Salı, Ağustos 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçsel Huzursuzluk Çağı

Gündüzler, geceler, kalabalıklar, yalnızlıklar… Artık koşullar fark etmeksizin yakalandığımız o hal: iç sıkıntısı.

Bir yazımda kaygının adını koymak, o kaygıyı %30 hafifletir bilgisinin yazmış çok sayıda şaşkınlıklarını belirten dönüt almıştım. Mesajların birinde şöyle yazıyordu: “Adını koyamadığımız, ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız duyguları nasıl hafifleteceğiz?”

Siz de bildiniz değil mi o hali? Kimi zaman hava bulutluyken, kimi zaman toplulukta, kimi zaman uyumadan önce hissedilir sıkışmışlık hali. Akılda tek bir düşünce dönmeye başlar, zaten öleceğiz neden yaşıyoruz ki? Bu sorunun konforlu/konforsuz yaşam ile bir ilgisi yoktur. Yaşamın içindeki yaşamak ile ilgisi vardır. Eric Fromm bu duruma “Yaşanmamış yaşamlar dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelidir.” (Fromm, ts) ciddiyetiyle yaklaşıyor. Herkes için biricik bahşedilmiş yaşamlar, yaşanmamış hale gelirken kişinin iradesi ve seçimleri devreye giriyor. Teknoloji ile geçirilen vakit, aile ve arkadaşlık bağları, sorumluluk bilinci, hobiler, fobiler… İmkânlar dâhilinde geri tepilen yüzlerce seçeneğe karşın sitemkâr bir hiçlik savunuculuğu ile baş başa kalınmış iç sıkıntısı öyküleri artık galip geliyor.

Neden modern insanın hayatı kolaylaştıkça, iç dünyası zorlaşıyor? Depresyon, ilk akla gelen cevap oluyor. Elbette depresyon tek bir nedenle ve bir anda ortaya çıkmaz. Biyolojik, genetik, psikolojik ve hatta metabolizmanın karmaşıklığının ortaya çıkmasıyla ortaya çıkar. DSM-5’e göre tüm tanı kriterleri karşılandığından bu sürecin en az 2 hafta sürmesi gerekir. Fakat iç sıkıntısı denilen hal bazen bir gecede sonlanır. Diğer cevap, kaygı. İnsan nedir sorusunun cevabı birkaç damla kan ve bin endişe ile tarif edilir. (Şirazi, 1257) Kaygı bizim kimyamızda vardır, kontrolden çıktığında zihin ve beden sürekli alarm döngüsüne geçer; bu durum odaklanmayı zorlaştırabilir. Ataklara veya kronik yorgunluğa yol açabilir fakat yine de iç sıkıntısını da direkt işaret etmez. Diğer cevaplarda; tükenmişlik, anlamsızlık ve yalnızlık oluyor. Son 30 yıldır depresyon ve anksiyete için ciddi bir artış söz konusudur. Dünya çapında yaklaşık 273 milyon kişi anksiyete ile yaşarken, yaklaşık 322 milyon insan depresyonla yaşamaktadır. Tüm bu verilere bakılacak olursa üretkenliğin önüne geçen iç sıkıntısının doğrudan depresyon ve anksiyete ile ilişkisi olsaydı, yaşam dururdu. Adı konulamayan bu durum tasavvufta “Kabz Hali” olarak tanımlanmış. Modern psikoloji ile; otomatik pilot, anlamsızlık hissi, anksiyete, depresyon, dopamin döngüsünde versiyonlarını keşfetmeye çalıştığımız durum sadece kimyasal değildir. İnsan bazen de yönsüz kaldığı için çöküşe geçer.

Hareket halindeki bir hedef vurulamaz. Boş kalındığında, yaşam için bir amaç belirlenmediğinde, soyut ya da somut herhangi bir şey üretilmediğinde, son zamanlar dillerde yaygınlaşan overthink/sürekli düşünülmeye başlandığında zihin kendi içine doğru çökmeye başlar. Fakat spor yapan, çalışan, üreten, öğrenen, mücadele eden, bir hedefe yönelen insan zihni çok daha dirençli hale gelir. 250 kiloluk bir mermiyi kimse kaldırmaz. Fakat 1915’de Çanakkale Savaşı’nda Seyit Onbaşı kaldırmıştı. Ertesi gün hatıra fotoğrafı çektirmek için Seyit Onbaşı’dan aynı mermiyi kaldırması istendiğinde Seyit Onbaşı büyük bir çaba göstermesine rağmen yine de kaldıramamıştır. Tahta bir mermi ile fotoğrafı çekilmiştir. Bu olay isteğin ve anlamın gücünün kanıtıdır. Bir amaç belirlediğinizde, mevcut gücünüze başka güç ve yetenekleriniz takviye olur. Bunun için gereken şey, amaç belirlemek ve onu istemektir. Sayısız anlamın olduğu çağda yörüngenizi bulmakta zorluk yaşayabilirsiniz. O halde alanınızı daraltıp orada aramayı deneyin. Viktor Frankl, kurucusu olduğu Logoterapi (Anlam Odaklı Terapi) yaklaşımında hayatın anlamını bulmayı 3 temel yola indirgiyor.

  1. Bir Eser Yaratmak veya Bir İş Yapmak
  2. Bir Şeyi Deneyimlemek veya Biriyle Bağ Kurmak
  3. 3- Kaçınılmaz Acılara Karşı Takınılan Tavır

Dünya için somut bir katkı sağlamak. Varlığınız sona erdiğinde sizden bir izin hala sürmesi; proje, ev, masa bile olabilir. Yani bir görev üstlenmek.

Bir müzik aleti çalmak ya da spor dallarından kendinizin yatkın olduğunu keşfetmek. Başka bir insan karşı sevgi, empati ve şefkat duyguları besleyip bunu paylaşmak.

Değiştirilemez trajik durumlara karşı acıyı yaşamak, eşlik etmek ve durumdan çıkarım yapmak.

İç sıkıntısı, içsel dönüşümün başlangıcıdır. Psikolojik olarak bilişsel dönüşüm eşiğidir. Ve iç sıkıntısının sonrasında iki sonuçtan biri doğar, karamsarlık ya da içsel dönüşüm. Her kışın baharı, her gecenin sabahı vardır.

İlayda Sakmaz
İlayda Sakmaz
Psikolog İlayda Sakmaz, psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra mesleki çalışmalarını psikoterapi alanında sürdürmektedir. Oyun terapisi, çocuk ve ergenlerle bireysel terapi ile yetişkinlere yönelik bireysel terapi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Kaygı, stres, özgüven, iletişim becerileri ve somatizasyon alanlarında uzmanlaşmıştır. Psikolojinin gündelik yaşamda karşılık bulan yönlerini görünür kılmayı amaçlayan Sakmaz; insan ilişkileri, benlik güçlendirme ve ruhsal farkındalık üzerine yazılar kaleme almakta, aynı zamanda sosyal medyada psikoloji odaklı içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar