Artık biliyoruz ki bir suçlunun eşkâli gerçeğinden oldukça farklı olabilir. Bir kurban, failin eşkâlini verirken ‘yaşlı’ olarak tanımlarken, başka bir kurbansa ‘genç’ diyebilir. Bir eşkâl, yalnızca bir dizi suçun tek bir kişi tarafından işlendiği tespit edildiğinde ve kurbanlar tarafından verilen eşkâllerin ortak noktaları belirlendiğinde ‘yeterli’ oranda doğru bir eşkâl olarak kabul edilebilir.
Duffy tutuklandığında 29 yaşındaydı. Bu nedenle, kurbanların yirmilerin başıyla sonu arasında değişen yaş tahminleri ‘yeterli’ oranda doğruydu. Ancak, boy tahmininde büyük bir hata yapıldı. Sonuç olarak, kurbanların duruma önyargılı bakıp duygularına göre tahminler yaptıkları ortaya çıktı. Kurbanlar, kendilerine vahşice saldıran bu adamı olduğundan çok daha uzun hatırlamıştı.
Bu durumu elektrikçi ve merdiven prensibiyle açıklıyorum. Endüstriyel güvenlikle ilgili çalışmalarda gözlemlediğim gibi, genelde elektrikçiler elektrik akımına kapılıp yaralanmazlar; çünkü elektrikle uğraşmak o kadar içselleştirilmiş bir alışkanlıktır ki otomatik olarak kendilerini koruma eğiliminde olurlar. Bir elektrikçi genelde özel vasıf gerektirmeyen durumlarda kaza geçirir: Uzak bir noktaya ulaşmaya çalışırken merdivenden düşer veya dikkat etmediği için bir yerlere çarpar. Duffy’de olduğu gibi kendini suça adamış biri, bilinçli olarak suç işlediği zaman yakalanmaktan kurtulabilir; ancak gerçek bir suçlu gibi düşünmeyi bıraktığı anda gardı düşer ve gerçek doğası ortaya çıkar. Örneğin, Duffy’nin karısına bıçak zoruyla tecavüz etmesi gibi.
Sadizm ve doyum (tatmin) iki ayrı uçtur. Bir tecavüzcü iki şey ister: Kurbanlarına ne kadar güçlü olduğunu göstermek ve onlara korku duygusunu tattırarak saldıran kişinin ne kadar ‘önemli’ olduğunu fark ettirmek. Bu, dört yollu bir kavşak gibidir: Sadizm, Öfke, Doyum ve Güç. Tecavüzcüler hangi nedenle suç işliyorlarsa, bu onları bu dört farklı kategoriye ayırır. Dört çeşit suç nedeni, bir soruşturmada suçun altında yatan dört nedenin her birinin büyük olasılıkla bir suçlunun ayırt edici özellikleriyle ilgili olduğunu gösterir. Örneğin, sadist bir tecavüzcünün evli olması beklenirken, doyum ve onaylanma arayan bir tecavüzcünün bekâr ve ailesiyle yaşıyor olması beklenir. Öfkeli olanın hareket gerektiren bir işi olduğuna inanılırken, güç odaklı olanın mala karşı suç işlediği düşünülür. Ancak, bu öngörü -tecavüzcülerin profillerini çıkarırken temel olarak bir tipoloji kullanmak- ne kadar çekici gelse de birçok sorunu beraberinde getirir.
FBI’ın katilleri sınıflandırmak için kullandığı yaklaşım, tecavüzcüleri sınıflandırmak için kullandığı yaklaşımdan daha basittir. Bu yaklaşım, Robert Ressler’a –kendine güvenen, sert konuşan, kare çeneli ve Roy Hazelwood’un yoğun hassasiyetine sahip olan kişiye- çok şey borçludur. Ressler, seri katiller arasındaki temel farkın ‘planlı’ ve ‘plansız’ saldırma tarzı olduğunu öne sürdü. ‘Planlı’ katil, plan yapar ve kurbanın cesedini dikkatlice saklamadan önce kurbanlarını sıkıca kontrol altına alır. ‘Plansız’ katil ise tam tersine içinden geldiği gibi davranır ve öldürdüğü kurbanının cesedini yerinden bile oynatmadan cinayet mahallini terk eder.
Suçluların bu kendilerine özgü davranışlarının kişiliklerini de yansıttığı düşünülmektedir. Planlı katilin zeki, kariyeri olan ve sosyal anlamda becerikli biri olması beklenirken, plansız katil tam tersidir. Hazelwood’un tecavüz tipolojisi ve Ressler’ın cinayet dikotomisi, insanları sınıflandırma çabalarının hepsinde olduğu gibi sınıflar arası çizgilerin sınırlarının çok geniş ve belirsiz olduğu gerçeğini göz ardı eder. Birçok birey, birden fazla sınıfın ve kategorinin karışımıdır.
Buna ek olarak, suçlular büyük bir güvenle bir kategoriye sokulsa bile, aynı kategoride bulunanların ve suçlunun kendiyle arasındaki ilişki kesin olmaktan uzaktır. Kısacası, böyle bir sınıflandırma bir soruşturmacı için ancak genel bir rehber, soruşturmaya başlamak için bir başlangıç noktası olabilir. Bu başlangıç noktası, diğer davalardan edinilen deneyim ve suçluların nasıl davrandığına dair belli belirsiz fikirlerin yardımıyla yeniden düzenlenmelidir. Buna genelde sezgi ya da önsezi denir.
Asansörün hala çalışır olduğunu umarak binaya giren bina sakinleri, hızla bu kapılardan geçip kafalarını diğer yana çevirip doğrudan rahat ve nispeten daha güvenli dairelerine doğru yönelir. Komşuların birbirini tanımasını engelleyen bahçe çitleri veya kahve içerken dostluklar ve arkadaşlıklar kurulabilecek mekânlar yoktur. Bu binalarda insanlar yalnızca sayılardan ibarettir. Bununla birlikte, bu binalar korku veya iltimas olmadan, renk veya mezhep farkı olmadan özel bir karışım yaratmaktadır. Plansız bir yapılaşma bunu başaramaz. İnsanlar bu tür yerlerde kendilerine benzeyen insanları bulup gruplaşır: Siyah gruplar, Müslüman gruplar, Lehler…
İlk araştırmalara göre dış mekânda saldırı gerçekleştirenler daha az deneyimli, fevri ve tuhaf olanlardır. İç mekânda saldıranlar ise planlama becerilerini ve öngörü yeteneklerini evlere gizlice girebilmek için kullanırlar. Michael, insanları sahip olduğu ateş gücüyle kontrol edebileceği yaratıklar olarak görüyordu.
Hungerford’daki ‘katliam’, bir kişinin çok sayıda kişiyi katlettiği benzer katliamlarla inanılmaz paralellikler gösteriyordu. Davranış bilimciler bu olayları, seri cinayetlerden ayrı olarak toplu cinayet olarak adlandırır. Zira seri cinayetler, daha uzun bir sürede ve farklı yerlerde gerçekleşir; seri cinayetler ve toplu cinayetler arasında birçok büyük fark vardır.
Toplu cinayetler, klasik ve edebi anlamda tipik trajedilerdir. Bir kişinin, kendi ölümüyle sonuçlanacak olan ve içindeki öfkeyi dışarı vurduğu, önceden planlanmış, kaçınılmaz ve hiç durmayan bir süreçtir. Bir nevi intihardır. Katil yakalansa bile, muhtemelen kendini öldürmekten son anda kurtarılmıştır. Örneğin, Julian Knight, 1987’de Melbourne’de 7 kişiyi öldürüp 19’unu yaraladı. ‘Haddle Caddesi’ katliamı olarak anılan bu olay sonrası yakalanan Julian, “Kendimi öldürecektim ama kotumun cebine koyduğum mermiyi bulamadım.” şeklinde itirafta bulunmuştu.
Tüm tecavüz ve cinayetlerin iki temel özelliği vardır: Birinci özellik, bir tecavüzcünün veya katilin kurbanlarına nasıl davrandığı ve onlardan nasıl bir yakınlık beklediğine dayanır. Örneğin, bir suçlu kurbanını tamamen bir cinsel obje olarak veya aşağılanıp hakaret edilecek biri olarak görebilir. Bu ayrım ortaya konduğunda, suçlunun işlediği diğer şiddet suçları veya gerçekleştirdiği diğer şiddet eylemleri anlaşılabilir. Suçlunun kişiler arası temasta hangi şiddet davranışlarını gösterdiği, şiddet suçunun yorumlanmasında ilk önemli temadır ve saldırganın amacını gösterir. İkinci özellik, suçlunun kurbanını nasıl kontrol altına aldığına dair temalar dizinini gösterir. Suçlunun kurbanına uyguladığı güç veya gösterdiği öfke, insanları kontrol altına almak için hangi yöntemleri kullandığının yansımasıdır. Bu temadaki farklılıklar, Dahmer’in tanımladığı eylemlerin her çeşidini içerir. Dahmer’in tanımladığı eylemler, cinayet, cesedin parçalanması, sözlü taciz ve çocuk istismarcılarının, küçük çocukları kandırmak için kullandıkları tatlı sözler olarak sıralanabilir.
