Çarşamba, Ocak 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Cesur Yeni Yapay Dünya

Gelecekte beşeri konularda ne bekliyor? Güncel sosyolojik ve psikolojik sorunlara baktığımızda karşımıza çıkan tabloda birçok şey görüyoruz. Bu makalede bunlarda önemli gördüğüm üçü hakkında bahsedeceğim. Yani geleceğin belirsizliği ve savaş ihtimallerinin, yapay zekânın ve otomasyon teknolojilerinin gelişmesinin ve cinsiyet kimliklerinin içsel dinamiğindeki değişimin üzerimizdeki etkilerine…

Bu metin, üç ayrı başlığı aynı psikolojik eksene bağlayarak okuyor: belirsizlik arttıkça zihnin ‘ajanlık’ duygusu zayıflıyor ve anlam üretimi daha kırılgan hâle geliyor. Savaş ihtimali dış dünyadan gelen tehdidi büyütürken, otomasyon iş ve kimlik zeminini kaydırıyor; toplumsal cinsiyet tartışmaları ise tanınma ve aidiyet alanında yeni gerilimler üretiyor. Üçü birlikte, ruh sağlığında en çok ‘kontrol edilebilirlik’ ve ‘tutarlılık’ ihtiyacını görünür kılıyor.

Geleceğin Belirsizliği ve Savaş İhtimalleri

The Economist dergisinin “The World Ahead 2025” dergisinin sayfası yılın ortalarında yaygın olarak dillendirilmişti. Çünkü senenin başında yayımlanan bu sayının kapağında o sene içinde olacaklar tahmini bir şekilde sembolik olarak resmedilmişti ve çoğunlukla da tahminleri gerçekleşmişti. Bu tür kapak okumasının her zaman geriye dönük yorumlara açık olduğunu ve sembollerin farklı okumalara izin verdiğini not etmek gerekir; yine de kapakların ortak temaları, dönemin kolektif kaygılarının iyi bir aynası gibi çalışır.

Şimdi de The Economist’in 2026 kapağında bir araya gelen savaş, teknoloji, güç kaybı ve kontrol imgeleri aslında tek bir ana soruya işaret eder: İnsan zihni, sürekli belirsizlik içinde yaşamaya ne kadar dayanabilir? Psikolojik açıdan belirsizlik, somut bir tehlikeden daha yıpratıcıdır. Çünkü savaş ihtimali, bireyin zihninde sürekli açık kalan bir tehdit dosyası yaratır; ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen ama hep mümkün olan bir felaket beklentisi, sinir sistemini kronik alarm hâlinde tutar. Bu durum zamanla kaygı bozukluklarını, dikkat dağınıklığını ve geleceğe yatırım yapma isteksizliğini artırır. İnsan zihni öngörülebilirlik üzerine kurulu olduğu için, küresel güçlerin bile kontrol kaybı içinde gösterilmesi bireyde “hiçbir şey güvende değil” hissini derinleştirir. Bu his, özellikle genç kuşaklarda çaresizlik ve anlamsızlık duygularını besler. Kişi çalışsa, plan yapsa ya da uyum sağlasa bile geleceğin buna karşılık verip vermeyeceğinden emin değildir.

Kapakta sıkça görülen ilaç, şırınga ve teknoloji imgeleri, duygusal yükle baş etmenin giderek içsel kaynaklardan çok dış müdahalelere bırakıldığını düşündürür. Belirsizlik altında yaşayan birey, anlam üretmek yerine duygularını bastırma veya regüle etme yollarına yönelir. Yapay zekâ ve robot figürleri ise kontrolün insandan uzaklaştığı algısını güçlendirerek yabancılaşmayı artırır. Sonuçta insan zihni, hem dış dünyaya hem de kendi geleceğine karşı mesafeli, yorgun ve savunmada bir pozisyona çekilir. Bu tablo, savaşın fiilen başlamasından önce bile ruhsal yıkım zaten yaşandığını göstermektedir. Bu noktada belirsizlik yalnızca ‘dışarıdaki’ tehlikelere bağlı kalmıyor; gündelik hayatın örgütlenişi de hızla değiştiği için kaygı, daha içsel ve süreğen bir zemine taşınıyor. İşin, üretimin ve karar alma süreçlerinin dönüşümü, zihnin güven duyduğu rutinleri yeniden pazarlığa açıyor.

Yapay Zekâ ve Otomasyon Gelişmeleri

Yapay zekâ ve otomasyon, insan zihnini esasen iki eksende zorluyor: dikkat ve anlam. McKinsey’in “bilgi mi, bilgelik mi?” yazısının da vurguladığı gibi, bugün kıt olan şey veri değil, ayırt etme kapasitesi; algoritmalar bilgi akışını sınırsızca artırırken, zihnin seçip sindirme becerisi dar boğaza giriyor. Bu da kronik zihinsel gürültü, huzursuzluk ve “anxious momentum” diye tarif edilen, durmadan koşturup aslında yönünü kaybetme halini besliyor (McKinsey & Company, 2023).

Geleceğin işiyle ilgili rapor, 2030’a kadar çalışma saatlerinin yaklaşık üçte birinin otomasyonla yer değiştirebileceğini, milyonlarca insanın meslek değiştirmek zorunda kalacağını öngörüyor. Bu sadece ekonomik bir mesele değil; kimlik duygusunu doğrudan etkiliyor. “Ne iş yapıyorsun?” sorusu, pek çok insan için “sen kimsin?” sorusunun gölgesi. İş rolü çözüldüğünde, zihin belirsizlik, değersizlik ve yerini kaybetme duygusuyla karşı karşıya kalıyor. Özellikle düşük ücretli, tekrar eden işlerde çalışanlar için bu geçiş, güçlenme fırsatından çok dışlanma tehdidi gibi deneyimlenebiliyor; bu da kaygı, öfke ve umutsuzluk karışımını tetikliyor (McKinsey Global Institute, 2023).

“Brave new (business) world” bulguları ise, büyük istifaların arka planında yöneticiden görülmeme, ait hissetmeme ve tükenmişlik yaşandığını gösteriyor. İnsanlar sadece iş değil, psikolojik barınak arıyor: değer gördüğü, sınır koyabildiği ve özerklik hissi yaşadığı yerler. Yapay zekâ çağında zihin, bir yandan otomasyon karşısında “yerimi kaybediyorum” kaygısını, diğer yandan da “daha anlamlı ve otonom bir yaşam kurabilirim” umudunu aynı anda taşıyor. Burada belirleyici olan, dış teknolojik dönüşümden çok, içeride dikkat, farkındalık ve etik pusulayı güçlendiren pratiklerin –meditasyon, düşünsel duraklama, sınır koyma– kullanılıp kullanılmaması. Böylece zihin, akışa kapılan bir nesne olmaktan çıkıp, teknolojiyi kullanan özne olma ihtimalini koruyabiliyorsa.

İş rolündeki kayma, yalnızca ekonomik bir mesele değil; ‘ben kimim’ sorusunun dayandığı toplumsal tanınma alanını da etkiliyor. Bu yüzden kimlik tartışmalarını, teknoloji ve belirsizlik başlıklarından kopuk değil, aynı zihinsel yükün başka bir yüzü olarak düşünmek mümkün.

Cinsiyet Kimliklerindeki Değişen Dinamikler

Bu başlık, burada bir “kültür savaşı” tartışması yapmak için değil; kimliğin nasıl kurulduğu ve nasıl tanındığı meselesinin, özellikle dijital ortamda, ruhsal dayanıklılıkla nasıl kesiştiğini göstermek için yer alıyor.

Judith Butler’ın geliştirdiği toplumsal cinsiyet performativitesi kuramı, cinsiyeti sahip olunan sabit bir özellik değil, sürekli olarak yapılan bir şey olarak düşünmeye davet eder. Butler’a göre cinsiyet bir “isim” değil, bir “eylem”dir; yani olmakla değil, yapmakla ilişkilidir. Bu yaklaşım, özellikle Gender Trouble ve daha erken tarihli “Performative Acts and Gender Constitution” metninde, cinsiyetin biyolojik temelden türeyen doğal bir öz olmadığı fikrine dayanır. Cinsiyet, ancak zaman içinde yinelenen, toplumsal olarak tanınan ve düzenlenen eylemler aracılığıyla varlık kazanır.

Butler burada J. L. Austin’in “edimsel sözceler” kavramından yararlanır. Nasıl ki “Söz veriyorum” demek bir durumu betimlemez, doğrudan bir eylemi gerçekleştirirse; cinsiyet de onu ifade eden davranışlardan bağımsız bir gerçekliğe sahip değildir. Giyim tarzı, bedenin kullanımı, jestler, konuşma biçimleri ve ilişkilenme şekilleri, cinsiyetin kendisini üretir. Dolayısıyla cinsiyet, içsel bir özün dışavurumu değil, tekrar eden pratiklerin yarattığı bir gerçeklik etkisidir.

Bu bağlamda Butler, cinsiyetin bir “seçim” olduğu fikrini de reddeder. Çünkü seçim yapabilen özerk bir öznenin, cinsiyetten önce var olduğunu varsaymak mümkün değildir. Öznenin kendisi, tam da bu cinsiyetlendirilmiş eylemler yoluyla ortaya çıkar. Beden de bu sürecin pasif bir taşıyıcısı değil; tarihsel, kültürel ve politik olarak anlamlandırılmış bir olanaklar alanıdır. Hangi eylemlerin “normal”, hangilerinin “sapma” olarak kodlanacağı, bireysel tercihlerden çok iktidar ilişkileriyle belirlenir.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet performativitesi, bireysel deneyimi politik bağlamdan ayırmaz. Kişisel olan, her zaman politiktir; çünkü her tekil eylem, mevcut cinsiyet rejimini yeniden üretir ya da potansiyel olarak bozar. Butler’ın yaklaşımı, özellikle trans kimlikler ve cinsiyet uyumsuzluğu tartışmalarında eleştirilere açık olsa da, cinsiyetin değiştirilemez bir kader değil, tarihsel olarak kurulmuş bir düzenleme olduğunu göstermesi bakımından çağdaş düşünceye güçlü bir tartışma zemini sunmuştur.

Sonuç

Belirsizlik, otomasyon ve kimlik alanındaki dönüşümler farklı görünüyor; fakat psikolojik açıdan aynı yerden baskı kuruyor: zihnin geleceği öngörebilme, kendi eylemini etkili hissedebilme ve ilişkisel olarak tanınma ihtiyacı. Bu üç ihtiyacın zayıfladığı yerde kaygı artıyor, dikkat bölünüyor ve umutsuzluk daha kolay örgütleniyor. Ruh sağlığı açısından temel hedef, bilgi akışını yönetilebilir sınırlara çekmek, küçük ama gerçek kontrol alanları oluşturmak ve tanınma-aidiyet duygusunu yalnız performansa değil, sürdürülebilir ilişkilere yaslandırmak olabilir.

Kaynakça

Austin, J. L. (1962). How to do things with words. Oxford, UK: Oxford University Press. Butler, J. (1988). Performative acts and gender constitution: An essay in phenomenology and feminist theory. Theatre Journal, 40(4), 519–531. Butler, J. (1990). Gender trouble: Feminism and the subversion of identity. New York, NY: Routledge. McKinsey & Company. (2023). Information vs. wisdom: Why meditation is essential for leaders in the age of AI. https://www.mckinsey.com/about-us/new-at-mckinsey-blog/information-vs-wisdom-why-meditation-is-essential-for-leaders-in-the-age-of-ai McKinsey Global Institute. (2023). A new future of work: The race to deploy AI and raise skills in Europe and beyond. https://www.mckinsey.com/mgi/our-research/a-new-future-of-work-the-race-to-deploy-ai-and-raise-skills-in-europe-and-beyond McKinsey & Company. (2021). The brave new business world. https://www.mckinsey.com/capabilities/people-and-organizational-performance/our-insights/the-organization-blog/the-brave-new-business-world The Economist. (2025). The world ahead 2026. London, UK: The Economist Group.

Cihan İleri
Cihan İleri
Psikolog | Psikoterapist | Klinik Psikolog | İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini klinik psikoloji alanında tamamladı. Psikodinamik yönelimli psikoterapi alanında eğitimlerine devam etmekte; bireysel terapi pratiğini özellikle nesne ilişkileri kuramı, kendilik psikolojisi ve aktarım temelli tekniklerle sürdürmektedir. Depresyon, narsisistik yaralanmalar, kimlik sorunları ve ilişki dinamikleri üzerine çalışmaları bulunmaktadır. Psikolojiye olan ilgisini, kuramsal derinlik ve sanatsal ifade biçimleriyle buluşturmaya özen gösterir. Yazılarında psikanalitik düşüncenin edebiyatla, mitolojiyle ve güncel insan deneyimiyle kesişim noktalarını araştırır. 2025 yılında başlattığı Akşam Ateş Başında adlı podcast serisinde, psikolojik kuramları kişisel ve kültürel anlatılarla bir araya getirerek geniş bir dinleyici kitlesiyle buluşturmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar