Pazar, Mayıs 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçsel Huzursuzluk Çağı

Gündüzler, geceler, kalabalıklar, yalnızlıklar… Artık koşullar fark etmeksizin yakalandığımız o hal: iç sıkıntısı.

Bir yazımda kaygının adını koymanın, o kaygıyı %30 hafifletebileceğine dair aldığım dönütler oldukça şaşırtıcıydı. Mesajlardan birinde şöyle yazıyordu: “Adını koyamadığımız, ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız duyguları nasıl hafifleteceğiz?” Siz de o hali biliyorsunuz değil mi? Kimi zaman hava bulutluyken, kimi zaman kalabalık bir ortamda, kimi zaman da uyumadan önce hissedilen sıkışmışlık hali. Akılda tek bir düşünce dönmeye başlar: “Zaten öleceğiz, neden yaşıyoruz ki?” Bu sorunun konforlu ya da konforsuz yaşam ile bir ilgisi yoktur; yaşamın içindeki yaşamak ile ilgisi vardır. Eric Fromm, bu duruma “Yaşanmamış yaşamlar dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelidir.” (Fromm, ts) ciddiyetiyle yaklaşmaktadır. Herkes için biricik bahşedilmiş yaşamlar, yaşanmamış hale gelirken kişinin iradesi ve seçimleri devreye giriyor. Teknoloji ile geçirilen vakit, aile ve arkadaşlık bağları, sorumluluk bilinci, hobiler, fobiler… İmkânlar dâhilinde geri tepilen yüzlerce seçeneğe karşın, sitemkâr bir hiçlik savunuculuğu ile baş başa kalınmış iç sıkıntısı öyküleri artık galip geliyor.

Neden modern insanın hayatı kolaylaştıkça, iç dünyası zorlaşıyor? Depresyon, ilk akla gelen cevap oluyor. Elbette depresyon tek bir nedenle ve bir anda ortaya çıkmaz. Biyolojik, genetik, psikolojik ve hatta metabolizmanın karmaşıklığı ile ortaya çıkar. DSM-5’e göre, tüm tanı kriterleri karşılandığında bu sürecin en az 2 hafta sürmesi gerekir. Ancak iç sıkıntısı denilen hal bazen bir gecede sonlanır. Diğer bir cevap ise kaygıdır. İnsan nedir sorusunun cevabı birkaç damla kan ve bin endişe ile tarif edilir. (Şirazi, 1257) Kaygı, bizim kimyamızda vardır; kontrolden çıktığında zihin ve beden sürekli alarm döngüsüne geçer ve bu durum odaklanmayı zorlaştırabilir. Ataklara veya kronik yorgunluğa yol açabilir, fakat yine de iç sıkıntısını direkt işaret etmez. Diğer cevaplar arasında tükenmişlik, anlamsızlık ve yalnızlık da yer alıyor. Son 30 yıldır depresyon ve anksiyete için ciddi bir artış söz konusudur. Dünya çapında yaklaşık 273 milyon kişi anksiyete ile yaşarken, yaklaşık 322 milyon insan depresyonla yaşamaktadır. Tüm bu verilere bakıldığında, üretkenliğin önüne geçen iç sıkıntısının doğrudan depresyon ve anksiyete ile ilişkisi olsaydı, yaşam dururdu. Adı konulamayan bu durum tasavvufta “Kabz Hali” olarak tanımlanmıştır. Modern psikoloji ile; otomatik pilot, anlamsızlık hissi, anksiyete, depresyon ve dopamin döngüsünde versiyonlarını keşfetmeye çalıştığımız durum sadece kimyasal değildir. İnsan, bazen yönsüz kaldığı için çöküşe geçer.

Hareket halindeki bir hedef vurulamaz. Boş kalındığında, yaşam için bir amaç belirlenmediğinde, soyut ya da somut herhangi bir şey üretilmediğinde, son zamanlarda yaygınlaşan overthink (sürekli düşünme) durumunda zihin kendi içine doğru çökmeye başlar. Ancak spor yapan, çalışan, üreten, öğrenen ve bir hedefe yönelen insan zihni çok daha dirençli hale gelir. 250 kiloluk bir mermiyi kimse kaldıramaz. Ancak 1915’te Çanakkale Savaşı’nda Seyit Onbaşı bu mermiyi kaldırmıştır. Ertesi gün hatıra fotoğrafı çektirmek için aynı mermiyi kaldırması istendiğinde, Seyit Onbaşı büyük bir çaba göstermesine rağmen yine de kaldıramamıştır; tahta bir mermi ile fotoğrafı çekilmiştir. Bu olay, isteğin ve anlamın gücünün kanıtıdır. Bir amaç belirlediğinizde, mevcut gücünüze başka güç ve yetenekleriniz takviye olur. Bunun için gereken şey, amaç belirlemek ve onu istemektir. Sayısız anlamın olduğu çağda yörüngenizi bulmakta zorluk yaşayabilirsiniz. O halde alanınızı daraltıp orada aramayı deneyin. Viktor Frankl, kurucusu olduğu Logoterapi (Anlam Odaklı Terapi) yaklaşımında hayatın anlamını bulmayı üç temel yola indirgiyor:

  1. Bir eser yaratmak veya bir iş yapmak
  2. Bir şeyi deneyimlemek veya biriyle bağ kurmak
  3. Kaçınılmaz acılara karşı takınılan tavır

Dünya için somut bir katkı sağlamak, varlığınız sona erdiğinde sizden bir iz bırakması; proje, ev, masa bile olabilir. Yani bir görev üstlenmek. Bir müzik aleti çalmak ya da spor dallarından kendinizin yatkın olduğunu keşfetmek. Başka bir insanla karşılıklı sevgi, empati ve şefkat duyguları besleyip bunu paylaşmak. Değiştirilemez trajik durumlara karşı acıyı yaşamak, eşlik etmek ve durumdan çıkarım yapmak.

İç sıkıntısı, içsel dönüşümün başlangıcıdır. Psikolojik olarak bilişsel dönüşüm eşiğidir. İç sıkıntısının sonrasında iki sonuçtan biri doğar: karamsarlık ya da içsel dönüşüm. Her kışın baharı, her gecenin sabahı vardır.

İlayda Sakmaz
İlayda Sakmaz
Psikolog İlayda Sakmaz, psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra mesleki çalışmalarını psikoterapi alanında sürdürmektedir. Oyun terapisi, çocuk ve ergenlerle bireysel terapi ile yetişkinlere yönelik bireysel terapi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Kaygı, stres, özgüven, iletişim becerileri ve somatizasyon alanlarında uzmanlaşmıştır. Psikolojinin gündelik yaşamda karşılık bulan yönlerini görünür kılmayı amaçlayan Sakmaz; insan ilişkileri, benlik güçlendirme ve ruhsal farkındalık üzerine yazılar kaleme almakta, aynı zamanda sosyal medyada psikoloji odaklı içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar