Bazı çocukların, etraflarını merak duygusuyla değil; dikkatle izlediğini fark ederiz. Komşunun hangi saatte ne sesi çıkardığını, kapıların hangi şekilde kapatıldığını, arkadaşlarının konuşurken nerelerde yükseldiğini genelde bilirler. Bu çocuklar için dünya keşfedilecek bir yerden ziyade, kontrol etmesi gereken ihtimaller denizidir.
Son zamanlarda üstünde durduğum bu konunun aslında bir karşılığı olduğunu fark etmemiştim. Dramatik bir geçmişe sahip olunmasa bile sürekli izleniyormuş gibi hissetmenin getirdiği tanımlanamayan bir gerginlik hissinin aslında yalnızca bana özel değil, büyük bir kesime hitap eden bir deneyim olduğunu fark ettim.
Bu sürekli tetikte olma halini psikoloji hipervijilans olarak adlandırır. Ortada gerçek herhangi bir tehdit olmamasına rağmen bedenin ve zihnin kendisini tehlike beklentisine sokması şeklinde açıklanabilir. Başta zararsız gözüken bu deneyim, zamanla kendini devamlı ‘izleniyormuş’ algısına bırakabilir.
Öngörülemez Bakım Veren ve Güven Arayışı
Peki bir çocuk neden kendi halinde kalmak yerine, devamlı görünüyormuş gibi yaşamayı tercih eder? Herhangi bir kimsenin sürekli bu yönde hissetmesi çoğu zaman tek bir andan değil, tekrarlayan ilişkisel deneyimlerden ve onların getirdiği sonuçlardan doğar. Çocuklar, öngörülemez bir bakım verenle büyürse; duygularının onlar tarafından nasıl karşılanacağını kestiremez. Görülmek deneyimi, hataların dikkat çektiği; başarıların geçiştirildiği bir ortamda güvenilir bir deneyim olarak görülmeyebilir.
Bu tür performansa bağlı kabuller, çocuk zihninde gizli bir eşleşme kurabilir: dikkat her zaman güvenli olmayabilir. Kişi, dikkat çekmenin her şekilde sıcak bir temasla sonuçlanmadığını fark ettiğinde; zamanla görünürlük konusuna daha temkinli yaklaşır. Hangi davranışların daha fazla dikkat çektiğini, hataların ortamın havasını nasıl değiştirdiğini zamanla sessiz bağlar kurarak keşfeder. Bu sürecin sonunda görünür olmak, anlaşılma ihtimalinden çok fark edilme olasılığıyla ilişkilendirilir. Ve fark edilmek artık rahatlatıcı bir kavram olmaktan çıkar.
Dış Gözden iç Eleştirmene Dönüşüm
Zaman geçtikçe bu kavram yalnızca dışarıdan gelen bir bakışa ya da söze bağlı kalmaz. Bir zamanlar evin içinde dolaşan gözler, şimdi çocuğun zihninde de var olmaya başlar. Çocuk artık sadece etrafındaki insanların düşüncelerini tahmin etmeye çalışmakla kalmaz, kendi iç sesini de benzer şekilde onunla iletişim kurdurmaya çalışır. Bu noktada bir zamanlar dışarıdan gelen değerlendirmeler, artık bir iç eleştirmen dönüşür. Bunun sonucunda izlenme hissi birinin çocuğu izlemesine bağlı olarak gelişmez, kimse bakmasa bile devam eder.
Bu dönüşüm, çocukların küçük gözlemciler olmasından dolayı belirli örüntüleri fark ederek gerçekleşir. Belirli bakışlara, tonlara ve mimiklere karşı hassaslaşırlar. Başlangıçta yaşanılan bu hassasiyet çevreye uyum sağlamayı kolaylaştırır ve ilişki kurmada kolaylaştırıcı bir hamle gibi görünür. Fakat bu dikkat güvenli bir zemine oturmadığında, yerini keşfetme isteğinden kontrol ihtiyacına bırakır. Böylece görünürlük, nötr bir durumdan daha çok tartılan ihtimallere dönüşür.
Bu zihinsel hesaplamalara beden de eşlik eder. Ortada herhangi bir tehdit bulunmasa bile sinir sistemi tetikte olmayı seçebilir. Küçük sesler, tıkırtılar daha belirgin duyulur; ortamdaki değişen hava daha hızlı fark edilir. Hipervijilans olarak adlandırdığımız bu ruh hali, artık kişinin kendi iç dünyasını da devamlı taramasına sebep olur. Sonuçta mesele asla görülmek olmamıştır, nasıl ve hangi koşullarda görünür olunduğudur.
Yetişkinlikte Değerlendirme Hassasiyeti ve Sosyal Kaygı
Değindiğimiz tüm bu konulardan sonra önemli olan, bu deneyimin her zaman dramatik bir geçmişle bağlantılı olmadığını hatırlamaktır. Bazen mesele bir travmadan çok, uzun süren bir belirsizliktir. Kişi, duyguların nasıl tepki alacağını her seferinde tekrar tahmin etmek zorunda kaldığında, zihni temkinli olmayı öğrenir.
Bu temkinli davranışlar yetişkinliğe taşındığında şekil değiştirir, ama kaybolmaz. Birey artık belki kapı tıkırtılarını takip etmez ama iş toplantısında söylediği bir şeyi zihninden defalarca geçirebilir. Bir mesajı arkadaşına gönderdiğinde tonunu ayarlayarak defalarca içinden okuyabilir. Yanlış anlaşılmamak amacıyla ortamın havasını sezmeye çalışır. Yetişkinlikte hipervijilans deneyimi çoğu zaman değerlendirme hassasiyeti olarak görülür. Bu kişiler başkalarının düşüncelerini tahmin etmeye çabalarlar. Bu durum dışarıdan yüksek empati ve gözlem yeteneği olarak algılanır. Fakat tüm bunlara iç eleştiri de eklenirse, yorucu hale gelir.
‘Bunu söylemem fazla mı oldu?’ ‘Ses tonum fazla mı kabaydı?’ ‘Belki de şimdi yanlış anlayacaklar.’
Gibi cümleler genellikle bu iç sesin yansımalarıdır. Tek başlarına aslında zararsızdırlar fakat tekrarlandıkça kişi için zorlayıcı bir süreç haline gelir. Görünür olmanın her zaman değerlendiriliyor olmak anlamına gelmediğini fark etmek, belki de bu süreci yumuşatmaya yarayabilir.
Sorun görünürlük değildir; bunun hangi anlamı taşıdığını bilmektir. Güvenli bir aynalama olmadığında, görünür olmak ölçülüyor olmakla karışabilir. Bazı çocuklar saklanmayı seçmezler, sadece bir zamanlar görünmenin ağır olduğunu hatırlarlar.


