Çarşamba, Şubat 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkilerde Tekrar Eden Hikâye: Anne Babamızdan Bize Kalanlar

İlk ilişki deneyimimiz sandığımız gibi romantik değildir; çoğu zaman izleyicidir. Anne ve babamızın ya da bakım verenlerimizin birbiriyle kurduğu ilişki, sevginin, çatışmanın, bağlılığın ve mesafenin nasıl yaşandığına dair ilk ve en güçlü referans noktalarımızdan biri olur. Çocuklukta gözlemlenen bu ilişki dinamikleri, yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin zeminini sessizce şekillendirir.

Çocuk, anne babasının ilişkisinden yalnızca “nasıl sevilir”i değil, aynı zamanda “nasıl sevilinmez”i de öğrenir. Bu öğrenme çoğu zaman sözel değildir; bakışlardan, sessizliklerden, tartışmalardan ve yakınlıktan süzülerek içselleştirilir.

İlişkinin Model Olarak İçselleştirilmesi

Anne-baba ilişkisi, çocuğun zihninde bir “ilişki modeli” oluşturur. Bu model, yetişkinlikte romantik ilişkilerde neyin normal, neyin kabul edilebilir olduğuna dair güçlü bir çerçeve sunar. Sevginin şefkatle mi yoksa mesafeyle mi ifade edildiği, sorunların konuşularak mı yoksa bastırılarak mı ele alındığı, bu modelin temel yapı taşlarını oluşturur.

Eğer ebeveynler arasında saygı, duygusal yakınlık ve iş birliği varsa, çocuk ilişkilerin güvenli bir alan olabileceğini öğrenir. Ancak ilişkide sürekli çatışma, küçümseme, ihmal ya da duygusal soğukluk varsa, çocuk için ilişki; huzurdan çok stresle, sevgiden çok belirsizlikle eşleşebilir.

Çatışma Algısı ve Davranışları

Anne ve babanın çatışma biçimi, bireyin yetişkinlikte sorunlara nasıl yaklaşacağını doğrudan etkiler. Sağlıklı şekilde tartışan, duygu ifade edebilen ve sonrasında onarım yapabilen ebeveynler, çocuğa çatışmanın ilişkiyi bitirmediğini öğretir. Bu çocuklar, ileride fikir ayrılıklarını ilişki için bir tehdit değil, çözülmesi gereken bir süreç olarak görebilir.

Buna karşılık, çatışmaların bağırma, susma, yok sayma ya da duygusal geri çekilme ile yaşandığı ilişkilerde büyüyen bireyler, yetişkinlikte ya çatışmadan kaçınabilir ya da aşırı tepkiler verebilir. Tartışma, bilinçdışı düzeyde “tehlike” olarak algılanabilir.

Sevgi, Yakınlık ve Mesafe Dengesi

Anne-baba ilişkisinde gözlemlenen yakınlık düzeyi, bireyin ilişkilerdeki mesafe ayarını etkiler. Aşırı mesafeli ebeveyn ilişkileri, duygusal yakınlığın zor ya da gereksiz olduğu mesajını verebilir. Bu durumda birey, ilişkilerde duygularını açmakta zorlanabilir.

Öte yandan, sınırların belirsiz olduğu, aşırı iç içe geçmiş ilişkilerde büyüyen bireyler, yetişkinlikte ayrışmakta zorlanabilir. Partnerin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyma ya da ilişkide kaybolma riski artabilir.

Anne ve babanın ilişkisi yalnızca romantik bir bağ değil, aynı zamanda çocuğun duygusal dünyasını düzenleyen bir iklimdir. Bu iklimde güven, tutarlılık ve duygusal erişilebilirlik varsa, çocuk ilişkilerin sakinleştirici ve destekleyici bir alan olabileceğini öğrenir. Ancak ilişkide kronik gerilim, belirsizlik ya da duygusal kopukluk hâkimse, çocuk için ilişki; huzurdan çok tetikte olmayı gerektiren bir alan hâline gelir.

Bu durum, yetişkinlikte ilişkilerde sürekli bir “olası tehlike” beklentisiyle yaşanmasına neden olabilir. Birey, partnerinin davranışlarını olduğundan daha tehditkâr algılayabilir ya da terk edilmemek için aşırı uyum gösterebilir. Bazı bireylerde ise tam tersi bir strateji gelişir: duygusal mesafe koymak, bağlanmayı sınırlamak ve bağımsızlığı ilişkiden daha güvenli bir alan olarak görmek. Her iki durumda da köken, çoğu zaman ebeveyn ilişkisinde öğrenilen duygusal düzenleme biçimleridir. Çocuk, anne ve babası arasındaki duygusal iniş çıkışlara uyum sağlamak için geliştirdiği stratejileri, yetişkinlikte da farkında olmadan sürdürür. Bu nedenle ilişkilerde yaşanan tekrarlar, yalnızca kişisel tercihler değil, erken dönem duygusal öğrenmelerin güncel yansımaları olarak ele alınmalıdır.

Rol Dağılımı ve Güç Dengesi

Anne ve baba arasındaki roller de önemli bir öğrenme alanıdır. Bir tarafın sürekli fedakârlık yaptığı, diğerinin baskın olduğu ilişkilerde büyüyen çocuklar, bu dengesizliği “ilişkinin doğası” olarak algılayabilir. Yetişkinlikte ya benzer rolleri üstlenir ya da bilinçsizce bu rolleri yeniden üretirler.

Özellikle ebeveynlerden birinin duygusal yükünü taşıyan çocuklar, ileride ilişkilerde “kurtarıcı” rolüne girebilir. Partnerinin sorunlarını çözme, onu değiştirme ya da duygusal olarak ayakta tutma sorumluluğunu hissedebilir.

Bilinçdışı İnançlar ve Tekrar Eden Seçimler

Anne-baba ilişkisi, bireyin ilişkilerle ilgili temel inançlarını da şekillendirir. “İlişkilerde mutlu olmak zordur”, “Sevgi emek ister ama acıtır”, “Birlikte olmak için katlanmak gerekir” gibi inançlar, çoğu zaman gözlem yoluyla öğrenilir. Bu inançlar, bireyin partner seçimlerini ve ilişkide kalma nedenlerini etkiler.

Psikolojide sıkça vurgulanan tekrar zorlantısı, bireyin tanıdık olanı yeniden yaşama arzusuyla ilişkilidir. Bu nedenle kişi, bilinçdışı olarak ebeveyn ilişkisindeki dinamiklere benzeyen ilişkileri seçebilir. Bu bağlanma stilleri, yetişkinlikte kurulan bağın kalitesini ve süresini belirleyen en temel içsel çalışan modeller arasındadır.

Farkındalıkla Gelen Değişim

Anne ve babamızın ilişkisi, bizim ilişkilerimizin kaderi değildir; ancak güçlü bir başlangıç noktasıdır. Bu ilişkinin bizi nasıl etkilediğini fark etmek, otomatik tepkiler yerine bilinçli seçimler yapabilmenin ilk adımıdır. Kişi, geçmişten gelen bu öğrenmeleri sorguladıkça, kendi ilişki dilini yeniden yazma şansı elde eder.

Sonuç olarak, anne ve babamızın ilişkisi bize neyi tekrar edeceğimizi değil, neyi dönüştürebileceğimizi de gösterir. İlişkilerde sağlıklı değişim, geçmişi suçlamakla değil; onu anlamak ve aşmakla mümkün olur.

ESRA DEREBOYLU
ESRA DEREBOYLU
Esra Dereboylu Psikoloji ve Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimlerini tamamlamıştır. Aynı zamanda bir aile danışmanıdır. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm odaklı Kısa Süreli Terapi eklektik olarak kullandığı ekollerdir. Eğitim hayatı boyunca hastane ve kliniklerde stajlarını tamamlamıştır. Şu an özel bir klinikte danışan görmektedir. Uzmanlığı ve aldığı eğitimler yetişkinler, çift ve aileler üzerinedir. Genellikle çalıştığı ve makalelerinde yer verdiği konular depresyon, kaygı bozuklukları, çift ve aile ilişkileri, iletişim problemleridir. Mesleki hayatında kendini geliştirmek ve insanların değişimine, dönüşümüne katkı sağlayabilmek adına eğitimlerine devam etmektedir. Aynı zamanda alanda daha aktif olabilmek ve edindiği bilgi birikimini profesyonel bir ortamdan okuyuculara ulaştırabilmek adına yazarlık yapmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar