Eş Seçiminde Baba Figürü
Hayatımızda yer edindiğini fark etmediğimiz bazı klişeler vardır. Bazen bu klişelere farkında olmasak da öyle inanırız ki kendimize rol edindiğimizi anlayamayabiliriz. Sonuçta duyduklarımız inandıklarımızı, inançlarımız ise hayatımızı etkiler.
Aşina olduğumuz bu klişe sözlerden bazıları şunlardır:
“Babalar kızlarına aşıktır.”, “Bir kızın ilk aşkı babasıdır.”,
“Annelerin kaderi, kızların çeyizidir.”, “Kızlar babaları gibi erkekleri sever.”
Muhtemelen hepsi farkında olmasak da bir yerlerden duyduğumuz sözlerdir.
Peki bu sözler gerçekten doğru mu? Yoksa toplumun insanlara bilinçsizce empoze ettiği inançlardan mı sadece?
Elbette ki anne ve baba figürlerinin etki alanı hayatımızda oldukça büyüktür. İlk kelimelerimizden ilk duygularımıza, ilk düşüncelerimizden ilk ilişkilerimize kadar birçok şeyin ilkini aile ortamımızda öğreniriz.
Anne, baba ve anne ile baba arasındaki ilişki bizim temel öğreticilerimizdir. Yaşamımızda kurduğumuz ilk ilişki anne ile aramızda olan bağdır. Anne ile bebek arasındaki ilişkinin henüz doğmadan yani anne karnında başladığı bilinen bir gerçek olsa da aslında baba ile bebek arasındaki ilişki de aynı zamanlarda başlayabilmektedir.
Yapılan bazı araştırmalar, babanın bebekle anne karnındayken konuşmasının, şarkı söylemesinin ve sevmesinin aralarındaki bağlanmayı doğumdan önce güçlendirdiğini söylemektedir.
Baba Kompleksi Mi? Yoksa Bağlanma Mı?
Bir bebeğin hayatında tanıdığı ilk kadın figür annesi ve ilk erkek figür ise babasıdır. Tabii her anne baba kişiliği ve her aile dinamiği farklı işlemektedir. Tek ebeveynli aileler, boşanmış ebeveynler, ihmalkâr veya baskıcı anne baba rolleri gibi unsurlar da çocuğun yaşamı üzerinde etkili olabilecek farklı durumlardır.
Psikanalitik bir bakış açısı ile yaklaşacak olursak Freud, kız çocuklarının babalarına olan düşkünlüğüne “Elektra kompleksi” ismini vermiştir. Elektra kompleksine göre Freud, babanın kızı için ideal erkek figürü hâline gelmesidir.
Böylece kız çocuğu gelecekte kuracağı romantik ilişkilerinde de bilinçdışı bir şekilde babasına benzeyen partner figürlerine yönelme eğilimi gösterebilir.
Diğer bir yandan psikolojik olarak içselleştirilen baba figürü, partner seçiliminde ideal bir referans noktası olabilir. Kız çocuğu babasından gördüğü davranışlar üzerinden erkekler için genelleştirilmiş bir şablon geliştirebilir.
Bağlanma stilleri de partner seçilimini etkileyen önemli bir diğer unsurdur.
Geçmişte baba-kız arasında geliştirilen bağlar, gelecekte sürdürülecek olan ilişki bağları üzerinde de önemlidir. Güvenli bağlanma stiline alışkın olan birey, partnerinden de bu yörüngede davranışlar bekleyebilmektedir.
Güvensiz bağlanma stiline sahip olan birey ise tam tersi bir biçimde, bilinçli olarak farkında olmasa da zararlı ve kaoslu partnerler arayışında olabilmektedir.
Geçmişte kurduğumuz bağlar ile hayatımızda yer verdiğimiz kişiler, bize öğrettikleri deneyimler ile bilinçli tercihimiz olmasa da yaşamımıza yön verirken etkili rol oynamaktadır.
Partner Seçiminde Aile Etkisi
İstem dışı olarak çocuklukta edindiğimiz baba imgesi, bizim erkeklere bakış açımızı, yaklaşımımızı ve onlarla kurduğumuz ilişkiyi etkileyebilmektedir.
Bilinçdışı düzeyde baba figürümüz ile kurduğumuz ilişki dinamiklerini ve bağlanma stillerini partner seçimimize taşıyabiliriz. Ayrıca anne ve babamızın kendi aralarında kurdukları ilişki de bizim tanık olduğumuz ilk romantik bağ stili olduğu için, gelecekte kendi romantik partnerlerimiz ile kuracağımız ilişkilerde rol model olabilmektedir.
Sonuç olarak, “Kızlar babaları gibi erkekleri sever.” ifadesi tümüyle doğrulanabilir bir yargı değildir. Baba figürü ve aile içerisinde yürütülen ilişki dinamikleri her ne kadar davranışlarımız üzerinde bilinçdışı düzeyde önemli bir etkiye sahip olsa da tek başına yeterli bir faktör değildir.
Bireyin romantik eş seçiminde etkili olan unsurlar; inançları, çevresi, kültürel etkenleri, kişiliği, davranış eğilimleri ve sonrasında edindiği ilişki tecrübeleri gibi pek çok faktörle ilişkilendirilebilir.
Çocuklukta kurduğumuz inanç sistemleri ve ilişki stillerini anlamak; hem kendimizi hem de gelecekteki romantik partnerlerimizi daha iyi anlamamıza ve ilişkilerimizdeki hatalı davranışlarımızı düzeltebilmemiz adına bize yardımcı olabilir.
Bireyin tüm yaşam öyküsü etkili bir unsur olsa da sahip olduğumuz baba figürü de yaşamımızdaki seçimlerimize yön verebilmektedir.
Sonuç olarak kızlar belki babaları gibi erkekleri sevmeyebilir ama farkında olmadan benzer kişilikte bireyleri hayatlarına da çekebilmektedir.
Fakat alışılmış ilişki dinamiklerimiz ve sahip olduğumuz baba karakterimiz ile olan bağlanmamız çoğu zaman değiştirilemez gibi görünse de değişim her zaman mümkündür.
Seçimlerimizde etkili olabilecek en önemli unsur farkındalık düzeyimiz ve bakış açımızdır. “Kendi” yaşamımıza, “kendi” kararlarımız ile yön verdiğimiz sürece hayatımızın gidişatı üzerindeki sorumluluğu üstlenebiliriz.
Böylece “Ben böyle geldim böyle giderim. Yapacak bir şey yok. Kaderim böyleymiş.” diyerek kendimizi kurbanlaştırmamış ve sorumluluğu başkalarına (çoğu zaman da geçmişimize veya ebeveynlerimize) atarak durumu çaresizleştirmemiş oluruz.
“Benim hayatım. Benim kararlarım ve benim sorumluluğum.” inancı bizi bilinçli davranışlarla birlikte pişmanlıklardan ve keşkelerden uzak, “iyi ki” ifadesine yakın bir yaşam sürdürmemize yardımcı olabilir.


