Salı, Mayıs 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklarda Dürtüselliği Anlamak: ‘‘ Şimdi Olsun! ’’

‘‘Anne şimdi!’’

‘‘Şimdi alabilir miyim?’’

‘‘Biraz daha bekleyemem!’’

‘‘Hemen olsun!’’

Bu cümleler birçok ebeveyn için tanıdık bir deneyimdir. Çocukların istekleri hemen gerçekleşmelidir. Ancak, bu durum çoğu zaman ebeveynler için zorluk yaratabilir. Çocukların “Şimdi alabilir miyim?”, “Hemen olsun”, “Beklemek istemiyorum” gibi ifadeleri, genellikle sabırsızlık, inatçılık veya şımarıklık olarak adlandırılır. Fakat psikolojik açıdan bakıldığında, bu davranışların temelinde farklı bir yapı yatmaktadır: dürtüsellik.

Dürtüsellik, çocuğun içinden gelen istekleri erteleme becerisinin henüz yeterince olgunlaşmamış olmasıyla ilişkilidir. Özellikle okul öncesi dönemde bu durum oldukça yaygındır ve tek başına patolojik bir anlam taşımamaktadır. Çünkü beynin planlama, kontrol etme ve bekleme gibi işlevlerinden sorumlu bölgeleri gelişim sürecindedir.

Beynin ön bölgesi, dürtü kontrolü, dikkat ve planlama gibi işlevlerden sorumludur ve çocukluk boyunca gelişimini sürdürmektedir. Bu nedenle çocukların “hemen olsun” tepkileri, çoğunlukla bilinçli bir tercihten ziyade gelişimsel bir süreçle ilişkilidir.

Kritik olan nokta, bu davranışların ne sıklıkta ve yoğunlukta ortaya çıktığıdır. Her çocuk zaman zaman sabırsız davranabilir. Ancak bu durum sürekli hale gelirse, sosyal ilişkileri etkiliyorsa ve günlük işlevsellikte zorluk yaratıyorsa, gelişimsel açıdan daha dikkatli bir değerlendirme gerekmektedir.

Dürtüselliği yalnızca çocuğun karakteriyle açıklamak eksik bir yaklaşımdır. Çevresel koşullar da bu süreci doğrudan etkileyebilir. Net olmayan kurallar, tutarsız sınırlar ve yoğun uyarıcılara maruz kalma (örneğin dijital içerikler), çocuğun kendini düzenleme becerisini zorlayabilir. Ayrıca, bazı çocuklar duygularını sözel olarak ifade edemediklerinde davranış yoluyla kendilerini ortaya koyabilirler.

Bu nedenle müdahale yaklaşımı, “davranışı durdurmak” değil, “beceriyi geliştirmek” olmalıdır. Dürtü kontrolü öğrenilebilir bir süreçtir. Çocuğun bu beceriyi geliştirebilmesi için somut, tutarlı ve anlaşılır yönlendirmelere ihtiyaç vardır.

Örneğin, bir çocuk markette istediği bir ürünü hemen almak isteyebilir. Bu durumda yalnızca “hayır” demek çoğu zaman yeterli olmaz ve çatışmayı artırabilir. Bunun yerine, “Şu an alamıyoruz ama alışveriş bittikten sonra birlikte bakabiliriz” gibi bir yönlendirme, hem sınırı korur hem de çocuğun bekleme becerisini destekler. Bekleme süresi küçük adımlarla artırılabilir ve zaman zaman geri sayım gibi yöntemlerle süreç somutlaştırılabilir. Aynı zamanda çocuğa sınırlı seçenekler sunmak da kontrol hissini destekler ve dürtüsel tepkileri azaltabilir.

Örneğin, “bekle” ifadesi çocuk için soyut kalabilir. Bunun yerine zamanın yapılandırılması olarak “biraz sonra”, “şu iş bittiğinde” gibi ifadeler, çocuğun süreci daha iyi anlamasına yardımcı olur. Duyguların kabul edilmesi de önemlidir: “Bunu hemen yapmak istemen çok normal, beklemek şu an zor geliyor olabilir” gibi ifadelerle çocuğun hisleri önemsenmelidir.

Eğer dürtüsellik sık tekrar ediyor, yoğun öfke patlamalarına neden oluyorsa, akran ilişkilerini belirgin şekilde zorluyorsa veya okul uyumunu etkiliyorsa, bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Çünkü bazı durumlarda bu davranışlar daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirebilir.

Çocuklar çoğu zaman anlatılanlardan çok, karşılarında gördüklerini içselleştirir. Bu yüzden yetişkinlerin zor anlarda nasıl tepki verdiği, ne kadar sabır gösterdiği ve ne kadar tutarlı olduğu, çocuk için doğrudan bir rehber niteliğindedir. Günlük hayatta sergilenen davranışlar, çoğu zaman söylenenlerden daha kalıcı bir etki bırakmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, dürtüsellik çoğunlukla “düzeltilmesi gereken bir sorun” değil, gelişimin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Buradaki asıl ihtiyaç, çocuğu baskılamak değil; onu anlamak, duygusunu fark etmek ve uygun şekilde yönlendirebilmektir.

Bir davranışa müdahale etmeye çalışmadan önce, o davranışın altında yatan ihtiyacı fark etmek önemlidir. Çünkü çocuk anlaşıldığını hissettiğinde, değişim çoğu zaman kendiliğinden ve daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkar.

Bu nedenle çocuk davranışlarını değerlendirirken odak noktası “Nasıl değiştiririm?” değil, “Bu davranışın altında ne var?” olmalıdır.

Sıla Demircan
Sıla Demircan
Sıla Demircan, Uluslararası Final Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisidir. Lisans eğitimi süresince Oyun Terapisi, Masal Terapisi, Stres Yönetimi, Psikolojik Danışmada Kullanılan Ölçekler ve Bağımlılıkla Mücadele alanlarında çeşitli eğitimler alarak mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmiştir. Psikoloji alanına duyduğu ilgiyi bilimsel temellere dayalı yaklaşımlarla birleştirmeyi hedefleyen Demircan, hem akademik hem de uygulamaya yönelik alanlarda kendini sürekli geliştirmeye önem vermektedir. Bireylerin psikolojik iyi oluşlarını desteklemeye yönelik çalışmalar yürütmeyi ve bu alanda yetkinliğini artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar