Halk arasında Lohusalık olarak bilinen, fakat literatürde Doğum sonrası depresyon (Postpartum Sendromu) olarak da geçen bu süreç, doğum yapan kadınların yaşamlarında, belki de bir dönüm noktası dediğimiz bir olay olsa gerek. Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk haftalar içinde başlayıp etkisi bir yıla kadar sürebilen; duygudurum, enerji, motivasyon, dikkat ve ilişki dinamiklerini de etkileyen bir depresyon türüdür.
Bu depresyonun ana sebeplerinden biri, özellikle ilk doğumunu yapan annelerde hiç alışık olmadıkları bir dünyaya adım atıyor olmalarıdır. İçlerinde bir insan yavrusu büyütmekle beraber, yeni bir dünya da yaratmış olacaklar ve bunun hem heyecanı, hem hüznü hem de kaygısını yaşıyor olmaları doğal olduğu gibi, evrimsel olarak da hayatta kalma ve yaşatma içgüdüsünün önemli özelliklerindendir.
Annenin Diad Sistemden Triad Sisteme Geçişi
Kısa süre önce bekarlık hayatına veda edip, partneri ile yeni bir başlangıç yapan kadın, çift ilişkisine adaptasyon sağlamaya çalışıyordu. Hayatında partneri ve kendisi varken sistemini ikili (Diad) bir ilişki üzerine kurmuştu. Daha sonra bu ikili, bir bebek yapma kararı verip gebelik sürecine adım attı, ya da beklenmedik sürpriz bir şekilde gebelik oldu ve üçlü (Triad) bir ilişki evresinin eşiğine geçmiş oldular. Burada karı-koca (eş) olan çift artık anne-baba olarak da düşünmeye başlar, gelecek ve hayallerine üçüncü bir eşlikçi eklenir ve hem duygusal kapasitelerini hem de sosyal yaşam ve ekonomik alışkanlıklarını artık doğacak bebekleri içinde tekrar gözden geçirmeye başlarız.
Annenin Kendine Sorduğu Sorular, Kaygı İle Gelen Olumsuz Otomatik Düşünceler
İyi bir anne olabilecek miyim? Bebeğime yetecek duygusal kapasiteye sahip miyim? Acaba bebeğime iyi bakabilecek miyim? Emmediğinde ne yapacağım, Uyumaz ise huysuz mu olur? Ya çocuğumu duygusal olarak sıkarsam. Ya bağımlı olursam! Dünya çok güvenli değil onun güvenliğini sağlayabilir miyim? Ya hastalanırsa, Ya iyileşmezse Ya kötü bir şey olursa vb. gibi gün içinde istemsizce ortaya çıkan gerçek dışı ve çoğunlukla olumsuz yargılardır. Yabancı olduğumuz her duyguya, iş veya olaya dışarıdan bakınca, gözümüzde çok büyütür ve kendimizi yetersiz hissederiz, bu bizim aslında en iyi olanı yapma isteğimizle ilgili bir durumdur. Fakat fazlası kaygıya ve yetersiz hissetmemize sebep olur. Halk arasında sıkça geçen bir deyim vardır: “Kervan yolda dizilir.” ve “Dünyaya gelen büyüyor.” sanırım annelik rolünde adaptasyon biraz bu deyimlere benziyor, sürecin içine girildiğinde belki de yetersizlik ve zorluk olarak görülen şeyler, deneyimle beraber kolaylaştırıcıları ile birlikte gelecek.
Annenin Bebeğe Bağlanması, Eşi Duygusal Veya Cinsel Olarak Terk Ettiği Anlamına Gelmez
Doğum sonrası hormonal ve fiziksel değişiklikler, annenin bebeğe bağlanma ve ihtiyaçlarını karşılama isteğinde artış gösterirken, kendi beden algısı ve duygusal ihtiyaçları konusunda düşüşe geçebilir, bunun sebebi emzirme ve koku yolu ile oksitosin ve prolaktin hormonunun yükselmesi anne bebek arasındaki etkileşim ve bağı güçlendirirken, östrojen ve progesteron hormonlarının düşmesi ise annenin henüz kendi öznel ihtiyaçlarını ön plana alamadığı ve önceliği bebeğe verdiği bir duygu durum değişikliği ile ilgilidir. Bu durum kısa bir süreden sonra hormonların normal seviyelere geldiği bir düzeyde eski halini alacaktır.
Olası farklı bir komplikasyon ya da değer düşüşlerinde doktor takibi ve tedavi süreci de destekleyici olacaktır. Annenin uykusuzluk, emzirme ve sürekli bakım verme hali, kortizol dediğimiz stres hormonunu aktive ettiğinden, keyifsizlik, halsizlik, ağlama hali ve sinirlilik gibi duygular da yaşanabilir.
Olası istemsiz gelişen durumlar arasında; cinsel istek ve birleşmede azalma, vajinal kuruluk ve ağrı gibi durumlar yaşanabilir. Bu sorunlar hem bireyin kendisine özel olan, hem de partner ilişkisini etkileyebilecek risk faktörleri arasındadır. Fakat unutmamak gerekir ki çiftler arasında olması gereken açık iletişim, konuşmanın içindeki duygusal ifadeler, anlayış ve eşten gelen şefkatin gücü bu süreçlerin sancısını hafifletmeye yardımcı olup çiftlerin kendi normal sürecine dönüşlerini destekleyecektir.
Partner İle Çözülmez Bir Kopma Yaşanır mı?
Bu dönem çift ilişkisinin en kırılgan olduğu zamanlardan biridir. Doğumdan sonra yaşanan sorunların genelde tek bir olaydan değil, üstü örtülmüş konuşulmamış ve ertelenmiş konulardan kaynaklı olduğu gözlemlenmiştir. Partnerlerin sıkça yaşadığı algı farkı yaşadıkları olaylara baktığımızda;
Anne: “Hayatta kalmaya çalışıyorum, yetişemiyorum.” Partner: “Beni görmüyor, artık benimle ilgilenmiyor”
Anne bebek arasında doğumdan önce başlayıp devam eden güçlü bir bağ oluşur. Partner bu bağa duygusal yatırım yaparak üçüncü kişi olarak giremediğinde, bilinçdışında kendini çocuğu ile rakip görebilir ya da duygusal geri çekilme yaşayabilir. Anne ise kendini yalnız hissettiğinde şunu yaşar: “Tüm bu sistemi ayakta tutan benim ve destekçim yok” bu duygu zamanla, kırgınlığa, küslüğe ve öfkeye sebep olabilir.
Sonuç
Yukarda bahsettiklerimize ek olarak; Özellikle ilk 3 ay annede kırılganlıkların görünür olduğu dönem” olarak bilinir. Bu süre kaos normaldir, eşler yeterince açık iletişim, şefkat ve empati sayesinde yeni rollere ve partnerlik deneyimlerine alışacaktır. Bebeğin bakımı konusunda partnerin aktif bir rol alması annede “yalnız değilim” duygusunu hissettirir. Cinsellik duygusal bağın biraz daha yeniden oturmasını bekleyebilir.
Annelik konusunda kadının biyolojik ve fizyolojik olarak yaşadığı ruhsal duygudurum değişikliği ve ebeveynliğe geçiş sürecinde, ona destek verecek eşin, babalık rolü ile sosyokültürel norm ve beklentilerde sorumluluk artışı ve destek verme baskısı yaşadığı ve bu desteği bu yazıda da talep ediyor oluşumuza karşın, yazıyı okuyan partnere, duyarlılığı, eşine verdiği desteği ve ilgisi için teşekkür ediyor ve onlarında babalık rollerini tebrik ediyorum. Bu süreçte sağlanan sosyal destek hem annenin hem de bebeğin sağlıklı gelişimi için hayati önem taşımaktadır.
Kaynakça
Nie, R., Pan, M. & Liu, X. Ebeveyn bağlanması ve anne-bebek bağlanmasında dayanıklılığın ve doğum sonrası travmatik stres bozukluğunun aracı rolü. BMC Psychol 11 , 359 (2023) Aydın, N., & İnandı, T. (2010). Doğum sonrası depresyon: Sıklığı ve risk faktörleri. Türk Psikiyatri Dergisi, 21(3), 238–246. Koyun, A., Taşkın, L., & Terzioğlu, F. (2011). Yaşam dönemlerine göre kadın sağlığı ve ruhsal değişimler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(1), 67–99. Güleç Şatır, D., Yağız Altıntaş, R., & Sevil, Ü. (2022). Annelerin Yaşadığı Doğum Deneyimi ile Doğum Sonu Maternal Bağlanma Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, 38(2), 103-108.


