazı çocuklar için görünür olmak risklidir.
Çünkü geçmişte görünür olduklarında anlaşılmamış,
duyulmamış ya da yalnız bırakılmışlardır.
Bu çocuklar şunu öğrenir:
“Daha az yer kaplarsam daha güvende olurum.”
Ve bu öğrenme, zamanla bir kişilik özelliği gibi algılanır.
Oysa bu bir karakter değil, bir uyum mekanizmasıdır.
Sessiz Çocuklar Gerçekten Daha Az mı Zorlanır?
Burada ebeveynler için zor bir gerçek vardır:
Sessiz çocuklar, en az zorlanan çocuklar değildir.
Sadece zorlandıklarını başka bir dilden anlatırlar.
Onlar “hayır” demez.
İtiraz etmez.
Ama içlerinde sürekli bir tetikte olma hali vardır.
Yanlış yapmamak için kendini izleyen, başkalarını üzmemek için kendi ihtiyacını erteleyen çocuklar, çok erken yaşta büyür.
Ve bu büyüme her zaman sağlıklı değildir.
Ebeveyn Ne Yapabilir?
İlk adım, sessizliği hemen “iyi” olarak etiketlememektir.
“Ne güzel, sorun çıkarmıyor” demeden önce durup bakmak gerekir.
Çocuk gerçekten rahat mı, yoksa sadece uyum mu sağlıyor?
İkinci adım, çocuğu konuşturmak için zorlamamaktır.
Sessiz çocuklar, baskıyla açılmaz.
Aksine daha da içe kapanır.
Onlara şu mesajı vermek gerekir:
“Konuşmak zorunda değilsin ama buradayım.”
Bu mesaj bazen bir cümleyle değil, birlikte geçirilen sakin bir anla verilir.
Alan Açıldığında Sessizlik Çözülür
Yıllar içinde şunu sıkça gözlemledim:
Sessiz çocuklar, en çok alan açıldığında konuşur.
Soru bombardımanı değil, yan yana durabilen bir yetişkin isterler.
Ve anlaşıldıklarını hissettiklerinde, sessizlik yavaş yavaş anlamını kaybeder.
Her sessiz çocuk içine kapanık değildir.
Ama her sessizlik de görmezden gelinmemelidir.
Çocuklar bazen bağırarak, bazen susarak yardım ister.
Ve biz sadece bağıranı duyarsak, en kırılgan olanı kaçırabiliriz.
Unutmayalım:
Sessiz çocuk her zaman uyumlu değildir.
Bazen sadece kendini koruyordur.


