Pazar, Mayıs 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kurban Psikolojisi ve Öğrenilmiş Çaresizlik

Bazı insanlar hayatlarında tekrar eden bir döngü içinde sıkışmış gibi hissederler. Ne kadar çabalasalar da bir şeylerin değişmediğini, hatta değişmeyeceğini düşünmeye başlarlar. Zamanla bu düşünce yalnızca bir yorum olmaktan çıkar, kişinin kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkinin temelini belirleyen bir inanca dönüşür. Psikolojide bu durum çoğu zaman öğrenilmiş çaresizlik kavramı ile açıklanır. Seligman’ın deneylerinden hareketle geliştirilen bu kavram, bireyin kontrol edemediği olumsuzluklara uzun süre maruz kalması sonucunda, aslında kontrol edebileceği durumlarda bile pasif kalmaya başlamasını ifade eder.

Bu noktada “kurban psikolojisi” dediğimiz yapı da benzer bir zemin üzerinde şekillenir. Kişi yaşadığı olayları sürekli dışsal faktörlerle açıklamaya başlar ve kendi etkisini giderek daha az görür. Bu durum ilk başta bir korunma mekanizması gibi çalışıyor olabilir; çünkü sorumluluğu dışarıya atmak kısa vadede kişiyi rahatlatır. Ancak uzun vadede bireyin kendi yaşamı üzerindeki etkisini tamamen görmezden gelmesine neden olur.

Diane Zimberoff’un Kurban Tuzağından Kurtulmak kitabında da bu döngü oldukça net bir şekilde ele alınır. Kitapta özellikle insanların “kurban–kurtarıcı–zorba” rolleri arasında gidip gelen ilişkisel döngüler içinde sıkışabildiği anlatılır. Kurban rolü burada sadece pasif bir pozisyon değil, aynı zamanda fark edilmediğinde kişinin hayatını şekillendiren bir kimliğe dönüşür. Kişi sürekli olarak haksızlığa uğradığını düşünür, ancak aynı zamanda bu döngüyü kıracak adımları atmakta zorlanır.

Öğrenilmiş çaresizlik burada önemli bir temel oluşturur. Çünkü kişi bir süre sonra sadece olayların değil, kendi davranışlarının da sonuçsuz kaldığına inanmaya başlar. Bu inanç yerleştikçe deneme davranışı azalır, motivasyon düşer ve pasiflik artar. Bu durumun depresif belirtilerle ilişkili olabileceği Abramson, Seligman ve Teasdale (1978) modelinde de vurgulanmaktadır. Martin Seligman’ın çalışmaları, kontrol edilemeyen olumsuz deneyimlerin bireyde umutsuzluk ve öğrenilmiş pasiflik geliştirebildiğini ortaya koymaktadır.

Kurban psikolojisini zorlaştıran şeylerden biri de bunun her zaman bilinçli bir seçim olmamasıdır. Çoğu zaman kişi gerçekten kendini çaresiz hisseder. Özellikle çocukluk döneminde sürekli eleştirilen, görülmeyen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerde bu yapı daha kolay gelişebilir. Çünkü kişi erken dönemde “ne yaparsam yapayım sonuç değişmiyor” deneyimini içselleştirir.

Bu döngünün en kritik noktası farkındalık kısmıdır. Kişi yaşadığı şeyleri sadece dış koşullar üzerinden değil, kendi seçimleri ve tepkileri üzerinden de görmeye başladığında bir kırılma yaşanabilir. Bu kırılma her şeyi bir anda değiştirmez ama en azından “hiçbir şey değişmez” inancını sorgulatır. Küçük de olsa kontrol alanı olduğunu fark etmek, öğrenilmiş çaresizliğin en önemli karşı hamlesidir.

Bu noktadan sonra psikolojik müdahale sürecinde hedef, bireyin pasif konumdan çıkarak yeniden “etki edebilir” bir pozisyona geçmesini desteklemektir. Bilişsel olarak kişinin “ben yapamam”, “ne yapsam değişmez” gibi otomatik düşüncelerini fark etmesi ve bunları daha gerçekçi alternatiflerle yeniden değerlendirmesi önemli bir adımdır. Davranışsal düzeyde ise küçük ve ulaşılabilir hedeflerle yeniden deneme davranışının başlatılması, kişinin kontrol algısını güçlendirebilir.

Ayrıca kurban rolünü sürdüren ilişki örüntülerinde sınır koyma becerilerinin geliştirilmesi de oldukça kritik bir noktadır. Kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, bu ihtiyaçları ifade edebilmesi ve gerektiğinde “hayır” diyebilmesi, döngünün kırılmasında koruyucu bir işlev görür. Bu süreç çoğu zaman kolay değildir çünkü kişi uzun süre bu rol üzerinden ilişkiler kurmuş olabilir; ancak terapötik süreç bu noktada güvenli bir alan sağlar.

Sonuç olarak kurban psikolojisi ve öğrenilmiş çaresizlik, yalnızca teorik kavramlar değil; bireyin düşünme biçimini, ilişki kurma şeklini ve kendilik algısını doğrudan etkileyen dinamiklerdir. Bu örüntülerin çözümünde temel amaç, bireyin yaşantıları üzerindeki etkisini yeniden fark etmesini sağlamak ve kontrol algısını kademeli olarak güçlendirmektir. Terapi sürecinde bilişsel yeniden yapılandırma, davranışsal aktivasyon ve sınır koyma becerilerinin geliştirilmesi bu döngünün kırılmasında önemli rol oynar. Böylece birey, kendisini sadece olayların pasif bir alıcısı olarak değil, yaşamı üzerinde yeniden söz sahibi olabilen bir özne olarak deneyimlemeye başlar.

Duygu Erman
Duygu Erman
Duygu Erman, İzmir Ekonomi Üniversitesi %100 İngilizce Psikoloji Bölümünden 2025 yılında mezun olmuştur. Klinik psikoloji ve nöropsikoloji arasında köprü kurmayı amaçlayan Erman, bitirme tezinde kişilik özelliklerinin tehdit anındaki davranışlara etkisini araştırmıştır. Çocuk ve ergen psikolojisi ile mindfulness terapi tekniklerine ilgi duyan Erman, özel danışmanlık merkezinde ve devlet hastanesinde edindiği deneyimlerle mesleki yolculuğunu şekillendirmiştir. Yazılarında nöropsikolojik ve klinik konuları herkes için anlaşılır kılmayı hedefleyen Erman, Psychology Times Türkiye bünyesinde bu doğrultuda içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar