Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Özgüven ve Narsisizm Dengesi

Özgüven, bireyin kendi değerini tanıması, yeteneklerini kabul etmesi ve olumlu bir benlik algısına sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Çocuklukta gelişen bu duygu, başarılarımızı şekillendirirken sosyal hayatımızın da anahtarı olur. Özgüvenin temel taşları aile içindeki iletişim biçimi ile oluşur. Ebeveynlerin çocuğa duyduğu güveni açıkça ifade etmeleri ve çocukların hataları sonucunda gösterilen tepkiler özgüvenin gelişmesinde önemlidir. Ebeveynlerin yalnızca çocuğun gerçekleştirdiği eylemlerin sonucuna odaklanmaması, aksine çocuğun süreçteki çabasını fark etmeleri kendilik algısının daha sağlıklı gelişmesini sağlar. Bu durum çocuğun okul hayatında ve akran ilişkilerinde de olumlu etkiler yaratır. Aynı zamanda, okul ortamında öğretmenlerin destekleyici tutumları da çocukların kendilik algısını sağlıklı geliştirmeleri için önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla özgüven, yalnızca kişinin kendisiyle değil, içinde bulunduğu sosyal ortamın niteliğiyle de yakın ilişkilidir. Bunun sonucunda özgüven, bireyin kendine dair algılarıyla çevresinden edindiği sosyal deneyimlerin etkileşimi sonucunda güçlenir veya zayıflar. Daha sonrasında, bireyin sahip olduğu yüksek veya zayıf özgüven ise bireyin sosyal hayatının tam merkezinde bir etki oluşturur. Yüksek özgüvene sahip bireyler, olumsuz durumlarda kendilerini değersiz hissetmez, yaşadıklarından ders çıkarır ve olumsuzlukları fırsata çevirebilirler (Covington, 1984). Bununla birlikte, özgüven yalnızca bireyin kendi potansiyeline olan inancını değil, çevresiyle kurduğu ilişki biçimini de şekillendirir.

Ancak, özgüven her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Aşırı özgüven, bazı durumlarda narsisizm eğilimleriyle kesişebilir. Narsisizm; bireyin kendisini diğerlerinden üstün görmesi, ayrıcalıklı olduğuna inanması ve sürekli hayranlık arayışı içinde olmasıdır (Bardenstein, 2009). Bu durum, başkalarını küçümseme, empati yoksunluğu ve ilişkilerde bencillik gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir (Thomaes ve diğ., 2018).

İlginç bir şekilde, narsisizmin kökeninde çoğu zaman sağlıklı bir kendini sevme hali değil, aksine kendini sevmemekten doğan bir savunma mekanizması olduğu öne sürülmüştür (Lasch, 1980). Kişi aslında kendini yeterince sevmez ama bunu saklamak için aşırı bir hayranlık ve üstünlük arayışı içine girer. Bu durum, kişinin öz-değer eksikliğinin ve içsel boşluk hissinin üstünü örtmeye yönelik bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkabilir. Aslında, narsisistik özelliklere sahip kişilerin dışarıdan özgüvenli görünmelerine rağmen, iç dünyalarında çoğu zaman değersizlik, reddedilme korkusu ve onaylanma ihtiyacının olduğu görülmektedir. Kişi, kendi benlik algısındaki bu boşluğu doldurabilmek için aşırı övgü arayışı, sürekli başarılı görünme isteği veya başkalarını küçümseyerek üstün olma çabası gibi davranış örüntülerine yönelebilir. Bu nedenle narsisistik tutumlar, yüzeyde güçlü bir benlik algısına sahip bir görüntü yaratıyor gibi görünse de temelde bireyin kırılgan özsaygısını koruma ve dışsal onaya olan ihtiyacını kapatma çabasının olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, literatürde “sağlıklı narsisizm” kavramı da vardır. Sağlıklı narsisizm; kişinin kendi yeteneklerini kabul etmesi, olumlu bir benlik algısına sahip olması ve başkalarıyla empati kurabilmesidir (Lubit, 2002). Bu durum, kişinin eleştiriler karşısında daha dirençli olmasını ve özgüvenini dengeli bir biçimde korumasını sağlar. Bu tür bir benlik algısına sahip bireyler sosyal ilişkilerde dengeli bir özerklik geliştirebilir ve başarısızlıklar karşısında duygusal düzenleme becerilerini etkin bir şekilde kullanabilir. Bununla beraber, bu bireyler eleştirilere aşırı duyarlılık göstermeden yapıcı biçimde geri bildirim almaktan çekinmez. Sağlıklı narsisizm, kişinin özsaygısını kırılganlığa düşmeden koruyabilmesi ve benlik değerini oluştururken dışsal onaydan ziyade içsel kaynaklara dayanak oluşturmasını sağlar. Bu durumların sonucunda sağlıklı narsisizm kavramı; benlik algısını ve öz-yeterlik düzeyini artıran, kişinin sosyal ilişkilerde hem kendini hem de diğerlerini dikkate aldığını gösteren uyumlu bir kişilik özelliği olarak değerlendirilmektedir.

Çocuklarda sağlıklı özgüven gelişimi ile narsisistik eğilimlerin ortaya çıkışı arasındaki sınırın hem aileler hem de okul ortamında öğretmenler tarafından doğru şekilde ayırt edilebilmesi önemlidir. Araştırmalar sonucunda, çocukların koşulsuz kabul, duygusal güvenlik ve çabaya dayalı takdir aldıklarında öz-değerlerini daha gerçekçi bir temelde yapılandırdıklarını görülmüştür. Bu tür destekleyici tutumlar, hataların öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görülmesine olanak tanıyarak çocuğun hem akademik hem de sosyal yaşamdaki zorluklar karşısında daha dayanıklı olmasını sağlar. Buna karşılık, çocuklara abartılı övgü sunulması, başarılarının nesnel gerçeklikten kopuk biçimde idealize edilmesi ya da sürekli olarak “en iyi olma” beklentisi yüklenmesi, narsisistik kişilik örüntülerini besleyen önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle, çocukların güçlü yönlerini fark etmelerine yardımcı olurken aynı zamanda başkalarının duygularını, ihtiyaçlarını ve değerini anlamaya teşvik eden dengeli ve gelişim odaklı geri bildirim vermek önemlidir. Bu durum, çocuğun hem duygu düzenleme hem de sosyal becerilerinin sağlıklı biçimde gelişmesine yardımcı olacaktır.

Sonuç olarak, özgüven ve narsisizm arasındaki ilişki karmaşık bir dengedir. Çocukların hem bireysel hem de sosyal ilişkilerinde sağlıklı bir gelişim gösterebilmeleri için özgüvenlerinin desteklenmesi, ancak narsisistik eğilimlerin fark edilerek dengelenmesi gerekir. Çünkü gerçek özgüven hem kendi potansiyelini bilmek hem de başkalarının değerini görebilmektir.

Referanslar

Bardenstein, K. K. (2009). The Cracked Mirror: Features of Narcissistic Personality Disorder in Children.
Covington, M. V. (1984). The Self-Worth Theory of Achievement Motivation: Findings and Implications.
Lasch, C. (1980). The Culture of Narcissism.
Lubit, R. (2002). The Long-Term Organizational Impact Of Destructively Narcissistic Managers.
Thomaes, S., Brummelman, E., & Sedikides, C. (2018). Narcissism: A Social-Developmental Perspective.

Çağla Öztürk
Çağla Öztürk
Çağla Öztürk, MEF Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik ile Psikoloji çift anadal programını yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Eğitim hayatı boyunca hem klinik ortamlarda hem de okul ortamlarında çocuklar, ergenler ve ailelerle çalışarak farklı yaş gruplarının psikososyal ihtiyaçlarına yönelik deneyimler edinmiştir. Bunun yanı sıra, yurt dışında gönüllü öğretmenlik yaparak kültürel çeşitlilik ve iletişim becerilerini güçlendirmiştir. Psikoloji alanında araştırma yapmaktan aldığı keyfi yazıya dönüştürerek, psikoloji bilgisini herkes için anlaşılır kılmayı amaçlamaktadır. Mesleki yolculuğunu sürekli öğrenme ve kendini geliştirme odağıyla sürdürerek, Psychology Times Türkiye’deki yazılarında psikolojinin hem bireysel hem de toplumsal boyutlarını ele almayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar