Perşembe, Ağustos 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklarda Dürtüselliği Anlamak: ‘‘Şimdi Olsun!’’

‘‘Anne şimdi!’’
‘‘Şimdi alabilir miyim?’’
‘‘Biraz daha bekleyemem!’’

‘‘Hemen olsun!’’

Bu cümleler birçoğumuza tanıdık gelmektedir. Bir istek ortaya çıkar ve hemen gerçekleşmesi gerekir. Özellikle ebeveynler için çocukların ‘‘Şimdi alabilir miyim?’’, ‘‘Hemen olsun’’, ‘‘Beklemek istemiyorum’’ hali çoğu zaman zorlayıcı olabilmektedir. Bu noktada çoğu zaman davranışın adı konur: sabırsız, inatçı ya da şımarık. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, bu davranışların temelinde farklı bir yapı vardır: dürtüsellik.
Dürtüsellik, çocuğun içinden gelen herhangi bir isteği erteleme becerisinin yeterince olgunlaşmamış olmasıyla ilgilidir. Özellikle okul öncesi dönemde bu durum oldukça yaygındır ve tek başına patolojik bir anlam taşımamaktadır. Çünkü beynin planlama, kontrol etme ve bekleme gibi işlevlerinden sorumlu bölgeler gelişim sürecindedir.
Bu noktada özellikle beynin ön bölgesi olarak bilinen ve dürtü kontrolü, dikkat ve planlamada sorumlu yapılar çocukluk boyunca gelişimini sürdürmektedir. Bu nedenle çocukların ‘‘hemen olsun’’ tepkileri çoğu zaman bilinçli bir tercihten çok gelişimsel bir süreçle ilişkilidir.
Burada kritik olan nokta ise, bu davranışların ne sıklıkta ve yoğunlukta ortaya çıkmasıdır. Her çocuk zaman zaman sabırsız davranabilmektedir. Ancak bu durum sürekliyse, sosyal ilişkileri etkiliyorsa ve günlük işlevsellikte zorlanmaya sebebiyet veriyorsa gelişimsel açıdan daha dikkatli değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dürtüselliği yalnızca çocuğun karakteriyle açıklamak da eksik bir yaklaşımdır. Çevresel koşullar da bu süreci doğrudan etkilemektedir. Net olmayan kurallar, tutarsız sınırlar ve yoğun uyarıcıya maruz kalma (dijital içerikler) çocuğun kendini düzenleme becerisini zorlayabilmektedir. Bunun yanında bazı çocuklar duygularını sözel ifade edemedikleri zamanlarda davranış yoluyla kendilerini ortaya koyabilmektedir.
Bu nedenle müdahale yaklaşımı ‘‘davranışı durdurmak’’ değil, ‘‘beceriyi geliştirmek’’ olmalıdır. Dürtü kontrolü öğrenilebilir bir süreçtir. Çocuğun beceriyi geliştirebilmesi için somut, tutarlı ve anlaşılır yönlendirmelere ihtiyaç vardır.
Örneğin bir çocuk markette istediği bir ürünü hemen almak isteyebilir. Bu durumda yalnızca ‘‘hayır’’ demek çoğu zaman yeterli olmaz ve çatışmayı artırabilir. Bunun yerine ‘‘Şu an alamıyoruz ama alışveriş bittikten sonra birlikte bakabiliriz’’ gibi bir yönlendirme, hem sınırı korur hem de çocuğun bekleme becerisini destekler. Bekleme süresi küçük adımlarla artırılabilir, zaman zaman geri sayım gibi yöntemlerle süreç somutlaştırılabilir. Aynı zamanda çocuğa sınırlı seçenekler sunmak da kontrol hissini destekler ve dürtüsel tepkileri azaltabilir.
Örneğin; ‘‘bekle’’ ifadesi çocuk için soyut kalabilir. Bunun yerine zamanın yapılandırılması olarak ‘‘biraz sonra’’, ‘‘şu iş bittiğinde’’ çocuğun süreci daha iyi anlamasına yardımcı olur. Aynı zamanda duygunun kabul edilmesi de önemlidir: ‘‘Bunu hemen yapmak istemen çok normal, beklemek şu an zor geliyor olabilir’’ gibi…
Eğer dürtüsellik çok sık tekrar ediyor, yoğun öfke patlamalarına eşlik ediyor, akran ilişkilerini belirgin şekilde zorluyor ya da okul uyumunu etkiliyorsa bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Çünkü bazı durumlarda bu davranışlar daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirebilir.
Çocuklar çoğu zaman anlatılanlardan çok karşılarında gördüklerini içselleştirir. Bu yüzden yetişkinin zor anlarda nasıl tepki verdiği, ne kadar sabır gösterebildiği ve ne kadar tutarlı olduğu çocuk için doğrudan rehber niteliğindedir. Günlük hayatta sergilenen davranışlar, çoğu zaman söylenenlerden daha kalıcı etki bırakmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında dürtüsellik, çoğunlukla ‘‘düzeltilmesi gereken bir sorun’’ değil, gelişimin doğal bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki asıl ihtiyaç, çocuğu baskılamak değil; onu anlamak, duygusunu fark etmek ve uygun şekilde yönlendirebilmektir.
Bir davranışa müdahale etmeye çalışmadan önce o davranışın altında yatan ihtiyacı fark etmek gerekir. Çünkü çocuk anlaşıldığını hissettiğinde, değişim çoğu zaman kendiliğinden ve daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkar.
Bu yüzden çocuk davranışlarını değerlendirirken odak noktası ‘‘Nasıl değiştiririm?’’ değil, ‘‘Bu davranışın altında ne var?’’ olmalıdır.

Kaynakça

  • KAYNAKÇA
  • Manğal, E., Karakuş, G., Tamam, L., Namlı, Z., Demirkol, M. E., & Çay Ray, P. (2022). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocukların ebeveynlerinde riskli internet kullanımı ve dürtüsellik. Dicle Medical Journal, 49(1), 131-141.
  • Dere, Z. (2023). Erken çocukluk döneminde temelleri atılan cinsel gelişimin dürtüler ve hormonlarla birlikte incelenmesi. Uluslararası Temel Eğitim Çalışmaları Dergisi, 4(1), 29-42.
  • Uygun, S. D., Aygün Arı, D., & Çetinkaya, S. (2022). Ergenlerde oluşan bir klinik örneklemde dürtüsellik ile internet bağımlılığı aşermesi arasındaki ilişki. Bağımlılık Dergisi, 23(1), 78-85.
  • Cangi, M. E., & Özkaraalp, İ. (2021). Kekemeliği olan ve olmayan ergenlerde duygusal reaktivite, dürtüsellik ve karar verme stratejilerinin karşılaştırılması. Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 23(3), 814-834.
Sıla Demircan
Sıla Demircan
Sıla Demircan, Uluslararası Final Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Lisans eğitimi süresince Çocuk Merkezli Oyun Terapisi , Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Çocuk Değerlendirme Testleri, Stres Yönetimi ve Psikolojik Danışmada Kullanılan Ölçekler alanlarında çeşitli eğitimler alarak mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmiştir. Psikoloji alanına duyduğu ilgiyi bilimsel temellere dayalı yaklaşımlarla birleştirmeyi hedefleyen Demircan, hem akademik hem de uygulamaya yönelik alanlarda kendini sürekli geliştirmeye önem vermektedir. Bireylerin psikolojik iyi oluşlarını desteklemeye yönelik çalışmalar yürütmeyi ve bu alanda yetkinliğini artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar