Bir günah keçisi, bir hedef, başımıza gelen bütün kötü şeylerin sorumluları; kimler bunlar? Dünyada artan ekonomik adaletsizlik, siyasi istikrarsızlık, yozlaşan değerler, insanın günden güne derinleşen yalnızlığı, bu sorunların sorumlusu bizden olmayan, farklı düşünen, farklı görünen, ya da sadece görünür olan kimseler yeni kurbanlar yakın çağın cadıları…
Dijital Meydanlarda Kurulan Darağaçları
Bazı orta çağ filmlerinde köylülerin toplanıp bu cadıları ellerinde yanan meşalelerle ve baltalarla aradığı gibi bizde sosyal medyada arıyor olabilir miyiz? Hem kişisel hem sosyal yaşamda biriken tüm nefret ve öfkeyi belki de hiç tanımadığımız insanlara yansıtıyoruz. Üstelik bunu kitleler halinde yapıyoruz. İnsan sosyal bir varlık elbette. Yalnızca bireysel tarihi değil içinde yaşadığı kültür, politika, ekonomi gibi birçok parametreden etkileniyor. Modern yaşamın içinde medeni bir varlık olarak yaşayan insan en ilkel dürtülerini hala içinde taşıyor ve bunları boşaltacak bir alan buluyor kimsenin onu tanımadığı bilmediği bir alan, sosyal medya.
Geçmişten Günümüze Cezalandırma Biçimleri
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte karşımıza çıkan sosyal medya zorbalığının kökleri de tıpkı linç kültürü gibi geçmişe dayanmakta olduğunu görüyoruz. Günümüzde suçlular çevrimiçi ortamlarda kitleler tarafından ayıplanırken geçmişte; linç etme ve kırbaçlama gibi yöntemler aracılığıyla kamusal meydanlarda ayıplanmışlar ya da cezalandırılmışlardır. Sosyal medya kişilere, ahlaki açıdan yanlış olduğunu düşündükleri veya toplum normlarını ihlal eden durumları kınamak için uygun bir ortam sunmakta. Bu ortam içerisinde yer alan bireyler ahlaki yanlışların cezalarını kendilerinin verebileceklerine inanabilmekte ve hatta ahlaki yanlışları ortaya çıkaran kişilere zarar vermenin gerekli olduğunu düşünebilmektedirler (Kutlu, 2023).
Şiddetin Nörobiyolojik ve Psikolojik Zemini
Bu tür düşünceleri daha iyi anlayabilmek için yapılan bir deneyde katılımcılara hem kendi sosyo-politik ideolojileriyle uyumlu hem de uyumsuz olan bazı şiddet olaylarının görüntüleri gösterilmiştir. Çalışmanın sonucunda katılımcıların sosyo-politik ideolojileriyle uyumlu olan görüntüleri görmelerinin beyinlerindeki ödül ağlarındaki aktiviteyi arttırdığı ve tehdit algısı ile ilişkili ağlarındaki aktiviteyi azalttığı bulunmuştur. Uyumsuz şiddet görüntüleri ise katılımcılarda tam tersi bir etki yaratmıştır (Kutlu, 2023). Bu deney açıkça bize şunu söylüyor, eğer şiddet benim düşünceme hizmet ediyor ve onu destekliyorsa orada uygulanan şiddet meşrudur diye düşünüyoruz hatta beynimizde ödül ağının aktive olduğunu göz önünde bulundurursak ortaya çıkan şiddetten keyif alabiliyoruz.
Linçin Bireysel ve Sosyal Tahribatı
Diğer taraftan bakacak olursak bu linçe maruz kalmak kişiler üzerinde pek çok olumsuz etkilere yol açıyor. Örneğin, sert bir ceza yöntemi olan linç, sosyal dışlanma yaşatarak bireylerin kendilerine duydukları güveni azaltmakta ya da içerisinde bulundukları gruba ait hissetme konusunda güçlük yaşamalarına neden olmaktadır (Kutlu, 2023). Ayrıca, linç kültürünün hedefinde kalan kişiler psikolojik güçlükler yaşayabilmekte, hatta bazı vakalar intiharla sonuçlanabilmektedir. Linçe maruz kalmanın yanı sıra linç eylemlerine dâhil olmak da kişilere, özellikle de gençlere zarar verebilir. Bireyler toplum içinde fikirlerini uygun bir şekilde ifade etmek yerine karşılarındaki linçlemeyi ve kendilerini onların hayatlarına zarar verecek şekilde ifade etmeyi öğrenebilirler. Linç kültürünün etkisiyle özellikle genç bireyler, kendilerini uygun şekilde ifade etme ve bir konu hakkındaki eleştirilerini yapıcı bir şekilde sunma becerilerini kazanamayabilirler (Kutlu, 2023).
İlkel Arzuların Modern Yansıması
Bu bulgulara yalnızca dijital çağın bir sorununun sonuçları olarak görmek yerine insanın şiddetle kurduğu ilişkinin yakın çağdaki bir başka tezahürü olarak değerlendirebiliriz. İnsanın şiddetle kurduğu bağ basit bir saldırganlık eğiliminin ötesinde karmaşık bir içsel ve çevresel ilişkilerin bir bütünüdür. Bu ilişkisel bağın içerisinde yok etmek olduğu kadar, düzen kurmak ve rahatlamak da vardır. Psikolojik bağlamda baktığımızda şiddet, insanın tehdit algısı, ahlaki üstünlük ihtiyacı ve aidiyet arzusuyla birlikte, ahlaki bir takım gerekçelerle bezenip meşrulaştırılıyor ve suçluluk duygusundan arındırılarak yeniden üretiliyor.
Kolektif Öfkenin Anonim Gücü
Toplumsal bağlamda ise meşrulaşan şiddet kolektif bir cezalandırma biçimine dönüşüyor. Bu kalabalığın içinde birey anonimleşiyor, sorumluluk silikleşiyor ve şiddet paylaşılıyor. Aynı cadı avlarında olduğu gibi; şiddet izleniyor, onaylanıyor ve tekrar üretiliyor. Artık ateşin etrafında toplanmasak da, ekranlarımızı başında benzer bir arınma ve rahatlama duygusunu yeniden yaşıyoruz. İnsan, tarih boyunca şiddeti yalnızca uygulayan değil ona anlam yükleyen, onu kutsayan ve onunla rahatlayan bir varlık olmuştur. Cadılar yakılmış bedenler yok edilmiş, bugün ise kimlikler ve yaşamlar dijital alandan silinmektedir. Değişen şey yalnızca yöntemlerdir, insanın yok etmeye duyduğu bu tanıdık arzu hep aynıdır.
Kaynakça
-
Berktay, F. (tarih yok). Avrupa’da Cadılık ve Cadı Avı: Çok Katmanlı bir Karanlık Tarihsel Olgu.
-
Hafize Öznur Erem, D. H. (2024). Sosyal Psikolojik Açıdan Linç Kültürü: İlişkili Olduğu Etmenler ve. Nesne-Psikoloji Dergisi, 111-130.
-
Hüseyin Güleç, M. T. (2012). Bir Kısır Döngü Olarak Şiddet. Dergipark, 112-135.
-
Kutlu, M. (2023). Sosyal Medyada Kitle Psikolojisi ve Linç Kültürü. Kritik İletişim Çalışmaları, 96-123.
-
TURAN, H. (2017). Sosyal Medya’da Şiddet: Sağduyunun Yitiminde Başkalık ve. Marmara İletişim Dergisi, 121-133.


