Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kişiliğimizin Oluşumunda Psikososyal Gelişimin Yeri

Amerikalı bir psikoanalist olan Erik Erikson, 1975 yılında, “Life History and the Historical Moment” adlı kitabında insan yaşamındaki 8 evreden bahsetmiştir. Erikson’a göre bu evrelerin her birinde farklı sosyal etkileşim boyutları yer almakta ve bu dönemin olumlu ya da olumsuz atlatılmasına göre de insanın kim olduğu ve nasıl bir kişiliğe sahip olduğu kanısına varılabilir.

Bu yazıda hangi yaş grubunun hangi çatışmalar arasında dengeyi nasıl kurabilmesi gerektiğini ve aslında kendi içindeki beklentisini, ilişkilerimizin gelişimdeki önemini anlayabiliriz.

Yaşamın ilk evrelerinden itibaren kişilik gelişiminde belirleyici etkisi olan çevre ilişkileri; uygun zaman, uygun sıra ve ölçü içinde gerçekleştiğinde bireyin genel ruh sağlığını ve psikolojik iyi oluşunu beslemektedir. Yaşam Boyu Gelişim Kuramında, psikososyal gelişim aşamalarına göre her evrede iki zıt kutup arasında denge arayan kişinin, kişilerarası iletişim süreçlerine bağlı olarak belirli psikososyal gelişim görevlerini yerine getirmesi beklenmektedir. Bahsedilen bu gelişim görevi; her döneme has olan ve aşılması gereken kriz ya da bunalımların sağlıklı bir şekilde atlatılmasıdır.

Erikson’un bahsettiği, insan yaşamını zamanlara bölerek anlattığı 8 evre ve denge sağlanmaya çalışılan zıt kutuplar şu şekildedir:

Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Bu dönem 0-1,5 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Dünyaya gelen çocuk etrafına güven duymak ister; bu arzu edilen ve ihtiyaç olan güven de anne (anne yoksa bakım veren kişi) tarafından verilir. Bu dönemde çocuğun yaşadığı bu sosyal etkileşim çocukta güven ya da güvensizliktir. Çocuğun duyduğu ihtiyacın zamanında karşılanması ya da karşılanmaması, ilgi gösterilmesi ya da gösterilmemesi, çocuğun ileriki yaşamında etrafındaki kişilere ve hayata ne kadar güvenebileceğini belirler.

Bu dönemi gerekli ilgi ve ihtiyaçlarının zamanında giderilmesi şeklinde tamamlayan çocuk, yetişkinlikte geleceğe pozitif bakan, iyimser bir kişiliğe sahip olurken; ihtiyaçlarının karşılanması aksatılan, yeterli ilgiyi göremeyen çocuk ise yetişkinlik döneminde hayata kötümser bakar. Kendisine gösterilen her yakınlığın ya da her yardımın altında bir neden, bir şüphe ya da tehlike arar.

Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç

Bu dönem 1,5 yaş ile 3 yaş arasındaki dönemi kapsar. Bu dönemde çocuk yürür, koşar, tırmanır, çeker, tutar, iter ve bu yaptıklarıyla gurur duyar. Çocuk bu dönemde tek başına hareket etmek ister. Elini tutmadan yürümek, koltuğa tırmanmak, suyunu kendi içmek vb. Çocuk bu dönemde yapabildiği kadar, kendi istediği zamanda ve hızda yapma eğilimi vardır.

Bu dönemde çocuk engellenmez, tepki gösterilmez ya da sabırsız davranılıp onun yerine yapılmaz ise çocuk yetişkinlik döneminde özgürce seçim yapabilen, özerkliğini kazanmış bir birey olur.

Ancak bu olumlu tablonun tersine; çocuk sürekli uyarılıyorsa, eleştirilip azarlanıyorsa, kendisi yerine yanındaki kişiler tarafından yapılması istenilen yapılıyorsa, bu noktada çocukta kuşku ve utanç kavramları ağır basar. Bu çocuklar ise yetişkinlik dönemlerinde bağımsız olarak kendi başlarına karar vermekte zorlanan, sorumluluk almaktan kaçınan, sürekli çevresindekilerden onay arayan, bağımlı bir kişilik özelliğine sahip olurlar.

Girişkenliğe Karşı Suçluluk

Bu dönem 3-6 yaş arası dönemi kapsar. Bu dönemde çocuk için önemli olan akranla iletişim, oyuncaklar ve oyun oynamaktır. Oyunu başlatmak, kurgulamak ve annesinin (bakım veren kişi) oyuna katılmasını ister. Eğer bu ihtiyaca yanında olan bakım veren kişi olumlu tepki verirse (oyunu başlatmasına izin verir, çocuğun kurguladığı gibi oyunlara katılırsa) yetişkinlik döneminde bu çocuk; vizyoner, gelişmeleri takip eden, yeni fikirler bulan ve bunları paylaşan, liderlik özelliği olan, girişimci ve sosyal bir yetişkin olur.

Ancak bunun tam tersi durumda ise; yani çocuğun oyun oynama isteği reddediliyorsa, çocuğun kurguladığı değil de başka oyuna yönlendiriliyorsa, yetişkinlik dönemine gelindiğinde fikirlerini anlatmaktan çekinen, bir işe birinin başlamasını bekleyen ve kendisinin sonradan katılmayı düşünen, “beceremeyeceğim” duygusunun ve suçluluğun hâkim olduğu bir birey haline dönüşür.

Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu

6-12 yaş aralığına gelindiğinde çocuk; öğrenmeye, görev paylaşımına, disipline açıktır. Sorumluluklarını yerine getirmesi beklenir. Çocuğun beklentisi ise takdir edilmek ve ödüllendirilmektir. Bu beklenti karşılandığında çocuk yetişkinlik dönemine geldiği zaman kendini değerli hisseder.

Ancak tam tersi; başarıları karşısında takdir görmeyen, “tabii ki yapacaksın” şeklinde dönüt alan bir çocuk ileriki dönemlerde yetersiz olduğunu düşünür; yetersizlik ve aşağılık duyguları gelişir. Sorumluluk bu bireyler için önemsiz hale gelmiştir. Yeterli değeri görmeyeceğini, kendisinin yetersiz olduğu inancına sahip olur.

Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası

12-18 yaş aralığı çocuğun ergenlik dönemidir. Erikson’a (1980)’a göre ergenlikte bir kimlik krizinden geçmek normal gelişimin bir parçasıdır. Bu kriz dönemi; önceden kabul edilen fikirlerin, değerlerin ve inançların sorgulanmasını, farklı inanç sistemlerinin ve hayat tarzlarının keşfini içerir. Kriz dönemi seçilen bir hayat yoluna ve inanç ve değerler sistemine bağlılıkla sonuçlanır.

Ergenlik döneminde çocuğun amacı kendi kimliğini oluşturmak ve kendini var etmektir. Özellikle ailesi ile olan çatışmaların ana sebebi de budur: ergen artık kendini var etmeye, kimliğini oluşturmaya çalışmaktadır. Bu dönemi sakin ve olumlu bir şekilde atlatabilen ergen; kendi kimliğini kazanmış olur, ne istediğini bilir, duygusal bağımsızlığını kazanır, doğru meslek seçimini yapabilir.

Ancak aksi durumda ise birey kendi farkını anlayamaz, kendine has kişiliğini oluşturamaz, seçimlerinde karmaşaya düşer, doğru meslek seçimini yapamaz.

Yakınlığa Karşı Yalnızlık

18-30 yaş arası dönemde bireyin yakın dostlukları, partner ilişkileri olmalıdır. Bu dönemin ana teması yakın ilişki kurmaktır. Doyum verici ilişkiler kurulduğunda; doğru ve sağlıklı eş seçimi, olgunlaşmış iletişim tarzı, tutarlılık ve kararlılık hâkimdir.

Ancak bu dönem olumsuz atlatıldığında bu bireyler “soğuk” olarak belirtilen, yakınlık kurmaktan kaçan, kendini izole eden, kısa vadeli ilişkileri olan, tutarsız davranış ve kararlarla hayatlarına devam ederler.

Üretkenliğe Karşı Durgunluk

30-60 yaş arasında olan bireylerin artık sosyal çevresinde eşi, çocukları, tanıdıkları, iş çevresi vardır. Bu dönemde kişi üretmek ister. Bir şeyler yapmak ister: bu iş hayatında başarı olabileceği gibi, yarım kalan hayaller için bir adım atma, el becerisine göre nesneler üretme, çocuk sahibi olup çocuk yetiştirme, mutfakta başarılı ise yemek çeşitleri yapmak, kendini geliştirmek gibi pek çok farklı alanda üretmek ister.

Hayattaki canlılığın, sağlıklı iletişimin devamı için bu üretkenliğin devam etmesi gerekmektedir. Bu dönemi istediği alanda üretken geçiremeyen bireyler ise yaşamdan tat alamaz ve “işe yaramıyorum” hissine kapılırlar.

Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

60 yaş ve üstü evre, evrelerin sonuncusudur. Ana teması kendiyle barışık olmak olan bu evre; önceki evreler dolu dolu tamamlandığında huzurlu, uyumlu ve hayatı bütünlük içinde yaşar. Ancak aksi durumda bir umutsuzluk yaşar; pişmanlıklar, hatalar düşünülür.

Kısaca Erik Erikson’un kuramı, insanın gelişiminin belirli bir yaşta tamamlanan bir süreç olmadığını; yaşam boyunca devam eden bir yolculuk olduğunu hatırlatır. Bu yolculukta bireyin çevresiyle kurduğu ilişkiler, gördüğü kabul ya da yaşadığı çatışmalar, kişinin kendini nasıl algıladığını ve hayata nasıl tutunduğunu derinden etkiler. Her evrede çözülemeyen sorunlar sonraki dönemlerde iz bırakabilse de Erikson, insanın değişme, yeniden anlam verme ve kendini onarma kapasitesine vurgu yapar. Bu yönüyle kuram, insanı geçmişine hapseden bir bakıştan ziyade, yaşam boyu gelişime ve umuda alan açan bir anlayış sunar.

Özden Güneş
Özden Güneş
ÖZDEN GÜNEŞ, aile danışmanı ve sosyolog olarak danışmanlık alanında görev yapmaktadır. Lisans eğitimini sosyoloji alanında tamamlamış, aile danışmanlığı eğitimi almış, şu anda da psikoloji yüksek lisans yapmaktadır. Yazılarında gündelik hayatta karşılaşılan sorunları sade bir dille kaleme almaktadır. İletişim, ilişkiler ve aile hayatındaki sorun ve atılabilecek adımları, özellikle bilişsel davranış terapisi, şema terapi ve duygu odaklı terapi odaklı çalışmalarla anlaşılır hale getirmeyi misyon edinerek içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar