Adam yaşama sevinci içinde masaya anahtarlarını koydu. Bakır kaseye çiçekleri yerleştirdi; sütünü, yumurtasını da ekledi. Pencereden gelen ışığı, bisiklet sesini, çıkrık sesini, ekmeğin havanın yumuşaklığını masaya koydu. Adam, aklında olup bitenleri de masaya yerleştirdi. Ne yapmak istiyordu hayatta? İşte onu da koydu. Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu; onları da masaya ekledi. Üç kere üç dokuz ederdi; adam dokuzu masaya koydu. Pencere yanındaydı, gökyüzü de yanında. Uzandı masaya, sonsuzu koydu. Bir bira içmek istiyordu kaç gündür; masaya biranın dökülüşünü de ekledi. Uykusunu, uyanıklığını, tokluğunu ve açlığını da koydu. Masa da masaymış ha; bana mısın demedi bu kadar yüke. Bir iki sallandı, durdu. Adam ha babam koyuyordu.
Edip Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” şiiri, hayatın içinden psikolojik imgeler barındıran, insanın hayatında anlam arayışını ve kimlik inşasını içsel bir konuşma şeklinde aktarmaktadır. Şair, hayatın içinden çok gündelik bir nesne olan masayı kullanarak, bireyin kendi benlik algısı ve çevre ilişkileri ile kurduğu içsel arayışı anlatmaktadır. Masa, hayatın kendisi ve kişinin benliğidir. Masanın dağınık ve yüklü oluşu, adamın yaşamını ve içsel durumunu temsil etmektedir. Dağınık olmasını, şiirde masaya koyduğu soyut ve somut imgelerden çıkarabiliriz. “Adam yaşama sevinci içinde masaya anahtarlarını koydu” ifadesinde, yaşama sevinci olmazsa masanın yani hayatın bir anlamı olamayacağı vurgulanmaktadır. Buradaki yaşam unsurları, hayattaki deneyimlerin bir yansımasıdır. Masadaki eşyalar, kişinin deneyimleri, pişmanlıkları ve umutlarıdır; kısacası benliğini oluşturan yapı taşlarıdır.
İnsan benliği, değişmez bir yapı olmamakla birlikte sabit bir şekilde ilerlemez. Aslan (2013), bireyin mutlu bir yaşam sürmesinin, önce kendisini sonra çevresinin olumlu yansımalarını kabullenmesi ile mümkün olacağını belirtmiştir. Aynı şekilde, Özen ve Gülaçtı (2010) yaptıkları çalışmada benlik kavramının ilk kez psikolog William James’e ait olduğunu ifade etmişlerdir. James’e göre benlik, bireyin kendisine ait her şeyin bütününü tanımlamakta ve “bilen benlik” ile “bilinen benlik” olmak üzere iki yapıya sahiptir. Bu iki yapı birbirleriyle entegredir ve aynı benlik deneyiminin özne ve nesne olarak farklı şekilde yansımalarıdır (James, 1963 akt., Özen ve Gülaçtı, 2010). McAdams’a (2010) göre, kişilik sadece özelliklerden ibaret olmayıp, bireylerin yaşanılanı yeniden kurgulayıp geleceği hayal ederek kendilerine “anlatısal bir kimlik” oluştururlar. “Anlatısal kimlik”, bu şiir ile uyumlu bir kavramdır çünkü kişiliğin üçüncü ve en kapsamlı katmanı olarak ele alınmıştır (McAdams, 2010). İnsanların hayat hikayeleri, nasıl ve kim olduklarını, gelecekte nerede olacaklarını açıklayan içselleştirilmiş deneyimsel bir bütünlüktür.
Dizelerde de görüldüğü üzere, adamın masaya yaşamının unsurlarını koyması, aslında bireyin kendi hayatını gözden geçirmesi ve anlamlandırmaya çalışmasını kapsar. Bu durum, psikolojik olarak bireyin yaşadıklarını farkına varma ve hayatına aldığı her şey için anlam aradığını gösterir. Masaya koydukları, adamın yaşam boyunca biriktirdiği deneyimleri, anıları ve değerleri; benliğinin parçalarını oluşturur. Birey, yaşadığı olayları ve duygusal tepkilerini masaya koyarak, yaşamını bir bütün olarak değerlendirme fırsatı bulur. Bu açıdan bakıldığında benlik, bireyin hayatı boyunca biriktirdiği deneyimlerin dinamik bir şekilde yorumlandığı bir süreç olarak düşünülebilir. Kişi, yaşadıklarını pasif bir şekilde gözlemlemez; aynı zamanda onları anlamlandırarak kendilik algısını inşa etmeye çalışır. Yukarıda da bahsedildiği gibi William James’in benlik kavramı (bilen benlik ve bilinen benlik) ile bakıldığında, bireyin hem yaşamını gözlemleyen hem de deneyimleyen olduğunu bu şiir ile görmekteyiz. Dizelerde masanın hayatı ve kişinin benliğini, masaya konanların hayattaki somut ve soyut deneyimleri, masadakilerin birikmesi ise benlik inşasını temsil etmektedir. Bu şekilde bakıldığında, şiirin bütünü bize bireyin benlik gelişimini ve yaşam anlatısını göstermektedir.
Son dize “Adam ha babam koyuyordu” bize, kişilerin yaşam boyunca kendilerine özel benlik anlatısını oluşturmaya devam ettiğini ve bu benliğin tamamlanan ve değişmeyen değil, sürekli yazılan dinamik bir hikaye olduğunu gösterir.


