Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Okumadan mı Gezsek, Gezip De mi Okumasak?

Birçoğumuz ilkokul yıllarında bir test çözmüştür. Görsel öğrenme, işitsel öğrenme ve yaparak yaşayarak öğrenme şeklinde başlıkları olan ve sonucumuza göre bizi o kategorilere dahil eden testler hani. Gen Z için hayal meyal bir konsept. Hafızamızı biraz zorlarsak hatırlayabiliriz belki. Hatırlayamadıysak da önemli değil çünkü bu yazıda öğrenme çeşitleri ile ilgili bolca bilgi olacak. Psikolojik temeller göz önüne alındığında, bilgi kazanımı konusunda oldukça fazla tartışmalar yaşanmıştır. Hem de çok uzun süre boyunca. Hatta halk arasında “çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” sözü bu tartışmaların en kısa başlangıç cümlesi diyebiliriz. Ve bu cümle aslında modern psikolojinin “yaşantısal öğrenme” (experimental learning) ile “teorik kavrayış” (conceptual understanding) kavramları arasındaki dengeyi sorgular. Bilginin sadece zihinsel bir şema (schema) mı olduğu, yoksa çevresel bir etkileşimle mi şekillendiği sorusu; bilişsel psikolojiden nörobiyolojiye kadar geniş bir yelpazede karşılık bulur. Cevap elbette hala tartışmalı. Ve bu yazının sonunda da tartışmalı olmaya devam edecek. Biz biraz psikoloji bu konuda neler diyor, farklı alt alanlardan farklı fikirler nasılmış ona bakalım.

Bilişsel Esneklik ve Nöroplastisite: Gezmenin Nörolojisi

Gezmek, keşfetmek ve deneyimlemek bireyi yeni uyaranlara maruz bırakarak onu alışık olduğu bağlamdan çıkarır. Psikolojik açıdan bu, bireyin değişen çevre koşullarına uyum sağlama yeteneği olan bilişsel esneklik (Cognitive Flexibility) yetisini tetikler. Bireyin hayatta kalmak ve adapte olmak için, zihnini yorması gerekir. Nörobiyolojik açıdan, yeni ortamlar ve zenginleştirilmiş çevreler hipokampus bölgesinde nörojenezi (yeni nöron oluşumu) destekleyebilir (Gould ve ark., 1999). “Çok gezenin” bildiği şey, bilginin statik bir veri kümesi değil, dinamik bir problem çözme süreci olduğudur. Bu durum, duyusal entegrasyon yoluyla bilginin daha kalıcı hale gelmesini sağlar. Örnek verecek olursak; bir şehri roman olarak okumak sembolik bir öğrenmedir ancak o şehri yaşamak duyusal ve duygusal öğrenme oluşturur. Deneyimsel öğrenme kuramına göre, bilgi ancak somut yaşantı ve yansıtıcı gözlem aşamalarından geçerek gerçek bir kavrayışa dönüşür (Kolb, 1984).

Diğer açıdan ise çok okuyan kişi, bilişsel psikolojinin Derinlemesine İşleme Modeli (Levels of Processing) ile ilişkilendirilebilir. Okuma eylemi, bireyin fiziksel sınırlarının ötesine geçerek meta-bilişsel bir seviyeye ulaşmasını sağlar. Yani canlandırma ve zihinsel birleştirme gibi süreçlerden geçen kişi gerçek bilişsel seviyeye ulaşabilir diyebiliriz. Ve bilginin kalıcılığı, bilginin ne kadar “derin” işlendiğiyle doğru orantılıdır; bu da okuma sırasındaki yüksek muhakeme, analiz ve anlamlandırma süreçleriyle mümkün olabilir (Craik ve Lockhart, 1972).

Gezmek, keşfetmek ve deneyimlemek yatay bir genişleme (yeni yerler, yeni insanlar) sağlarken; okumak dikey bir derinleşme sağlar. Hepimizin bildiği gibi bir psikolog için “okumak”, başkasının iç dünyasına, tarihsel süreçlere ve soyut kuramlara erişim konusunda mükemmel bir araçtır. Bu, bireyin empati yeteneğini ve başkalarının zihinsel durumlarını anlama becerisi olan Zihin Kuramı (Theory of Mind) becerisini geliştirir (Mar ve ark., 2006). Okuyan kişi, gitmediği bir savaşın travmasını veya tatmadığı bir duygunun analizini zihninde simüle edebilir. Bu simülasyon, kişinin bilgiyi sentezleme sürecinde oldukça kritik bir rol oynar.

Kişilik Kuramları ve “Deneyime Açıklık”

Beş Faktör Kişilik Kuramı’nda (Big Five) yer alan Deneyime Açıklık (Openness to Experience) boyutu, bizim için başlangıç olarak kilit noktadır. Yüksek puan alan bireyler genellikle hem okumayı hem de gezmeyi birer “bilgi toplama aracı” olarak görürler. Ancak psikolojik araştırmalar göstermektedir ki; deneyime açık bireyler meraklarını hem entelektüel (okuma) hem de yaşantısal (gezme) alanlarda doyurmaya eğilimlidirler (McCrae ve Costa, 1997).

Asıl kilit nokta, bilginin kristalize zeka (crystallized) ve akıcı (fluid) zeka arasındaki konumunda yatar. Okumak, geçmiş deneyimlerden ve eğitimden elde edilen kristalize zekayı beslerken; yeni yerler görmek ve beklenmedik zorluklarla başa çıkmak, yeni problemleri çözme yeteneği olan akıcı zekayı aktif tutar (Cattell, 1963).

Sonuç

Psikolojik bir perspektifle baktığımız zaman “bilmek” eylemi ne yalnızca şehirlerde ne de yalnızca sayfalardadır. Bilmek, okuyarak inşa edilen şemaların gezerek devamlılık sağlayan bağlamında test edilme sürecindedir. Yalnızca okuyarak bilgi edinimi sağlayan birinin muhakeme yeteneği yüksektir elbette ancak kişi, anlamlandırma kısmında bilişsel bir çerçeveden yoksundur. Okumadan deneyimleyen biri, yani teorisyen, bilgiyi pratik gerçeklikten uzak bir yer olan zihin laboratuvarında saklıyor demektir.

Kaynakça 

  • Cattell, R. B. (1963). Theory of fluid and crystallized intelligence: A critical experiment. Journal of Educational Psychology.

  • Craik, F. I., & Lockhart, R. S. (1972). Levels of processing: A framework for memory research. Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior.

  • Gould, E., Reeves, A. J., Graziano, M. S., & Gross, C. G. (1999). Neurogenesis in the neocortex of adult primates. Science.

  • Kolb, D. A. (1984). Experiential Learning: Experience as the Source of Learning and Development. Prentice-Hall.

  • Mar, R. A., Oatley, K., Hirsh, J., dela Paz, J., & Peterson, J. B. (2006). Bookworms versus nerds: Exposure to fiction versus non-fiction, divergent associations with social ability, and the simulation of fictional social worlds. Journal of Research in Personality.

  • McCrae, R. R., & Costa, P. T. (1997). Conceptions and correlates of openness to experience. Handbook of Personality Psychology.

Ayşe Pelin Yaman
Ayşe Pelin Yaman
Psikoloji lisans eğitimini Ankara Medipol Üniversitesi’nde tamamlayan Ayşe Pelin Yaman, insan davranışlarını ve zihinsel süreçleri anlama konusuna ilgi duymuştur. Farklı sosyal gruplarla çalıştığı gönüllü projeler sayesinde hem teorik bilgisini pratiğe dönüştürme imkânı bulmuş hem de çok yönlü iletişim becerileri edinmiştir. Özellikle erken dönem gelişimi ve yetişkin psikolojisi konularına yoğunlaşarak bu alanlarda bilgi birikimini derinleştirmeyi ve bireylerin psikolojik iyi oluşuna katkı sunmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda bilimsel çalışmalara ve alan yazınına ilgi duymakta; araştırma temelli bir yaklaşımla mesleki bilgisini temellendirmeye özen göstermektedir. İlerleyen dönemlerde yüksek lisans yaparak uzmanlık alanını netleştirmeyi ve psikoloji alanında daha derinlemesine katkılar sunmayı planlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar