Danışanların ilişkileri hakkında sıkça dile getirdikleri bazı ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadeleri sosyal medyada da sıkça görmekteyiz: “Benzer kişileri hayatıma alıyorum”, “Aynı hataları tekrar tekrar yapıyorum”, “Beni hep kötü hissettiren kişilerle karşılaşıyorum.” Zaman geçtikçe kişiler değişse de, başkarakterimiz büyük acılar sonunda iyileşir ve yeni başlangıçlar için kendini güçlü hisseder. Ancak karşısındaki kişi diğerlerinden farklı değildir ve bu sefer her şeyin farklı olacağı umudu, yine aynı döngüye girmesiyle sona erer. Bu durum birçok kişi için tanıdık bir deneyimdir. Bu yazıda, bu konunun sebeplerini Şema Terapi ve bağlanma teorisi açısından ele alacağım.
Şema Terapi, kökeni Bilişsel Davranışçı Terapiye dayanan bir yaklaşımdır. Bu iki yaklaşım arasındaki en belirgin fark, BDT’nin daha çok şu anla ilgilenirken, Şema Terapi’nin geçmişle de yoğun bir şekilde ilgilenmesidir. Şemalara göre, hayatı yorumlamamızı sağlayan bir haritamız bulunmaktadır. Young ve diğerlerinin tanımına göre, şema; çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yaşanan deneyimler sonucunda gelişen, kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkındaki köklü inançlar ve duygusal örüntülerdir. Kişi, hayatında bu örüntü ve inançları destekleyen deneyimler yaşar çünkü zihin için tanıdık olan, güven hissi yaratır.
Örneğin, çocukluk döneminde tutarsız ebeveyn davranışlarıyla karşılaşan bir çocuk, “İnsanlar beni terk eder” inancını geliştirebilir. Bu durum, kişinin terk edilme şemasını oluşturmasına yol açar. Bu şemaya sahip bir kişi, ilişkilerinde karşısındaki kişinin davranışlarını sürekli olarak terk edilme işareti olarak algılayabilir. Sonuç olarak, terk edilme şemasına sahip olan kişi yoğun kaygılar yaşayabilir; karşısındaki kişinin alanını ihlal ederek daha yakın olmaya çalışabilir veya “O beni terk etmeden önce ben onu terk etmeliyim” düşüncesiyle ilişkiyi sonlandırabilir. Benzer şekilde, çocukluk dönemlerinde duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmamış bireylerde duygusal yoksunluk şeması gelişebilir. Bu şemayı geliştiren kişiler, kendilerini daha çok duygusal mesafesi olan kişilerle ilişki kurarken bulabilirler. Bunun nedeni, tanıdıklığın kişiye verdiği güven hissidir. Ancak tanıdık olan her zaman sağlıklı anlamına gelmez.
Araştırmalar, erken dönem uyumsuz şemaların kişilerin ilişkilerini etkilediğini göstermektedir. Özellikle romantik ilişkilerde, kişilerin ilişki doyumunu, ilişkiye odaklanmalarını, ilişki kaygısını ve ilişkide kendine güven gibi değişkenleri etkilediği görülmektedir (Eken & Cihangir Çankaya, 2022). Peki, ilişkilerde şemalar yalnızca kendi başlarına mı çalışır? Yapılan çalışmalar, şemalar ve bağlanma stilleri arasında bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir (Arı & Deniz, 2015). Yani, şemalar bağlanma stilleri ile birlikte çalışmakta ve ilişkilerimizi birlikte etkilemektedirler.
Bağlanma stillerimiz de erken çocukluk döneminde şekillenir. Güvenli bağlanan kişiler, ilişkilerinde daha esnek ve sağlıklı bağlar kurabilirken, güvensiz bağlanan kişiler daha hassas ve kaygılı olabilmektedir. Bu durumun oluşmasındaki en büyük etken, kişinin sahip olduğu inançlardır.
Peki, yaşadığımız ilişkiler bugünün ilişkileri mi yoksa geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimlerinin tekrarı mı? Aslında cevap hem evet hem hayır olabilir. Bunun nedeni, şemalarımızın ve bağlanma stilimizin çocukluk dönemlerinde oluşmuş olmasına rağmen, ilerleyen yeni deneyimlerle bu yapıların değişebilmesi veya güçlenmesidir.
Peki, şemalar ve bağlanma stilleri bir kader midir? Değiştirilmesi zor, yalnızca şanslı insanların aşabildiği yapılar mıdır? Neyse ki cevap hayırdır. Elbette değişim kolay değildir. Seans odalarında başlayan dönüşüm; fark etmeyi, sorgulamayı, yüzleşmeyi ve yeni davranışlar denemeyi gerektirir. Kişi, çoğu zaman yıllardır bildiği ilişki biçimlerinden uzaklaşırken kendisini güvensiz ve belirsiz hissedebilir. Ancak gelişim çoğu zaman tam bu noktada başlar.
Belki de asıl mesele, neden sürekli aynı insanlara rastladığımız değil; neden bize tanıdık gelen ilişki biçimlerini tekrar tekrar seçtiğimizdir. Çünkü çoğu zaman bizi yaralayan şey, bugünün ilişkileri değil, bugünün içinde yeniden canlanan eski hikâyelerdir.
Şemalar ve bağlanma stilleri geçmişimizin izlerini taşır; ancak geleceğimizi belirlemek zorunda değildir. Farkındalıkla birlikte kişi, yalnızca ilişkilerini değil, ilişkilerde kendisini nasıl konumlandırdığını da değiştirebilir. Ve bazen iyileşme, karşımıza farklı insanların çıkmasıyla değil, aynı insanlara farklı gözlerle bakabilmeye başlamamızla mümkün olur.


