Varoluşsal kaygılar bağlamında insanoğlunun anlamsız dünyayı anlamlı hale getirme çabasının içerisinde irade ve kendi yaşamının sorumluluğunu almak vardır; çünkü başkasının gözüyle kendini görmek aslında başkalarının uzantısı olarak varolmaktır. Hayatta ne istediğine dair seçim yapıp seçiminin sorumluluğunu alabilmek, başkaları üzerinden kendini tanımlamamak sonuçları ne olursa olsun çok kıymetlidir. Çünkü asıl o zaman kendini gerçekleştirme yolunda adımlar atmış olabilirsin. Bu noktada sorumluluklu özgürlük önemli bir kavram olarak ele alınabilir. Özgürlük bizi sorumlu kılar; çünkü annem ya da babam böyle yaptı o yüzden böyle oldu ya da benzeri şekilde dış etkenlere atıflarla hayatı devam ettirmek anlamsızdır. İnsan; hayata yüklediği anlam üzerinden ne kadar işe yaradığını hissederse; bir canlıya destek verebilmek, üretmek, kendine bir şeyler katabilmek gibi, ancak o zaman daha doygun bir ruha dönüşebilmek mümkündür.
Konfor Bazen Konforsuzluk Getirebilir
Konfor alanından çıkılmadan bir gelişimin söz konusu olması genelde pek mümkün değildir. Karar vermenin de önemli, belirleyici bir eylem olması, beraberinde alınan kararlarla beraber bazen yalnızlığın da gelmesi, tek başına kalma korkusunu tetikleyebilir. Yine de asıl olan şudur ki; insanı, özgür iradesi ile aldığı en kötü (göreceli) karar bile, en iyi kölelikten daha çok besleyecek ve geliştirecektir. Varoluşsal anlam irdelendiği zaman, sonu ne zaman geleceği belli olmayan bir yolculuk olduğu bellidir; genelde yapabileceğin şey etki alanını en verimli şekilde kullanmaya çalışmaktır. Varoluşsal olarak kaygılar aslında hayat boyu devam edecektir, zaten devam etmemesi ya da etmediğini sanmak bir illüzyondur. İnsanın her daim kendini ortaya koyabilme arzusu, yaşam sevinci ya da yaşamdaki olaylara karşı kaygısı onu canlı tutan şeydir.
Kontrol Arzusu
Heidegger’in fırlatılmışlık kavramı bağlamında bizler üstünde kontrol sahibi olmadığımız bir dünyaya doğmuşuzdur ve belki de bu bağlamda, yaptığımız seçimlerde yaşanan kontrol hissi de insanı tatmin eden şeydir. Bazen de birçok şeyin kontrolümüz dışında olduğunu fark ederiz ve bunlarla yüzleşmek gereken anlar çok yaralayıcı olabilir. Varoluşçu filozoflara göre; ne zaman öleceğimizi bilmeyiz; bilinen şey zamanın kısıtlı olmasıdır ve bu gerçeğin bizde kaygı yaratıyor olmasıdır. Bu bağlamda insan ilerde yapmak istediklerini yapamama kaygısıyla da çok istediği bir eylemde bulunabilme cesareti gösterdiğinde hayat daha anlamlı bir hale dönüşebilir. Bazen bir şeylere yetişememe endişesi, bilinç dışında yoğun yaşanıyor olabilir; fakat alınan sorumluluklarla varoluşa anlam kazandırma hali; kaygıyla başa çıkmaya ve anlam arayışına çok yardımcı olabilir. Bu sebeple de anlam arayışı olan insanların kendi gerçekliğiyle daha çok yüzleşme cesareti olduğu görülebilir.
Varoluşsal Anlam Yolculuğu
Varoluşçu bakış açısı çerçevesi; Hegel’in zamanın diyalektiği şeması kapsamında, şimdiki zaman deneyiminin hem geçmişin anlamını hem de gelecek zaman deneyimini etkilediği ve bu üç zamanın da kendi içindeki etkileşimine dayanmıştır. Bu bağlamda her zamanın kendi içinde bir döngü olduğu gerçeğiyle tek bir zamana odaklanmanın anlamsız olduğunu fark etmek mümkün olabilir. Aslında geçmişi nasıl değerlendirdiğimiz ve nasıl bir gelecek yarattığımızın da sorumluluğunu almamız gerektiği önemli bir gerçekliktir. Bu düşünceyi benimsemek insana güç verir ve gerçekten çoğu zaman iyi hissettirir. Çünkü meseleyi ‘’şimdi’’ yani kontrol edilebilir bir noktaya çeker. Bu noktada; ‘’Verdiğim her karar aslında geçmişe bakış açımı da etkiledi, geleceğimde de mutlaka fark yaratacaktır.’’ Hegelci zaman diyalektiğine ait olan sözün felsefi anlamı; ‘’Karar’’ mekanizmasının şimdi bize ait olması, ‘’geçmişi’’ bu verilen karar sonrası yeniden anlamlandırabilme imkanımız olması ve ‘’gelecek’’ için de alacağımız bu kararın imkanlarını temsil eder. Sartre ise: ‘’Seçim yapmamanın da bir seçim olduğunu ama bu hayatı aktif değil, pasif yaşamayı seçtiğiniz anlamına gelir’’ der. Bazen de insanlar için bazı noktalarda seçim yapmayıp pasif kalmak da çok işlevsel olabilir. Çünkü seçim ve sorumluluk endişeyi de getirebilir. Kendin için çok zor olan bir karar verirsin, sonuçlarını çok başka hayal edersin, seçimin seni bambaşka bir yere götürebilir; fakat burada yaşadığın endişenin varlığı ve belki de hayal kırıklığın hayatına çok fazla anlam katacaktır. Oradaki öğretiyi alabilmek, hayatını anlamlı hale getiren şeylerden biridir. Bu yüzden de her şeye rağmen aktif bir yaşam sürmek, sonuçları ne olursa olsun insanı çok daha besleyici ve anlamlı bir yöne çevirir. İnsan kendi gözlem noktasını derinlemesine kavrayabilirse, yönelimselliklerini ve dünyadaki eylem ve tepkilerini çok daha iyi anlamış olur. Varoluş amacın her ne ise; insanlara iyi gelebilmek, daha çok şey üretmek gibi; kişinin anlam yüklediği her şey olabilir, bununla beraber aslında tepkiler ve eylemler de daha çok anlam kazanacaktır.


