İnsan ilişkilerinde en görünmez çatışmalardan biri, yakınlık isteği ile özgür kalma arzusu arasında yaşanıyor olabilir. Birine yaklaşmak isterken aynı anda geri çekilmek, sevilmeyi arzularken görünür olmaktan korkmak ya da tam yakınlık kurulacağı anda mesafe koymak… Bunlar çoğu zaman “kararsızlık” olarak yorumlansa da aslında insanın kendiliğini koruma çabasıyla oldukça ilişkili görünüyor.
Çünkü bazı insanlar için bağ kurmak yalnızca birine yakın hissetmek anlamına gelmez. Aynı zamanda kendi sınırlarının silinmesi, kontrolünü kaybetmek ya da kendi benliğinden uzaklaşmak gibi deneyimlerle de eşleşebilir. Özellikle çocukluk döneminde sevgi; koşullu kabul, yoğun eleştiri, ihmal ya da duygusal belirsizlikle birlikte deneyimlendiyse, yetişkinlikte kurulan ilişkiler de benzer bir gerilim taşıyabilir.
Bu nedenle bazı insanlar ilişkilerde tam yakınlık hissetmeye başladıkları anda geri çekilir. Çünkü yakınlık, onların zihninde güven kadar tehdit de çağrıştırır. Birini kaybetmekten korkmak kadar, ilişkinin içinde kendini kaybetmekten de korkarlar.
Modern ilişkilerde bu durum oldukça sık görülüyor. İnsanlar bir yandan görülmek, anlaşılmak ve derin bağlar kurmak istiyor; diğer yandan fazla yakınlığın kendi bireyselliklerini tehdit edeceğini düşünüyor. Bu yüzden ilişkiler bazen “yakınlaşma-kaçınma” döngüsü içinde ilerliyor. Mesajlar azalıyor, mesafe artıyor, duygular küçümseniyor ya da ilişki tam derinleşecekken geri çekilme yaşanıyor.
Burada dikkat çekici olan şey, kişinin gerçekten sevgisiz olması değil; yakınlığın onda uyandırdığı kırılganlık hissi olabilir. Çünkü bağlanmak, insanın savunmalarını bir miktar bırakmasını gerektirir. Sevilen kişinin yanında yalnızca güçlü taraflarımız değil; korkularımız, eksiklerimiz ve incinebilir yanlarımız da görünür hale gelir.
Varoluşçu psikoloji açısından bakıldığında ise yakın ilişkiler insanın en temel ikilemlerinden birini ortaya çıkarır: Hem bir başkasıyla birleşmek isteriz hem de ayrı ve özgün kalmak. Tam da bu nedenle ilişkiler bazen insanın en güvenli alanı olurken bazen de en yoğun kaygı kaynaklarından biri haline gelir.
Belki de sağlıklı bağ kurabilmek; tamamen bağımsız olmak ya da tamamen birine ait hissetmek arasında değil, ilişki içinde kendilik duygusunu koruyabilmekte yatıyordur. Yakınlık içinde kaybolmadan kalabilmekte… Ve bir başkasına yaklaşırken kendinden vazgeçmek zorunda olmadığını deneyimleyebilmekte.
Bazı ilişkilerde insanlar sevilmekten çok, sevilmeye layık görünmeye çalışır. Bu nedenle ilişki zamanla iki kişinin karşılaşmasından çok, iki savunmanın temasına dönüşebilir. Kırılgan tarafını göstermemek için sürekli güçlü görünmeye çalışan biri, aslında en çok anlaşılmak isteyen kişi olabilir. Ancak anlaşılmak için önce görünmek gerekir ve görünmek, birçok insan için tahmin edilenden daha büyük bir cesaret ister.
Belki de bu yüzden yakınlık bazen düşündüğümüz kadar romantik değil, oldukça yorucu bir deneyim haline gelir. Çünkü gerçek bir ilişki yalnızca mutlu anları değil; kişinin çocukluğundan taşıdığı korkuları, terk edilme ihtimalini, yetersizlik duygularını ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de görünür kılar. İnsan çoğu zaman karşısındaki kişiden değil, ilişkinin içinde ortaya çıkan kendisinden kaçıyor olabilir.