Suçlular, duygusuz bir yakınlık arayışı ve anlayıştan uzak bir kontrol çabası içerisindedir. Bu, çok yıkıcı bir karışımdır. Bu iki durumu kontrol eden ve vahşi saldırılarını şekillendiren içlerindeki gizli hikâyelerdir. Yine de bir genel çerçeve bulmak ve oluşturmak mümkündür. Böylece Ryan’ın Hungerford’daki seri cinayetleri ve Martin’in Midlands’daki seri tecavüzleri için açıklama bulunabilir. Suçlu, kurbanlarına biçtiği rolleri değiştirebilir. Böylece gücünü göstermiş olur. Yakınlık ve kontrolün bir araya gelmesi, her bir saldırının özünü belirleyen eşsiz bir karışım yaratır.
Birinci özellik: Kurbanla sağlanan temasın türü. Suçlunun güç ve yakınlık (samimiyet) kurma durumuna bir de ortam eklenir. Bu bileşenler, birlikte tehlikeli bir karışım oluştururlar. Bir suçta nasıl bir karışım kullanıldığı fark edilebilirse, suçlunun gölgesi de analiz edilip yorumlanabilir.
Basitçe anlatmak gerekirse, kurban üç rolden birini oynar: Nesne, Araç veya İnsan.
- Nesne olarak kurban: İlk ve en duygusuz aşama budur. Kurban, suçlu tarafından bir nesne olarak görülür. Kadınların vücutlarını sevdiğini söyleyen Babb, buna bir örnektir. Babb’ın bu ifadesi, kurbanlarını bir nesne olarak gördüğünü gösterir. Babb, kurbanlarını bir nebze olsun rahatlatmak için gereken şeyler olduğunu biliyordu; ancak saldırı sırasında kadınların verdiği tepkilere karşı hiçbir eşduyum göstermedi. Saldırılar sırasında kurbanlardan aktif bir rol oynamaları beklenmiyordu. Babb, hikâyelerinde suçlu eylemlerinden mustarip olan kurbanlarının bakış açısıyla bakmayı reddediyordu.
- Araç olarak kurban: İkinci aşamada suçlu, kurbanın insani bir öneme sahip olduğunun farkına varır. Tecavüzcüler ve katiller, kurbanlarına aktif hatta bazen dehşet dolu bir rol verirler. Martin, tecavüz kurbanına sert biçimde “içine al” diye bağırdığında veya 1989’da Shirley Banks’e tecavüz edilip öldürülmesinden sorumlu John Cannan, tüm kurbanlarını gerek olmadığı halde feci şekilde dövdüğünde, her iki suçlu da daha önce kadınlarla yaşadıkları temaslarda atfettikleri anlamları aramışlardır. Kurbanlar yalnızca birer nesne değil, belli bir yük taşımaları gereken araçlardır.
- İnsan olarak kurban: Bu üçüncü aşama, kurbanın yani kadının bir insan olarak görüldüğü, düşünceleri ve duyguları olduğunun kabul edildiği, normal bir ilişkiye (saldırgan ve kurban arasında) en yakın aşamadır. Kurbanın kendisi, suçlunun kendisine atfettiği anlam bakımından önemlidir. Lynette White davasında kadının vahşice dövülmesi ve parçalanması, atfedilen önemin bir göstergesidir.
İkinci özellik: Gücün ve öfkenin derecesi.
- Kurbanın tam olarak kontrol altına alınması: Kontrol kavramının en uç noktasında, kurbanın tam olarak ele geçirilip kontrol altına alınması vardır. Ancak kurbanın suçlu için taşıdığı önem, farklı suçlara göre değişiklik gösterir. Örneğin, bir kurbanın cesedinin parçalanması veya uç noktada vahşet gösterilmesi, suçlunun kurbanına ne kadar baskın ve üstün olduğunu gösterme çabasıdır.
- Soğukkanlılıkla işlenen cinayetler: Konu şiddet olunca


