Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Sürekli Yanlış İnsanlara Çekiliyoruz?

Tekrarlayan İlişki Döngülerinin Psikodinamik ve Bağlanma Temelli Kökenleri

Birçok birey romantik ilişkilerinde benzer hayal kırıklıklarını tekrar tekrar yaşadığını ifade eder. Farklı kişiler, farklı koşullar ve farklı başlangıçlara rağmen ilişkinin gidişatı çoğu zaman tanıdık bir sonla noktalanır. Bu durum sıklıkla “yanlış insanları seçmek” şeklinde açıklansa da, psikolojik açıdan bu tekrarın rastlantısal olmadığı bilinmektedir. Tekrarlayan ilişki örüntüleri, bireyin erken dönem yaşantıları, bağlanma stilleri ve bilinçdışı süreçleriyle yakından ilişkilidir.

Psikanalitik kuramda Freud’un ortaya koyduğu tekrar zorlantısı (repetition compulsion) kavramı, bireyin geçmişte çözülmemiş çatışmaları farklı bağlamlarda yeniden yaşama eğilimini açıklar. Kişi, bilinçdışı düzeyde tanıdık olanı yeniden üretir; çünkü tanıdıklık, her ne kadar acı verici olsa da, belirsizliğe kıyasla daha güvenlidir. Bu bağlamda “yanlış” olarak nitelenen partnerler çoğu zaman bireyin çocukluk döneminde deneyimlediği ilişki dinamiklerini temsil eder.

Bağlanma kuramı da bu döngülerin anlaşılmasında önemli bir çerçeve sunar. Bowlby’nin çalışmaları ve sonrasında Ainsworth tarafından geliştirilen bağlanma stilleri, bireyin yakın ilişkilerde nasıl davrandığını açıklamaktadır. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, terk edilme korkusu nedeniyle duygusal olarak ulaşılması zor veya tutarsız partnerlere çekilebilirken; kaçınmacı bağlanma stiline sahip bireyler yakınlıktan kaçınan, duygusal mesafe koyan ilişkiler kurma eğiliminde olabilir. Bu eşleşmeler çoğu zaman yoğun bir çekimle başlar ancak uzun vadede tatmin edici olmaktan uzaklaşır.

Bu noktada önemli bir kavram da nesne ilişkileri yaklaşımıdır. Nesne ilişkileri kuramına göre birey, erken bakım verenleriyle kurduğu ilişkilerin içselleştirilmiş temsillerini yetişkinlikteki ilişkilerine taşır. Sevgiyle birlikte ihmal, ilgiyle birlikte eleştiri ya da yakınlıkla birlikte tehdit deneyimleyen bireyler için ilişki, çelişkili duyguların birlikte var olduğu bir alan haline gelir. Bu nedenle kişi, sağlıklı ve tutarlı ilişkileri sıkıcı veya “duygusuz” olarak algılayabilirken, yoğun iniş çıkışların olduğu ilişkileri daha çekici bulabilir.

Yanlış partner seçimlerinin bir diğer önemli boyutu şemalardır. Young tarafından tanımlanan erken dönem uyumsuz şemalar, bireyin kendisi, diğerleri ve dünya hakkındaki temel inançlarını oluşturur. Örneğin terk edilme şemasına sahip bir birey, terk edilme ihtimalinin yüksek olduğu ilişkileri bilinçdışı olarak seçebilir. Bu durum, şemanın doğrulanmasına hizmet eder; kişi, acı verici de olsa tanıdık olan inancını sürdürmüş olur. Böylece ilişki, iyileştirici bir deneyim olmaktan çok, mevcut şemanın yeniden sahnelendiği bir alan haline gelir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, bu döngülerin bilinçli tercihlerden ziyade otomatik ve öğrenilmiş tepkiler olmasıdır. Birey çoğu zaman “neden hep böyle oluyor?” sorusunu sorar ancak cevabı karşısındaki kişide arar. Oysa psikolojik açıdan belirleyici olan, bireyin ilişkiye hangi içsel beklenti, korku ve ihtiyaçlarla girdiğidir. Çekim olarak adlandırılan duygu, her zaman sağlıklı uyumu yansıtmaz; bazen sadece tanıdık bir duygusal atmosferin yeniden canlanmasıdır.

Bu döngüler kırılabilir mi? Klinik deneyimler ve araştırmalar, farkındalığın önemli bir başlangıç noktası olduğunu göstermektedir. Ancak yalnızca fark etmek çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü bu örüntüler, bireyin duygusal hafızasına ve bedensel tepkilerine yerleşmiştir. Psikoterapi süreci, bireyin bu örüntüleri güvenli bir ilişkide yeniden deneyimlemesine ve farklı bir duygusal sonuçla karşılaşmasına olanak tanır. Özellikle bağlanma temelli ve psikodinamik yönelimli terapiler, bu alanda etkili sonuçlar sunmaktadır.

Sonuç olarak, yanlış insanlara çekilmek basit bir şanssızlık ya da kötü seçim meselesi değildir. Bu durum, bireyin geçmiş deneyimleriyle şekillenen içsel dünyasının bir yansımasıdır. İlişkilerde tekrar eden acı verici döngüler, aslında iyileşmemiş yaraların sessiz bir çağrısıdır. Bu çağrıyı duymak ve anlamlandırmak, bireyin hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkilerde daha sağlıklı bir yönelim geliştirmesinin önünü açabilir.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. New York, NY: Basic Books.

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. New York, NY: Basic Books.

  • Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 18, pp. 1–64). London: Hogarth Press.

  • Holmes, J. (2014). John Bowlby and attachment theory (2nd ed.). London: Routledge.

  • Levy, K. N., Johnson, B. N., Clouthier, T. L., Scala, J. W., & Temes, C. M. (2015). An attachment theoretical framework for personality disorders. Canadian Psychology, 56(2), 197–207. https://doi.org/10.1037/cap0000025

  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change (2nd ed.). New York, NY: Guilford Press.

  • Schore, A. N. (2012). The science of the art of psychotherapy. New York, NY: Norton.

  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. New York, NY: Guilford Press.

İrem Yaşar
İrem Yaşar
İrem Yaşar, psikoloji lisansı ve klinik psikoloji yüksek lisans eğitimi aldı. Psikolojik içerikler üreterek bireylerin kendilerini ve ilişkilerini daha iyi anlamalarına katkı sunmayı hedefliyor. Özellikle şema terapi, kişilik dinamikleri ve toplumsal psikoloji alanlarına ilgi duyan İrem, sosyal medya üzerinden yürüttüğü içerik serileriyle kendine ait bir okuyucu kitlesi oluşturmuş durumda. İçeriklerinde hem bilimsel temellere hem de duygusal derinliğe yer vererek psikolojiyi herkes için anlaşılır ve dokunaklı kılmayı amaçlıyor. Aynı zamanda yazı üretme sürecini bir tür içsel keşif alanı olarak görüyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar